Soğuktan Korkmayan Tek Kuş

by YILDIRAY on 25/01/2011

İnsanın günü gününü tutmuyor. Bazen hayat mı ağırlaşıyor, bünye mi yorgun düşüyor, ne oluyorsa oluyor; tavan alçalıyor, duvarlar birbirlerine sokuluyor, koltuk batıyor, yatak itiyor, su acılaşıyor, lokma ağızda büyüyor, yumruk mideye yerleşiyor, kitaplar okunmuyor, müzikler dinlenmiyor, filmler izlenmiyor sohbetler yürümüyor… İnsanın içinden bir tekmede duvarları patlatmak, sokağa atlayıp bağıra bağıra koşup başka bir yere varmak, parmaklarını şıklatıp mevcut durumu değiştirmek geliyor. İnsan, içini alıp dışına çıkarmak, yıkayıp paklayıp lüzumlu gördüğü değişiklikleri yapıp, alıcının ayarıyla oynayıp geri yerine koymak istiyor. Ne yazık ki, işler böyle yürümüyor.

Riki ile tanıştığımızda, onun ruh hali de yukarıda tarif edilenden farklı değil. Onun derdi kış, tam bir yıldır süren, her tarafın buz kesmesine neden olan kış. Riki bir sabah uyanıyor ve buna bir son vermek üzere kışa bir çift laf etmeye karar veriyor. Elbette bunun için önce kışın evini bulması gerekiyor. Riki, kentin, hatta insanlığın geriye kalanı gibi, kış nedeniyle tüm günü yatakta uyuyarak geçiren ailesine (bir tür) veda ediyor ve yola çıkıyor. Kışı dünyanın en soğuk yerinde bulabileceğini düşünen Riki, şansının da yaver gitmesi sonucu oraya ulaşıyor. Kıştan önce “Soğuktan Korkmayan Tek Kuş” çıkıyor karşısına. Sonunda, kuşun yardımıyla kışı ve diğer mevsimleri de buluyor.

Bu bir roman ya da öykü değil; içinde kuleler, kaleler, zindanlar, uçan atlar vs yerine otomobiller, apartmanlar, trenler, asansörler olan bir masal. Aslında masal da değil, sanki bir başkasının gördüğü rüyayı izlemek gibi bir şey. İtiraf etmeliyim ki, benim masallardan, öykülerden, romanlardan beklentimin aksine,  Riki’nin yolculuğu çok kolay gerçekleşiyor. Hedefine rahatça ulaştığını söyleyebilirim. Bu bakımdan beklentilerimi karşılamayan bu masal, derinliğiyle o kadar doyurucu ki, kolay gerçekleşen olayları hiç takmıyorum.

Bitmek bilmeyen bir kış nedir? Kara kışın baskısı altında bomboş kalmış sokaklar, işlemeyen trafik, boş bir midye kabuğu gibi kalakalmış şehir nedir? Soğuktan yorgan, battaniye altına sığınmış, uyumak dışında elinden bir şey gelmeyen, canı hiçbir şey yapmak istemeyen insan nedir? Bu atalet haline kabaca depresyon diyebilir miyiz? Diyelim. İsterseniz başlanamayan iş, bitirilemeyen görev, giderilemeyen can sıkıntısı, değiştirilemeyen tekdüzelik, üstlenilemeyen sorumluluk, göğüslenemeyen durum, uzlaşılamayan yaşam, bulunamayan yaşama sevinci, karşılık bulmayan sevgi, yitirilmiş bağlılık… Ne derseniz deyin. Riki, adını her ne koydunuzsa, istenmeyen o durumu değiştirmek için harekete geçmek gerektiğini düşünebilecek kadar bilge, harekete geçecek kadar cesur bir kişi. Yetişkin değil henüz, olacak. Yolculuk, göze aldığı her şey; amacı için tanıdığı, bildiği, kendini güvende hissettiği yerden uzaklaşma gücü, ödeyeceği bedel. “Soğuktan Korkmayan Tek Kuş” istediği şeye kafayı takmış, gözü ondan başka şey görmeyen çocuk. Kış? Kış, kendisi. “Şeyleri olduğu gibi değil, kendimiz gibi (algıladığımız, sandığımız, istediğimiz gibi) görürüz,” demiş bir zen ustası. Kış, sandığımız şey değil, kendisi. Biliyorum, sözlerim açık ve anlaşılır değil ama daha açık yazmak, kitabı ele vermek olur.

Bunun bir çocuk kitabı olmadığını mı düşünmeye başladınız? Endişe etmeyin, bu esaslı bir çocuk kitabı. Aslında masal, mevsimlerin döngüsünü anlatıyor ve bu döngüde ortaya çıkabilecek bir düzensizliğin yaşamı ne kadar güçlü etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

Kitabın yazarı Zoran Drvenkar, Hırvat bir babanın ve Sırp bir annenin çocuğu. Hırvatistan’da doğmuş, üç yaşında ailesiyle birlikte Berlin’e göç etmiş. İlk şiirini 13-14 yaşlarındayken yazmış. Sonra bir daha durmamış. 20’li yaşlarında bir edebiyat bursu, ardından yazdığı kitaplarla çeşitli ödüller kazanmış. En çok yetişkinlerin çocukları denetleme merakından şikayet ediyor ve diyor ki, “Eğer yapabilselerdi, yetişkinler çocuklarına bir kask takar, yatağa bile öyle gönderirlerdi.” “Soğuktan Korkmayan Tek Kuş” ile karşılaşana kadar, Zoran Drvenkar’ı tanımıyordum. Çizeri Martin Baltscheit’ı da tanımıyordum ama kitabın resimleri, görür görmez ilgimi çekti. Belki yazarın adının da etkisiyle, resimler bende bir zamanların “Doğu Bloku”nda geçen fantastik bir macera çağrışımı yapmıştı. Bir biçimde tutturduğumu düşünüyorum.

“Soğuktan Korkmayan Tek Kuş” tiyatroya da uyarlanmış. Bilgisayarınızın sesini açar ve şu linke tıklarsanız, oyun için hazırlanmış bir şarkıyı dinleyebilirsiniz. Şarkı sözlerinin kısa bir bölümünü çevirdim:

“365 gün kış yeter
İlkbahar nerede kaldı?
Her şey dondu
Hatta zaman bile kalakaldı!
Dünya o kadar soğudu ki
Dönmeye nasıl devam eder?
Kar ne kadar güzel şeydir
Ama bu kadar fazlası yeter! …”

Bazen insanın içindeki çocuk bir şey istiyor. Çocuk bu, ister. Lakin insanın içindeki ebeveynin bu tür taşkınlıklara tahammülü olmuyor, Heidi dizisindeki Bayan Rottenmeier gibi (hindi gibi de diyebilirdim) kabarıyor. İşte size zihin karıştıran, ruh bulandıran bir kriz! Kış, her zamankinden daha soğuk oluyor ve uzun sürüyor. Böyle zamanlarda, insanın içindeki yetişkinin bir yolculuğa çıkması gerekiyor. Bazen kolay, bazen zorlu bir yolculuk oluyor bu. Bazen kısa sürüyor, bazen bir ömür bitmiyor. Yetişkin, çocukla ebeveynin takılıp kaldıkları yere ulaşırsa, onları uzlaştırırsa, insan rahatlıyor. Kış bitiyor.

Hamiş: Yazar Zoran Drvenkar hakkında daha fazla bilgi için bu linke, çizer Martin Baltscheit hakkında daha fazla bilgi için bu linke tıklayın.

Soğuktan Korkmayan Tek Kuş
Özgün adı: Der einzige Vogel, der die Kälte nicht fürchtet
Yazan: Zoran Drvenkar
Resimleyen: Martin Baltscheit
Çeviren: Mine Kazmaoğlu
Yaş grubu: 7+
Günışığı Kitaplığı, 2010, 96 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-9944-717-55-7

Share

{ 6 comments… read them below or add one }

love and smile January 25, 2011 at 10:03

Neredeyse her yazınızdaki kitabı merak etmeye başladım… üff bütçe yapmalı :)

Reply

meral January 25, 2011 at 13:33

merhaba,

Yılbaşı çekilişinde günışığı Kitaplığı’ndan gelen kitapları oğlumdan önce ben okumaya başladım, ikisini bitirdim bile. çok beğendim.Bu arada tekrar teşekkür ederim sizlere.

Bu kitap da bana onları hatırlattı, hayalgücü ve basit bir anlatımla sanki bambaşka bir dünyaya götürüyor insanı.

Çocuk kitabı okuma işini ben de sevdim, bu kitabı da almalı ve okumalıyım.

Reply

Nisanur Üzenç January 25, 2011 at 22:24

neredeyse her yazısı muhteşem.

Reply

Gaye Bilimli January 26, 2011 at 08:48

Çekilişten çıkan kitaplarımız geldi tam karne hediyesi oldular. Emeği geçen herkese teşekkürler …Sevgilerimizle

Reply

ayca January 26, 2011 at 11:06

guzel bir yazi olmus tesekkurler,

Reply

Fisun September 6, 2011 at 11:17

Zoran Drvenkar ismini bir cocuk kitabini gorunce insan sasiriyor :) Sorry gibi rahatsiz edici, ilgi cekici bir kitap yazmis olmasina sasirmamali galiba.

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

{ 1 trackback }

Previous post:

Next post: