Devekuşu kafasını kuma gömünce saklandığını sanır. Kediler pusuya yatıp kulaklarını iki yana yatırınca görünmediklerini varsayarlar. Bücürük çocuklar gözlerini kapadıklarında herkesin karanlığa gömüldüğünü sanacak kadar saftiriktirler. Ve ben kitapçıdan bir kitap alıp, bitene kadar heyecan ve keyifle okuduğumda o kitabı okuyan ilk kişi olduğumu sanırım. Durun, durun, gülmeyin! Biliyorum; tabii ki ilk okuyan ben değilim. Ama öyle olması hoşuma gidiyor işte. O kitabı ilk keşfeden benmişim gibi hissetmek kitabı daha da değerli kılıyor. Siz de aynı şeyi hissetmez misiniz?
Bu güzel keşiflerden biri de Hayao Miyazaki’nin ünlü filmi “Yürüyen Şato”yu aslında İngiliz yazar Diana Wynne Jones’un aynı adlı romanından uyarladığını öğrenmemdi. Bunu muhtemelen sağır sultan bile duymuştur. Ama dedim ya, ben ilk kez duymuştum. (Keşif!) Birkaç ay önce, kim bilir hangi gazetenin kitap ekinde bu haberi görünce nasıl heyecanlandım, nasıl heyecanlandım. Yine de kitabı hemen koşup almadım. Güzel bir vakte saklamalıydım. Zaman geçti ve ben “Yürüyen Şato”yu gerçekten güzel bir vakitte okudum. Şeker gibi eridi zihnimde. Neyse ki öyle hemencecik erimedi şeker. Ağır ağır bıraktı tadını. Ardında da güzel bir tat kaldı damağımda.
Üç kız kardeşin en büyüğü olan Sophie, babasının şapkacı dükkanında çalışmaktadır. Büyük kız kardeş olmasını kadere bağlamaktadır. Başına gelen tüm talihsizliklerin nedenini bddur. Günün birinde babası ölür; kız kardeşleri evden ayrılarak farklı yollara giderler. Sophie ise her gün birbirinden güzel şapkalar yaptığı dükkana mahkum olur. Aynı günlerde korkunç büyücü Howl’ın yürüyen şatosu Sophie’nin yaşadığı Pazar Mahallesi’nin yakınlarında gezinmeye başlar. Denildiğine göre Howl zalim, karanlık bir büyücüdür ve genç kızların kalplerini yemektedir. Batıl inançları olan Sophie’nin en büyük kabusudur Howl’la karşılaşmak. Ancak ülkede tehlike saçan biri daha vardır: Çöl Cadısı. Cadı bir gün Sophie’nin dükkanına gelir. Aralarında kısa ve pek de hoş olmayan bir konuşma geçer. Cadı dükkandan ayrılmadan önce Sophie’yi lanetler. Sophie’nin güzel kızıl saçları grileşir, yüzü çöker, bedeni güçten düşer. Sophie yaşlı bir kadına dönüşmüştür.
Sophie artık şapka dükkanında yapacak bir şeyinin kalmadığını düşünür ve “kaderinin peşine düşmek üzere” evden ayrılır. Alışık olmadığı yaşlı bir bedenle yol alması zor da olsa, kasabanın dışına kadar gider. Akşam çöker. Artık yorgunluktan bitik hale geldiğinde yoluna ne çıkar dersiniz? Yürüyen Şato. Hani şu çok korkunç Howl’un şatosu. Sophie’nin korkacak bir şeyi kalmamıştır. Çünkü Howl genç kızların kalplerini peşindedir; Sophie’yse yaşlı bir kadındır. Sophie bir güzel yerleşir şatoya. Hatta kendini oraya zorla kabul ettirir. Şatonun hareket etmesini sağlayan asıl şeyle, Ateş Cini Calcifer’le ve Howl’un çırağı Michael’la tanışır. Çok geçmeden Howl da boy gösterir. Şato halkı bu huysuz ve temizlik delisi yaşlı kadından az çekmezler doğrusu.
Kitap boyunca bu sıra dışı evin düzenine tanık oluruz. Howl’un çalkantılı yaşamı, Sophie’nin lanetten kurtulabilmek için Calcifer ile Howl arasındaki gizli sözleşmeyi çözme çabaları, Sophie’nin yokluğunda iki kız kardeşinin başına gelebilecek olası tehlikeler ve Çöl Cadısı, “Yürüyen Şato”nun ana çizgilerini oluşturuyor. Ana karakterlerin yanında, pek çok yan karakter de kitaba renk katan unsurlar. Büyücüler, kapısı dört ayrı mekana açılabilen yürüyen bir şato, kaprisli ve sinir krizi geçirdiğinde etrafı sümüğe bulayan bir Howl, turp kafalı bir korkuluk ve farklı dünyaların karşınıza çıkabileceği bir kitap “Yürüyen Şato”. Ama benim en sevdiğim yanıysa Sophie’nin geçirdiği değişimi izlemek oldu. Gençten yaşlıya olan değişimi kastetmiyorum; Sophie’nin kendini bulma macerasından söz ediyorum. Kaderinin peşine düşen, korkak ve kendine güvensiz bir insandan güçlü, dediğinin arkasında duran ve kendini keşfettikçe daha da heybetli bir kişiliğe dönüşen cadı Sophie’yi kastediyorum.
Belki izleyenleriniz olmuştur. Ünlü Japon animasyon ustası (sihirbazı) Hayao Miyazaki “Yürüyen Şato”yu beyazperdeye uyarlamıştı. Oscar’a da aday gösterilen film bence görsel bir harika. Kitabın yazarının “Uzun zamandır izlediğim en heyecan verici film,” olarak nitelendirdiği animasyon, elbette kitabın birebir aynısı değil. Diana Wynne Jones bu durumu ise şöyle yorumlamış: “Karakterler benim yazdıklarımla aynı; ama diğer her şey farklı. Okunacak bir şeyi görsel bir şeye dönüştürmek çok zor. İzleyeceğiniz bir şey yaratmak daha fazla zaman alıyor; bu nedenle Miyazaki’nin bazı kısımları atması gerekti.” (Yazının orijinali için tıklayın.)
Kitabın kapağındaki şato resmi ile Miyazaki’nin tasarladığı şato arasında bile dünyalar kadar fark var. Miyazaki, diğer filmlerinde yaptığı gibi burada da abartmış da abartmış; insanın hayaline sığmayacak ayrıntılarla görsel bir şölen sunuyor. Belirtmen gereken bir şey de, genelde kitaptan uyarlanan filmlerin beni pek tatmin etmiyor oluşu. Diana W. Jones’un dediği “bazı kısımların atılması” zorunluluğundan sanırım. “Yürüyen Şato”da ise durum tersi oldu. Bayıldığım bir filmin kitabını okudum ve var olandan fazlasını aldım. Güzel bir deneyimdi. Filmi izlediyseniz, kitabını da mutlaka okuyun. Kitabı zaten okuduysanız ve filmi izlemediyseniz… Çabuk, çabuk!!!
“Yürüyen Şato”yu almaya kitapçıya gittiğimde, görevliye “Yürüyen Şato”nun olup olmadığını sordum. Bir yandan da yeni çıkan kitapların durduğu tarafta “Uçan Şato” ilişmişti gözüme. Görevli ““Uçan Şato” olmasın?” diye sordu. “Hayır, hayır, “Yürüyen Şato”,” diye ısrar ettim. O sırada “Uçan Şato”da da Diana Wynne Jones’un parmağı olduğunu bilsem, hiç orada bırakır mıydım? Evet, Jones’un “Şato Serisi” varmış ve “Uçan Şato” da serinin ikinci kitabıymış meğer. Ama bu kez öykü kahramanımız Sophie, Howl ya da Calcifer değil, Abdullah isimli bir tüccar. Abdullah günün birinde yabancı birinden sihirli bir halı satın alır ve… ve… İnanın devamını ben de bilmiyorum ve üç vakte kadar gidip kitabı alıp okumazsam bana da Banu demesinler. Hem de okuyan ilk ben olacağım!!!
Hamiş: “Şato Üçlemesi”nden söz ettiğimiz radyo programımızın bant kaydına buradan ulaşabilirsiniz.
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir:
Yürüyen Şato
Özgün Adı: Howl’s Moving Castle
Yazan: Diana Wynne Jones
Çeviren: Bülent O. Doğan
Yaş grubu: 12+
İthaki Yayınları, 2010, 293 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-605-375-090-1













{ 12 comments… read them below or add one }
miyazaki’nin filmini 1-2 sene önce keyifle izlemiştim, diğer filmlerine de bayılırım, arada kızımla miyazaki gecesi yaparız
kitabın çıktığını duyunca ben de bi tereddüt etmiştim, çünkü ya film ya kitap (tercihan kitap) diyenlerdenim. görünen o ki, kitabı da benzer bir tadla okuyabileceğim. iyi ki okumuş yazmışsın banu
Oğlum ve kızımla birlikte gözlerimizi bile kırpmadan seyrettiğimiz harika bir çizgi büyüsüydü… Kitabı olduğunu bilmiyordum. Biz de arada bir Miyazaki geceleri yapıyoruz ve çok mutlu oluyoruz. Komşum Totoro ve Ponyo da çok sevdiklerimizden…
miyazakinin en sevdigim filmidir yürüyen şato, kitabini da bir an once alip okuyacagim, tesekkurler banucum,
Filmini bir iki sene önce seyretmiştim ve çok etkilenmiştim tam bir görsel şölendi benim için, kitabını da hemen alacağım:)
Totoro yu çok severim.. hala Ponyo yu izleyemedim
aklıma geldi hemen bakınayım
Heeey, cok sevindim kitabinin cikmasina, ben de filmini izlemistim ve cok sevmistim. Kagittan yapilan maketi gorunce dumur oldum resmen. Birkac dakikadir bakip bakip inanamiyorum. Sanat eseri, olaganustu!
Ben “Yürüyen Şato”yu izlemeyeli çok olmuş. Hafta sonu yeniden izledim. Hani film kitaptan farklı, demiştim ya, şimdi net olarak diyebilirim ki, FİLM KİTAPTAN ÇOOOK FARKLI! Evet, ana hatlar var ve evet, Miyazaki bazı yerleri çıkarmış. ama bir o kadarını da eklemiş. Yepyeni bir yorum katmış. Film çok güzel, ama kitabı da onunla yarışır. Hatta kitabın çok güzel bir aşk öyküsü içerdiğini de eklemeliyim.
@Evren, o maket benim de aklımı başımdan alıyor. Delilik mi, artık başka başka bir şey mi, bilemiyorum.
yuruyen sato yu okudum banu, gercekten cok guzel cok sevdim
“Yürüyen Şato” Kerem’in çok etkilendiği animasyonlardan biri, hatta okulda kısa animasyon filmi çalışmasında Miyazaki izleri taşıyan” Yürüyen Ağaç” isimli animasyonu yapmış kendi çapında. Küçük Deniz Kızı Ponyo ise başlı başına ayrı bir konu.Ben de kitabı olduğunu bilmeyenlerdenim. En kısa zamanda bulup yavrucuğu sevindirmeliyim.
Başak, Kerem için biraz fazla gelebilir bu kitap. (Yaş grubu bakımından).
Ama olsun, filmini bile bu kadar sevmişken, ben alayım da gerekirse kenarda dursun. Kendim okurum o anlayana kadar, olmaz mı?
filmini zevkle izledim tavsiye ederim