Çocukken geçmişi çok merak ederdim. İnsanlar nasıl yaşıyorlardı? Evler nasıldı? Evlerde kullanılan eşyalar nelerdi? Ne yer, ne içerlerdi? Nasıl giyinirlerdi? Bunlar gibi daha birçok soru dolanıp dururdu kafamda. Bu merakımı giderecek kitaplara rastlarsam tüm bilgileri beynimdeki raflara depolamaya çalışırdım. Bazen çok şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşırdım. Örneğin Avrupa’da çok yakın tarihe kadar, ismi lazım değili lazımlıklara yaptıklarını, sonra da lazımlığı pencerelerde foşşş! diye döküverdiklerini okuduğumda dehşete düşmüştüm. Kafasına gökten ismi lazım değil yağan biri ne hissederdi? Buna kızar mıydı? Yoksa bu o çağ için normal karşılanan, sıradan bir kaza mı olurdu? Beni şaşırtan şeylerin bir kısmı da bugün alışık olduğumuz pek çok nesnenin aslında çok eskiden beri kullanılıyor olmalarıydı.
Sonra büyüdüm. Sanat tarihi eğitimi alırken, tarih öncesinden modern çağa kadar insan yaşamının farklı dönemleri hakkında pek çok bilgi edindim; bu eğitim, merakımı az da olsa tatmin etti. Ama yine de bugün hâlâ geçmiş yaşamlara ait kaynaklara rastlayınca, beynimdeki depoların kapıları yine sonuna kadar açılıyor. Bu kaynaklar görsel açıdan da doyurucuysa değmeyin keyfime.
Siz de benim gibi görsel hafızası baskın biriyseniz, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ayrıntısı bol tarihsel çizim ve resimler beni benden alır. O nedenle Peter Kent’in yazıp resimlediği “Zaman İçinde Kent” isimli kitap da beni benden aldı.
“Taş Devri’nden Uzak Geleceğe” alt başlığını taşıyan kitap, arkeoloji bilimine dair temel bilgilerle açılıyor. Bu bölüm, toprağın altında saklı olan kalıntılar ve tarihin arkeologlar tarafından nasıl gün yüzüne çıkarıldığını anlatıyor. Anlatılanlara çok büyük bir arkeolojik kazı alanını gösteren çizim eşlik ediyor. Üst üste birikmiş çok sayıda katmanı görünce şaşırıyorsunuz. “Bunca şey üst üste nasıl birikmiş?” diye soruyorsunuz. En azından, çocukların bunu sorması amaçlanıyor. Bu sorunun cevabıysa sonraki sayfalarda gizli. Asıl öykü de işte bu giriş bölümünden sonra anlatılıyor.
Öykümüz “Eski Taş (Yontma Taş) Çağı” ile başlıyor. Gördüğümüz resim uçsuz bucaksız bir manzarayı tasvir ediyor. Alabildiğine uzanan tepe ve düzlükleri bir nehir bölüyor. Bir yanda mamutlar, diğer yanda onları avlamaya hazırlanan, kürlü giysileriyle Taş Devri insanları… Metin, bundan 10.000 yıl öncesinin insanın yaşam koşullarından söz ediyor. Sayfayı çevirdiğinizde manzara değişiyor. Çorak arazi yeşermiş. İnsanların giysileri değişmiş. Bir yanda tarım yapmaya başlamışlar. Az önce (daha doğrusu birkaç bin yıl önce) gördüğümüz nehrin üzerinde ilkel bir köprü var. Nehrin iki yanındaysa saz ve ağaçlarla yapılmış barınaklar var. Tarih öncesinin ilk yerleşim yerlerinden birine bakıyoruz. Yerleşimin üzerinde durduğu toprak parçasının kesidi de görülüyor. Toprağın altında, birkaç bin yıl öncesinden kalma bir mamut iskeleti var.
Sayfayı yeniden çeviriyoruz: Demir Çağı. Sayfayı çeviriyoruz: Roma Devri. Sayfayı çeviriyoruz: Karanlık Çağ ve ardından Orta Çağ. Biz yerimizden hiç kımıldamadan hep aynı noktadan aynı yere bakıyoruz. Ama manzara sürekli değişiyor. Taş Devri’nin alet-edevatının toprağa gömülüşünü, çadırların bıraktığı izleri, Romanlılar’ın yer altı su sistemini ve Karanlık Çağ’da insanların Roma harabeleri üzerinde nasıl yeniden ilkel bir yaşam döndüklerini hep aynı yerden gözlüyoruz. Zaman ve çağlar ilerledikçe kotun yavaş yavaş yükselişini görmek çok keyifli.
Orta Çağ ile birlikte mimaride yine bir atılım başlıyor. Toprağın altında geçmişin izlerini saklamaya devam ederken bu kez yeni binalar yapılıyor. Yapılanlar, yıkılanlar, biçim değiştirenler, savaşla tahrip olanlar… Tarih adeta bir film şeridi gibi gözümüzün önünde ilerliyor. 16, 17, 18. yüzyılların ardından 19. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin kentte yarattığı değişimi görmemek mümkün değil. 20. yüzyıla ayrılmış sahneler artık tanıdık. Sonraki sayfalarsa sürprizli: 21. yüzyılda hayali bir yakın gelecek tasvirine yer verilmiş. “Uzak Gelecek” başlıklı bölümse tüyler ürpertici ve insanın geldiği noktayı sorgulamasına neden olacak kadar sert. Manzaranın tarihöncesinden tek farkı toprak altında biriken kalıntıların çeşitliliği…
Bu dolu dolu sahnelerin yanı sıra, her döneme ilişkin bilgi kutucukları da hazırlanmış. Kitabın sonuna da ufak bir sözlük ile araştırmayı sevenler için pek çok web adresi eklenmiş.
“Zaman İçinde Kent” öyle bir kerede alınıp okunup bitirilecek bir kitap değil. İçinde o kadar çok bilgi, o kadar çok ayrıntı ve sürpriz var ki, insan defalarca eline alıp incelemek istiyor. Her defasında yeni keşifler yapacağınıza eminim. Hani demiştim ya, geçmişe dair güzel görseller aklımı başımdan alıyor diye… Resimler tıpkı birer bulmaca gibi. Kesitlerin sürekliliğini izlerken gözüme kestirdiğim kimi nesnelerin yüzyıllar süren yolculuğunu izlemek beni çok eğlendirdi. Örneğin Roma Devri’nde bir Roma soylusunun evini süsleyen yeşil testinin sonraki yapının temel harabeleri arasında 21. Yüzyılın ötesine kadar yaşadığını gördüm. 17. Yüzyılda çıkan savaşlarda bir adamın evin bodrumundaki kuyunun derinliklerine çuval çuval altın sakladığını gördüm. Sonra “Acaba günün birinde birisi bu hazineye konar mı?” diye merakla bekledim. Dört yüzyıl sonra aynı binada yaşayan bir adam buldu çil çil altınları. En soldaki bina, tarih boyunca hep bir yemek mekanı olarak işlevlendirildi. Kapısındaki kırmızı domuz tabelası her çağda farklı bir biçimle boy gösterdi. Ben oraya “Kırmızı Domuz Hanı” adını verdim. Hemen yanındaki alan genelde kent merkezi / meydan gibi kullanıldı. Çeşmeler, heykeller, anıtlar hep bu noktaya kuruldu. Sağdaki bina ise genelde soyluların konutu oldu. Onun yanındaki binadaysa her çağda başka bir meslekten birilerinin iş yeri yer aldı. İnanmayacaksınız ama camdan lazımlık boşaltan tam iki kişi gördüm!
“Zaman İçinde Kent” yaşayan bir kitap. Resimlerinin her biri, yüzlerce figüranın kullanıldığı görkemli bir film sahnesi gibi, cıvıl cıvıl. Bu kitabı elinize aldığınızda orada yazanların dışında kendi kendinize anlatabileceğiniz onlarca öykü barındırıyor. Bu kitap, benim gibi tarihe meraklılar için biçilmiş kaftan. Tarihle yeni tanışacak ufaklıklar için ise çok keyifli bir başlangıç noktası. Bilgi, o kadar eğlenceli bir yaklaşımla aktarılmış ki, bu kitabı (ya da bu oyun aracını mı desem?) eline alan çocuklar sunulan bilgiyi ne zaman nasıl aldıklarının farkına bile varmayacaklardır.
Kitap bir Avupa yerleşiminin gelişimini gösteriyor. Keşki farklı kıtaların, farklı kültürlerin de kesitleri olsaydı. Ben Güney Amerika uygarlıklarını ve Çin’i bu kitabın üslubuyla incelemeyi çok isterdim. Kim bilir hangi güzel ayrıntılar çıkarırdı oraların tarihleri… Ama olsun. Bardağın dolu tarafına bakalım. Okuldaki tarih dersinin sıkıcı olduğunu düşünen bir çocuk tanıyorsanız, eline tutuşturuverin bu kitabı. Bakalım tarihle ilgili fikirleri değişecek mi?













{ 4 comments… read them below or add one }
Tarihi sevdirmek için çok güzel bir seçim. Görsel olarak etkileyici ve ilgi çekici.
İyi haftalar
tüh az önce sipariş verdim keşke bu kitabı da ekleseydim
Geçmiş merakım yüzünden mesleğimi seçtim. Her ne kadar ilkçağ tarihi ile içli dışlı olsam da hala merakım geçmedi. Umarım kızım da tarih sever. Kitabı önce içimde bir türlü ölmeyen tarih canavarı için sonra da kızım için alacağım
nerden alabiliriz ki? bulamadım ben
Görür görmez aldık, çok güzel. Özellikle bir sayfaya yayılmış bol detaylı çizimler çok küçük yaşlardan itibaren ilgisini çekiyor çocukların.