Ben dünyaya gelirken annemle babam ne umuyordu acaba? Benden ne bekliyorlardı? Bir şey bekliyorlar mıydı? Nasıl biri olacağımı hiç düşünmüşler miydi? Nasıl bir ilişkimiz olacaktı? Onlar için neleri yapmamı umuyorlardı? Belki de yalnızca doğup bir biçimde yaşamamı bekliyorlardı sadece.

Tüm bu lakırdılara neden olan, elbette bir kitap, ne zamandır beklediğimiz bir kitap. Banu, “Görünmeyenin Yazarı: Virginia Woolf” kitabı hakkında yazarken, Elma Yayınevi’nin iyi cadı Ursula K. Le Guin’in bir masalını yayıma hazırladığını öğrenmiştik. Heyecanla kitabın çıkmasını beklerken, Çınarçocuk’tan çıkan bir iyi cadı Ursula kitabı hakkında yazdık ve merakımız iyice arttı. Nihayet, Elma Yayınevi, beklediğimiz kitabı gönderdi: “Balık Çorbası”

İyi cadı Ursula’nın çocuk kitabı yazdığını ya da çocuklar için yazdığını söyleyebilir miyiz, bilmiyorum. Sanırım Ursula K. Le Guin’in yaptığı sadece masal anlatmak. Anlattığı masalların bazıları, çocukların da rahatlıkla alıp okuyabilecekleri masallar. “Balık Çorbası” da onlardan biri.

Mohalı Düşünen Adam ile Maholu Yazan Kadın, pastoral denebilecek bir ortamda, kendi evlerinde (dünyalarında?)  yaşayan iki yetişkindir. Adam düşünmekten, kadın yazdığı kitapları ciltlemekten yorulduğu zaman, balık tenceresinin başında buluşup sohbet ederler, uçuşan düşüncelere kaşık sallarlar. Adam tertipli, titizdir. Kadın pasaklıdır. Adamın evinde satranç, bahçesinde temiz bir inek varken, kadının evinde konuşan kediler ve kanatlı fareler vardır. Günlerden bir gün, balık çorbası içerken akıllarına çocuk sahibi olmak gelir. Kadın başta bu düşünceyi kaşıkla kışkışlayacak gibi olur ama… Adam kız, kadın erkek çocuk düşler. Çocuklar, ikiletmeyip ortaya çıkarlar çıkmasına ama kitabı okumayan okurlarımız bunların nasıl çocuklar olduğunu bilemezler.

İyi cadı Ursula ne anlatmış bilmiyorum. Belki de kadın kendisi, adam kocası, çocuklar da çocuklarıdır. Belki de olanı olduğu gibi anlatmıştır. Konuya niye buradan girdiğimi de bilmiyorum, o kadar da önemli değil. En iyisi, “Balık Çorbası” bana ne anlattı ondan söz edeyim: İlk sayfalarda, kadınla adamın dolaysız, birbirlerini oldukları gibi kabul ederek ve birbirlerinin dünyasına müdahale etmeden arkadaşlık yürüttüklerini düşündüm. Adam titizdi ama kadının evine gelince dağınıklıktan şikâyet etmiyor, ne kadından yaşama biçimini değiştirmesini istiyor, ne de kadının evini derleyip toplamaya kalkıyordu. Kadın, adam bulaşık yıkama biçimini beğenmediği için, balık çorbasını adamın evinde içtiklerinde bulaşıkları yıkamayı teklif etmiyordu. Çocuk meselesi ortaya çıkınca, bunun bir aşk ilişkisi olduğunu anladım. Buradan yola çıkarak, çocuk sahibi olmak isteyen kişilerde birbirlerine âşık olma şartı aradığımı anlayabiliriz, bu ayrı bir konu. Kitapta ne aşktan, ne sevgiden söz ediliyordu ama iyi cadı Ursula bize “ideal” bir aşk ilişkisi anlatıyordu: Ayrı evlerde, kendi dünyalarında yaşayan, birbirlerinin yaşamına “bulaşmayan”, birbirlerini kendi isteklerine göre biçimlendirmeye, yontmaya, çoğaltmaya çalışmayan, birbirlerini yönetmeyen, tahakküm altına almayan iki insanın aşkı. İşler, bu iki insan çocuk sahibi olmak isteyince karışıyordu. Adam bir kız çocuk hayal ediyordu ve bir çift ayakkabı, bir çift çorap ve kırmızı bir elbiseden mürekkep kız çocuğu kadının evinde beliriyordu. Kadın, bir oğlan çocukları olması gerektiğini düşünüyordu ve adam evine dönerken, derenin kenarında, her zaman balık avladığı yerde bir oğlan çocukla karşılaşıyordu. Kız ayakkabı, çorap ve elbiseden ibaretti, oğlan çocuğununsa olta takımı, hatta uçan balıklar için ağı bile vardı. Çocukları şekillendiren neydi? Kadınla adam, çocukları değiş tokuş etmeye karar verdikleri zaman, işler biraz daha karışıyordu. Kız adama gidiyor, oğlan kadına. Çorbaya koyacak yeterince balıkları olmadığı için avlanmaya giden çocuk, neredeyse eve sığamayacak kadar büyüyordu. Kız çocuğuysa ayakkabı, çorap ve elbiseden ibaret kalıyordu. Adam kızdan pek fazla şey beklememişti, kadınsa oğlandan pek çok şey beklemişti. Neyse ki, bu iki yetişkin çocuklara ne yaptıklarını fark ediyorlar da, kız bir bedene, oğlan normal ebatlara kavuşuyordu.

Adamla kadının (aşk) ilişkisi ideal de olsa, çocuklar öyle olmuyor. Daha doğrusu, iki yetişkin birbirleriyle ideal bir ilişki yaşıyorlar ama çocuklarıyla ideal bir ilişkiye girmiyorlar başlangıçta. İki yetişkin, birer ebeveyn olarak, çocukları kendi beklentileriyle oluşturmaya çalışıyor. Yani çocukları oldukları gibi değil, istedikleri gibi ve kadar görüyorlar, görmeye çalışıyorlar. “Şeyleri olduğu gibi değil, kendimiz gibi algılarız,” demiş bir usta. Fakat masal mutlu bitiyor: İki yetişkin, çocukları nasıl biçimlendirmeye, görmeye çalıştıklarını fark ediyorlar da, çocuklar kendileri gibi, oldukları gibi olma fırsatını buluyorlar. Bu, üzerine uzun uzun düşünmeye değer bir konu.

Kitabın Türkçe baskısının resimlerini Vicdan İleri yapmış. İlk bakışta, kadını ve adamı ilk gördüğümde Sadi Güran’ın yazıp resimlediği kitabı anımsadım. Kitabın resimlerinin beni tatmin ettiğini söyleyemem. Anlamadığım bir sahne var: İki çocuğun da ortaya çıkmasından sonraki bir resimde, çayırlık bir yerde duran bir grup kanatlı farenin üzerinde, ağzındaki bir dala bağlı balonlarla havalanmış bir kanatlı fare resmi var. Bu resmin masalla ilgisini, neye işaret ettiğini anlamadım. Ben bir şeyleri gözden kaçırmış olabilirim.

İyi cadı Ursula bu masalı çocuklar için mi yazmış, yoksa yetişkinler için mi? Yanıtlaması zor bir soru. Kitabı bitirince aklıma, “Ebeveyn umduğunu değil, bulduğunu sever” başlıklı yazıyla ele aldığımız “Kahraman” adlı masal geldi. İki masal da, çocuklardan beklentilerimiz üzerine sanki… Çocuk yapmak, biraz da kendini yeniden yapmaktır belki de.

Siz çocuğunuzu nasıl alırdınız?

Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:

Balık Çorbası
Özgün Adı: Fish Soup
Yazan: Ursula K. Le Guin
Resimleyen: Vicdan İleri
Çeviren: Kemal Atakay
Yaş grubu: 8+
Elma Yayınevi, 2011, 37 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-975-6093-80-1