Gazetelerin bilim köşelerinde ya da internetteki bilimle ilgili sitelerde hep şöyle başlıklara rastlamaz mıyız? “Obezlik geni bulundu!”, “Aptallık geni bulundu!”, “Kelliğe neden olan genler açıklandı!” Şuna çare olacak gen, buna neden olan gen… Her şey genlerle ilgili madem, ben de açıklıyorum: “FANTASTİK MACERALARDAN HOŞLANMAK GENETİKMİŞ!” Bu genler beynimin neresini gıdıklıyor henüz bilemesem de, fantastikmaceralardanhoşlanmagenlerimin bana babamdan geçtiğine eminim.

Harry Potter kitaplarının ilki ilk yayımlandığı günlerde, o sıralar henüz 7 yaşında olan yeğenim Deniz bana “Harry Potter ve Felsefe Taşı”nı armağan etmişti. (İşe bakın! Benim Deniz’e kitap veriyor olmam gerekmiyor muydu?) Ben tabii kitabı yalayıp yuttum, sonra da iştahla serinin devamını bekledim. Her kitaba da aç bir kurt gibi saldırdım. Bendeki bu iştahı gören babam da dadandı Potter oğlan’ın maceralarına. Canım babam aramızdan ayrıldığında serinin 5. Kitabı daha çıkmamıştı. Sonraki maceraları hep babam için de okudum. Pek sevmişti Hogwarts’ı. Ya Yüzüklerin Efendisi’ne ne demeli? Önce ben, arkamdan o, bir güzel okumuştuk. Okuyup okuyup bir de sohbete girişiyorduk derin derin.

Ya annem? Babamdaki potansiyeli görünce anneme de ikram ettim Harry Potter’ları… “İstemem,” dedi. “Niye?” dedim. “İlgimi çekmiyor,” dedi. “İyi ama neden?” diye ısrar ettim. “Gerçek değil ki,” dedi. “E, daha iyi ya. Zaten gerçekliğin içinde yaşamıyor muyuz? Bir tutam sihir buyur,” dedim. Cık! Okumadı. İşte, gördünüz mü, benim genlerin nereden geldiği belli. Ben seviyorum bu sihir işini kardeşim! Şu hayatta “Keşke benim de olsa,” diye heves ettiğim pek az şey vardır. Onlardan biri de sihir becerisidir, gel gör ki o da şu hayatta olacak şey değil. Mi acaba? Bilemem. Bilim adamları henüz sihiryapmagenini bulamadılar.

Bayram değil, seyran değil, bu Banu neden sihirle bozdu kafayı? Çünkü yılbaşı tatilimi Rose kitaplarıyla şenlendirdim. Rose yetimhanenin sert koşullarında hayatta kalmaya çalışan sıradan bir kızdır. Bir gün bir kadın gelir, Rose’u hizmetçi olarak işe alır ve Aloysius Fountain adlı adamın evine götürür. Bu şahıs Kraliyet Hazinesi ve Darphanesi’nin Baş Sihirbaz Danışmanı’dır. Bir sihirbaz, daha da önemlisi bir simyacıdır. Rose yeni yaşamına alışmaya çalışırken birtakım tuhaf olaylar da usul usul gerçekleşmeye başlar. Bir kere bu sihirbaz evi alenen sihir kokmaktadır. Rose bunu evin her bir santimetrekaresinde hisseder. Ama evin diğer çalışanları bu durumdan pek de memnun değillerdir. Sihir onları rahatsız eder. “Üst kattakilerle” çok da haşır neşir olmamak gerektir. Onlar bunu savuna dursunlar, Rose büyük bir ikilem yaşamaktadır. Çünkü istemeden de olsa sihir yapabilme becerisine sahiptir o. Bunu evin genç uşağı Bill fark eder önce. Rose’dan biraz uzak durur bu yüzden. Sonra Bay Fountain’in çırağı Freddie öğrenir. Bay Fountain’ın gerçeği öğrenmesine geçen zamana kadarsa… Oooo neler olur neler!

Son yıllarda birçok yazarın yaptığı gibi, bu kitabın yazarı Holly Webb de bir seri yazmaya karar vermiş; ilk kitapla ağzımıza bir parmak bal çalıp, ikinci kitabı yazmış. Ben ikinci kitap olan “Rose ve Kayıp Prenses” ile biraz daha bal tattım. Ne var ki, yine bitmedi! Kitabın Türkçesi’ni yayımlayan Kelime Yayınları, ilk kitapta olduğu gibi, ikinci kitabın sonunda da bir sonraki kitaptan kısa bir alıntıya yer vermiş. Şimdi üçüncü kitap “Rose ve Büyücünün Maskesi” ne zaman çıkacak diye dört dönüyorum. Acaba saraydan çalınan Venedik yapımı maskeyi kim ne amaçla kullanacak? Bu işte buz mavisi gözleri olan adamın parmağı var mı? Merak ediyorum. Siz de merak ediyor musunuz? Önce ilk iki kitabı okuyun.

“Rose” serisinde çocukken okuduğum çocuk klasiklerinin tadını aldım. Özellikle F.H. Burnett’ın “Küçük Prensesi”ni hatırladım. Her iki öykü de benzer çağlarda geçtiği için sanırım. İşin gerçeküstü yanları ve bizim bildiğimiz dünyadan farklı bir yanı olması nedeniyle “Gece Kaçakları”nı ve hatta “Karanlık Cevher Dizisi”ni de andım içimden. (Karanlık Cevher Dizisi’nin “Altın Pusula” öyküsü ve filminden biliyor olabilirsiniz. Filmini boşverin; kitaplarıysa şahanedir.)  Kitapta farklı farklı karakterler var. Rose’u tam anlamıyla görüyor, kokluyor, ona dokunuyorsunuz. Bill ve Freddie, birbirinden tamamen farklı iki ayrı oğlan çocuğu olarak çıkıyor karşınıza. Bir yanda tepeden tırnağa sihirle kaplı Bay Fountain ve onun şımarık kızı Isabella, diğer yanda, evin dedikodu kazanının kaynadığı mutfaktaki hizmetçilerin her biri tek tek geçit töreni yapıyor karşınızda. Saraya gidince Kral’ın nasıl bir adam olduğunu, Kral kimliğinin yanında aynı zamanda bir baba olduğunu da görüyorsunuz. Ama benim en sevdiğim karakter sihirli kedi Gustavus (kısaca Gus) oldu. Gel de sihirli kedi isteme şimdi!

Kitaplarla ilgili takıldığım birkaç nokta oldu. İlk kitap “Rose” çok güzel başlıyor, karakterleri, yaşamı, yaşanılan çevreyi çok güzel özümsüyoruz, tamam. Ama gerilimi yaratan olaylar o kadar hızlı olup bitiyor, kahramanlarımız kötü karakteri o kadar çabuk keşfediyorlar ve macera öyle çabuk sonlanıyor ki, hevesim kursağımda kaldı. Neyse ki hemen ardından ikinci kitaba başladım da devamı geldi. İlk kitaba bir tür “hazırlık kitabı” diyebiliriz. İkinciye göre daha acemice yazılmış gibi geldi bana. İkinci kitap daha oturaklı ilerliyor. Kahramanlar problemi çözmek için bu kez biraz uğraşıyorlar. Bakalım üçüncü basamakta daha da lezzetlenecek mi? (Bu arada dördüncü kitap İngiltere’de önümüzdeki ay yayımlanacakmış.)

Kitabın yazarı Holly Webb, çocukken mitolojiyi keşfetmiş ve bu keşif onun tüm hayatını renklendirmiş. Üniversitede Klasikler üzerine eğitim aldıktan sonra bir süre çocuk kitapları editörlüğü yapmış. Sonra yazmanın daha eğlenceli olduğuna karar vermiş. Burada yazdığına göre çocukken tarihi kitaplara sevgi duyduğu ve gerçekten konuşabilen hayvanları dilediği için “Rose” kitapları ortaya çıkmış. Holly Webb hayvanları gerçekten çok seviyor olmalı ki, Rose’a sıra gelene kadar, hayvanlarla ilgili pek çok kitap yazmış. Bunların neler olduğuna buradan bakabilirsiniz.

Takıldığım ikinci nokta kapak tasarımları. Kitapları “kız kitabı” ve “oğlan kitabı” gibi ayırır mısınız? Kimi kitaplar var ki, gerçekten ya kızlara, ya oğlanlara hitap ediyor. Rose bence herkesin okuyabileceği türden bir kitap. Ama kapaklara oğlan çocuk algısıyla bakacak olursanız, çok da ilginiz çekmeyebilir.  Tasarımlar tam anlamıyla “kız işi”.

Rahatsızlık duyduğum son mesele ise Türkçe baskıyla ilgili… Dizgide kaynaklandığını düşündüğüm bir mesele bu. Sözcükler arasındaki boşluklar kimi zaman neredeyse sıfırlanıyor, kimi zaman iki sözcük arasına iki sözcüklük daha boşluk giriyor. Özellikle tırnak işaretlerinde yapılmış birçok hata, okuma ritmimin bozulmasına neden oldu. Kim ne demiş, diye anlamayıp pek çok kez yeniden okumak zorunda kaldığım yerler oldu.

Uzun lafın kısası, sihirden siz de benim gibi hoşlanıyorsanız, Rose ve dostlarının maceralarına bir bakın derim.

Rose
Özgün Adı: Rose
Yazan: Holly Webb
Çeviren: Gökben Kurt
Yaş grubu: 8+
Kelime Yayınları, 2010, karton kapak, 248 sayfa
ISBN: 978-9944-343-96-1
.
.
.
.

Rose ve Kayıp Prenses
Özgün Adı: Rose and Lost Princess
Yazan: Holly Webb
Çeviren: Gökben Kurt
Yaş grubu: 8+
Kelime Yayınları, 2010, karton kapak, 256 sayfa
ISBN: 978-9944-343-98-5