Masal deyince aklınıza ne geliyor? Eski zamanlar mı? Dedeler, nineler? Sihirli sofralar, Kaf Dağı, cinli lambalar, Kırmızı Başlıklı Kız, şampuanını merak ettiğimiz Rapunzel, Keloğlan, ağlayan narlar, gülen ayvalar, adı üç harfliler, ismi lazım değiller? Masallar anlatıla anlatıla eskiyeceklerine, özleşirler. Bir de yeni masallar vardır. Yok mudur? Vardır. Daha geçen gün söz ettik birinden. Hem de elektronik kitaptı, hem de iPad uygulamasıydı. Başka yok mu? Var! İşte bu da basılı bir yeni masal: “Dalgacık ile Yakamozun Masalı”
Dalgacık, dalgalanıp durduğu denizde bir o kayaya, bir bu kayaya çarpıp köpüklenmekten, toparlanıp yeniden çarpmaktan çok yorulur. Dinlenebileceği bir yere gitmek ister. Kayalara çarpıp duracağına, isteğini gerçekleştirmek için harekete geçer. Böylece dalgacığın yolculuğu, daha doğrusu macerası başlar. Oradan oraya, bazen yardım alarak, bazen rüzgârın önüne katmasıyla yerini arar. Dalgacık yerini bulmadan, yakamoz ortaya çıkmaz.
Bildiğim kadarıyla bu, Levent Turhan Gümüş’ün ilk kitabı. Yazar, kitabın başındaki (oto)biyografisinde, çocukken sokakta oyun oynadığını, babasından ve halasından bir sürü masal dinlediğini anlatıyor. Yalnız dinlediği masalların değil, çocukken okuduğu kitapların da izini “Dalgacık ile Yakamozun Masalı”nda sürmek mümkün. Daha ilk sayfalarda karşımıza Kaptan Nemo’nun meşhur denizaltısı Natülüs çıkıyor. Daha sonra Zümrüdüanka’yla karşılaşıyoruz. Kitabın geriye kalanında bu kadar ünlü başka masal kahramanı yok.
Belki de Levent Turhan Gümüş, Natülüs gibi yakın tarihli, Zümrüdüanka gibi çok eski masal unsurlarına atıfta bulunarak köklerine, babasının ve halasının ağzından masalları kendisine kadar ulaştıran ortak dağarcığa, çocukluğunun kitaplarına saygısını göstermek istiyordur. Ben yazarın bu davranışını anlatısına daha iyi yedirmiş olmasını dilerdim. Natülüs bir dalıyor, bir çıkıyor, sonra hop, kayboluyor. Sırtındaki yolcudan gak dedi mi et, guk dedi mi su almaya alışık olan Zümrüdüanka, masalların o kadim kuşu, gaklarına guklarına yanıt vermeyen dalgacığın haline acıyor ve onu gideceği yere kadar taşıyor. Sonra ona bir daha rastlamıyoruz. Masal uzmanı değilim ama bence Zümrüdüanka gibi bir karakter, kendi kendisine bu kadar aykırı davranmaz. Yok, eğer davranacaksa, ya çok iyi bir nedeni vardır, ya iyi bir pazarlığı. Ben bu karakterlerin “Dalgacık ile Yakamozun Masalı”nda hak ettiklerince iyi ağırlanmadıklarını düşünüyorum.
Kitabın genelinde olaylar hızlı ve yüzeysel gerçekleşiyor, hatta bazı olaylar neredeyse kendiliğinden oluyor. İsteğinin peşine düşüp de o koca yolculuğu göze alan dalgacık, kitabın başından en son sahneye gelene kadar hiç değişmiyor, bize yeni bir özelliğini, başka bir yönünü göstermiyor. Böyle bir yolculuğun kahramanımızı daha çetin sınamasını, onu değiştirip dönüştürmesini umardım. Bizim elimizdeyse ipe dizilmiş boncuklar gibi sıralanan yolculuk aşamaları ve tüm süreç boyunca istediği yere ulaşma direnci dışında bir özellik göstermeyen bir kahraman var. Dalgacık karakterinin oturmuş, anlatılacak kadar olgunlaşmış bir karakter olmadığını düşünüyorum. Bir de dalgacık büyük bir dalganın sırtında yolculuk ettikten sonra, sayfa 15’te kendini kızgın kayalıklara bırakınca neden “Yandım anneciğim!” diye zıpladığını, sonra nasıl olup da kuşları izlerken hülyalara daldığını anlamıyorum.
Yazarın dilindeyse başka bir şeyler var… Yazar kullandığı sözcükleri seçerken fazla titizlenmişe benzemiyor ama demek istediğim bu değil. Bana, “Keşke bu masal yazarın zihninde biraz daha demlenseydi,” dedirten bir şey… Belki de yazarın dağarcığındaki masalların sesini duyuyorumdur. Eğer onlarsa, umarım kısa zamanda derinlerden çıkar, yazarın kalemini daha çok etkilerler.
Kitabın çizimleri Vaghar Aghaei’ye ait. Belki de siyah beyaz oldukları için resimler bana biraz kasvetli geldi. Öte yandan resimlerdeki Doğu havasından da çok hoşlandım.
Dalga olup da dalgalanmaktan sıkılmak… Bu, üstüne düşünmeye değer bir durum. Umarım her birimiz dalgacık gibi isteğimizin peşinden gidecek cesareti ve o yolculuğu kaldırabilecek iradeyi gösteririz.
Bunları okumak isteyebilirsiniz:
Dalgacık ile Yakamozun Masalı
Yazan: Levent Turhan Gümüş
Resimleyen: Vaghar Aghaei
Yaş grubu: 7+
Can Çocuk, 2011, karton kapak, 48 sayfa
ISBN: 978-975-07-1266-1









{ 7 comments… read them below or add one }
Günaydıın
Çok merak ettiğim bir şey soracağım; Kitaplarını eleştirdiğiniz yazarlar sizi arayıp -Hop kardeşim sen benim kitabım hakkında niye böyle yazıyorsun bakiim? Ya da -Çok teşekkürler kitabımı çok güzel anlatmışsınız diyor mu?
Bu yazıların bana çok faydası oluyor, kitapçıya gitmeden önce kafamda bir şeyler oluşmuş oluyor ne alacağıma dair mesela. Hastayım abi yazılarınıza!
Günaydın Umut, bugüne kadar çok az yazardan geri bildirim aldık. Bilgin Adalı “Uzaylılar Geliyor” adlı kitabı hakkındaki yazımıza, Tülin Kozikoğlu “Lili ve Yedi Çocuğu” dizisi hakkındaki yazımıza yorum bıraktılar, sağolsunlar. Ayrıca birkaç e-posta aldık, o kadar. Çizerlerden daha çok geri bildirim aldık doğrusu. Aslına bakarsan bizim yazıları okuyorlar mı, okuyorlarsa ne düşünüyorlar biz de merak ediyoruz:)
Kitabın resimlerinin siyah beyaz olması rahatsız edici, çocuklar için onlar gibi renkli olmalı herşey . Hayal dünyaları için dinledikleri kadar gördükleri renkli resimlerde etkili diye düşünüyorum.
Resimleri bir harika iyiki YAZARIMIZ: Levent turhan gümüş bizler çocuklar için çok güzel bir kitap yazmış ona çok çok teşekkür ederim….
SINIF ÖĞRETMENİM : MERYEM PAMUK
Kitap tanıtım metinleri ile eleştiriyi birbirine karıştırmamak gerekir. Eğer eleştiri yapılacaksa da bu edebiyatın belirlediği sınırlar içinde yapılmalıdır. Bunun için önce masalın ne olduğu bilmek gerekir. Mesela “KARAKTER” denilen şey masalın konusu değildir. Sadece bunu bilmek de yetmez ayrıca masalın inandırıcılık iddiasında olmadığını da bilmek gerekir. Kitabın öznesine, yer yer “karakter” yer yer “kahraman” demenin doğru olmadığını da bilmek gerekir.
Bu postmodern edebiyatın ne olduğunu bilmeden Orhan Pamuk’un yapıtlarını değerlendirmeye benzer. Bilmezsen “Adam sağdan soldan çalmış çırpmış roman diye yazmış, olmamış dersin”. Bilirsen “Metinlerarası ilişkiler, göndermeler son derece başarılı. Pamuk, modernleşmeyi başaramamış romanımıza basmak atlatmış dersin.”
İki görüşün de alıcısı elbette vardır. Ancak uzmanlığı edebiyat olmayanları yönlendiren kişilerin bu işi bilmesi ayrıca bilenlerin gözünde komik duruma düşmemesi ve inandırıcılığını yitirmemesi için başkalarına tavsiye ettiği özeni kendi yazılarında da göstermesi gerekir.
Meral haklısın aslında
bu arada sizce Bir Masalımız Var adlı kitabı internetten resimleriylle nasıl bula bilirim