Yansımanıza bakar mısınız? Güzelce giyinmiş, dolmuşa doğru yürüyorsunuz. Yanından geçtiğiniz bir mağazanın vitrini, kendinizi görüp de vitrindeki mankenlerle kıyaslayasınız, kıyaslayıp da kendinizi beğenmeyerek o mankenler gibi olmak için alış veriş etmeye yeltenesiniz diye, parlatılmış. Kendinize şöyle bir bakıyorsunuz ve yürüyüp gidiyorsunuz. Mankenler plastik zaten! Belki de bir arabanın yanından geçerken camdaki yansımanıza bakıp saçınızın önlerini şöyle bir düzeltiyorsunuz. Göbek nahiyesindeki hafif kabarıklığın, araba camındaki bombenin görüntünüzün biçimini bozarak yansıtmasından kaynaklandığını kafanızın içinde söyleyerek yolunuza devam ediyorsunuz.

Ben yansımalarıma bakarım. Bazen beğenirim, bazen beğenmem. Arada sırada çok daha tuhaf bir şey olur. Yansımama bakarım ve şaşırırım. Bu da kim? Sanki ruhum astral seyahate çıkmış da dönüşte bedenleri karıştırmış gibi bir his…

Çocukken daha sık yaşardım bu duyguyu. Meğer, o günlerde farkında değildiysem bile en önemli işim kendimi keşfetmekmiş. Bir şeyi isteyip istememek, ne yapacağına karar vermek, kendi istediğini değil, dayatılanı yemek, kendi istediğini elde etmek için hayal kurmak, plan yapmak… İlk defa karşılaştığım bir şey hakkında düşünmek, onun ne olduğunu anlamak, bana bir yararı olup olmadığına bakmak, bana bir zararı olup olmadığına bakmak, onu kabul etmek, onu reddetmek… Ne büyük macera!

Marianne Valentine, çocukluğun bu en büyük macerasını şiirsel bir yaklaşımla ele almış. Mimi, kaşıktaki yansımasından başlayarak, kendini gördüğü her yerde “Kim bu kız?” diye soruyor. Bir sanatçı mı, bir fırıncı mı, bir büyücü mü, bir bilim insanı mı? Mimi de ne tuhaf! Yansımalarını bir kenara bırakıp oyun oynamaya başlasa, canı ne isterse o olabilir oysa. Belki de yansımasını görünce kendi gerçekliğinden emin olma ihtiyacı artıyordur insanın. Gerçi Mimi’nin verdiği yanıtlar, çocuklara sıkça sorulan ve bir noktadan sonra kabak tadı veren “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusunun yanıtı gibi daha çok. Olsun. Annesiyle pişirdiği kurabiye hayal gücüyle mayalanınca Mimi’yi bir fırıncıya, yansımasını gördüğü musluğun üstündeki damla hayal gücüyle dalgalanınca Mimi’yi okyanusta yüzen bir yunusa çeviriyor. Hayal gücünü yabana atmamak lazım.

Kitabın resimlerini Philip Giordano yapmış. Sevimli ve de renkli resimler bunlar. Yuvarlak ve yumuşak hatlarıyla, resimler güzel bir rüyanın tam ortasındaymışsınız hissi yaratıyor. Ayrıntılarda Salvador Dali’nin eriyen saatlerine benzer unsurlar, saydam demlikler, salyangozumsu yaratıklar bulabilirsiniz. Sanki Mİmi’nin kafasının içini geziyoruz. Yazarla çizerin uyumu kitaba lezzet katıyor. Buna bir de Oğulcan Açıkel’in güzel çevirisini ekleyin.

Çocuklar daha on sekiz aylıkken bireysel farklılıklarının ayrımına varmaya başlar ve bunu pekiştirmeye çalışırlarmış. Sanırım bu “pekiştirme çabası” hiç bitmiyor. Yansımanıza baksanıza…

Anne ben kimim?
Özgün adı: Mamma, chi sono io?
Yazan: Marianne Valentine
Resimleyen: Philip Giordano
Çeviren: Oğulcan Açıkel
Yaş grubu: 2+
Mavibulut Yayıncılık, 2010, 32 sayfa, sert kapak
ISBN: 978-975-310-099-1