Bize sık sorulan bir soru var: “Klasik masalları çocuklarımıza okumalı mıyız?” Klasik masallarla ilgili kaygılar çoklukla içerdikleri “şiddet” nedeniyle ortaya çıkıyor. Mesela, aşeren karısı için birkaç çilek yürüten adamın cadıyla yaptığı pazarlık sonucu tutup çocuğunu teslim etmesi, üvey anne tarafından avcıya teslim edilen ama ölmediği ortaya çıkınca zehirli elma marifetiyle infaz edilen Pamuk Prenses, ormanda kaybolup da pastadan evle kandırılarak kafeslenen ve semirtilen çocukların kurtulmak için cadıyı fırınlaması… Uzar gider bu liste. Doğru, andığımız olaylar “şiddet” içeriyor. Bunların “gerçekten” yapıldığını düşünmek bile tüylerimizi ürpertiyor. Peki ama sizce de bir tuhaflık yok mu? Kurdun büyükanneyi “gerçekten” yediğini düşünelim. Kurtlar sürü halinde avlanan ve avlarını parçalayarak yiyen/paylaşan canlılardır. Oysa masaldaki kurt büyükanneyi bütün yutuyor. Yetmezmiş gibi, avcı gelip de kurdun karnını yarınca canlı ve bütün çıkıyor. Bilinçli halimizle tanımladığımız “gerçekle” hiçbir ilgisi yok. Zaten bu masalların ortaya çıktığı zamanlarda yaşayan, her çalılığın arkasından kurt çıkma ihtimaliyle yüz yüze olan insanlar kurtların da, diğer hayvanların da nasıl yaşadığını, avlandığını bizden daha iyi biliyor olmalılar. Öyleyse sorun bizim, bugünün insanlarının, bir kurdun yalnız avlanmayacağını, avını bütün olarak yutmayacağını unutmuş olmamız olabilir mi? Öyleyse bu masal, altında başka anlamlar yatan sembolik bir ifade olabilir mi? Bizim bugünkü aklımızla, bilincimizle “şiddet” yüklü bulduğumuz olaylar insanların ortak bilinçdışı derinliklerinde anlamını bulan ifadeler olabilir mi?
Bu mesele her önüme çıktığında bocaladım, ne yanıt vereceğimi bilemedim. “Belki de klasik masalları kendimizce değiştirerek okumalıyız,” diye düşündüm bir süre. Ama kendimi düşününce, bu masalları okuyan çocuk halimi düşününce, “değiştirerek okuma” fikrinden de tatmin olmuyordum. Ben nasıl etkilenmiştim bu masallardan? Ne bu masallar yüzünden kâbuslar
gördüm, ne de şiddet eğilimli biri oldum. Öyleyse?
Şimdilik bu konuda kesin bir tavrım yok. Konu hakkında okumaya devam ediyorum. Kendimi en yakın hissettiğim görüş, yazının sonuna eklediğim, fantastik ve bilimkurgu edebiyatın usta yazarı, çağdaş masal anlatıcısı Ursula K. Le Guin’in görüşü. Bu yazının asıl konusuysa, bildik bir masala başka bir açıdan bakan enfes bir kitap: “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?”
Yavru kurt tek başına dolaşmaya ormana gitmek ister. Endişesini belli etmemeye çalışan anne kurt yavrusunu karşısına alır ve tek başına ormanda dolaşmaya hazır olup olmadığını anlamak için ona bazı sorular sorar. Yavru kurt, aklı başında, cin gibi, efendiden bir yavru kurttur ve her soruya annesini rahatlatacak bir yanıt vermeyi başarır: Yavru kurt Kırmızı Başlıklı Kız ve avanesinden uzak durmayı başaracak donanıma sahiptir.
Masal kısa, ritmik ve kafiyeli cümlelerle yazılmış. Sesli okuması rahat ve zevkli. Çocukların pek sevdiği tekrarlar da yeterine yer bulmuş. Metnin en önemli özelliği, “Kırmızı Başlıklı Kız” masalından aşina olduğumuz olaylara bir de yavru kurdun gözünden bakmamızı sağlaması. Bunu birçok açıdan değerli buluyorum. Her şeyden önce, yazının girişinde ve sonunda yer bulan tartışmalı konuyu başka bir açıdan yeniden düşünmek için mükemmel bir zemin sağlıyor. Milyonlarca kere aynı biçimde anlatılarak kalıplanmış bir masalı bir kez daha kurcalamamızı sağlıyor. “Kırmızı Başlıklı Kız” masalıyla birlikte, bir tür antidot gibi alındığında; iyi – kötü kavramlarını, kalıpyargıları yeniden gözden geçirmemizi sağlıyor. Kurt karakterinin yerleşmiş kötücül imajını bir kenara bırakmamızı ve kurdun bizim gibi, hatta bizden biri bile olabileceğini gösteriyor ki, tam bu noktada, Ursula K. Le Guin’den yaptığım aşağıdaki alıntının önemi ortaya çıkıyor. Ha, bir de “Karda Ayak İzleri” adlı kitabın kahramanı olan kurdu çağrıştırıyor
belki ama buna çok kapılmayın. İki kitaptaki kurtlar birbirlerinden çok farklı. “Karda Ayak İzleri” kitabındaki kurt, ne kadar çabalasa da alışıldık kurt karakterinden çıkmayı başaramıyordu. Bu yazının konusu olan kitabın kurtlarıysa zaten alışıldık kurt karakterinin dışındalar, hatta Kırmızı Başlıklı Kız yüzünden mağdur durumdalar.
Kitabın resimleriyse ayrı bir macera! Tiplerin, mekânların, eşyaların, bitkilerin sevimliliğinden mi söz etsem, ayrıntılardaki sevimli şakalardan mı? Beni güldüren bir deyiş vardır. Güzel bir sofra ya da güzel bir manzara karşısında, “Tablo gibi,” deriz. İşte bu resimler tablo gibi, gerçekten. Kompozisyonuyla, renk ve ışık dengesiyle, dolu-boş etkisiyle vs. çocukların estetik algısına büyük katkı sağlayacak resimler bunlar. Kitabın bir sayfasını önünüze açıp uzun süre aynı resmi inceleyebilirsiniz. Anne kurdun kucağındaki “Çalıkurdu” adlı kitap gibi bir sürü güzel ve eğlenceli ayrıntı sizi bekliyor.
Metniyle, resimleriyle, grafik tasarımıyla, baskısıyla, cildiyle… “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?” çok iyi hazırlanmış bir kitap. Üstelik ithal, daha doğrusu çeviri değil, yabancı yayınevleriyle ortaklaşa Çin’de bastırılmış değil. Yazarı Sara Şahinkanat, çizeri Ayşe İnan Alican, yayınevi Kır Çiçeği Yayınları. Doğal olarak, “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan” 2009 yılında, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği tarafından verilen “Yılın En İyi Resimli Öykü Kitabı” ödülünü de almış.
“Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?” masalında şiddet var mı sizce? Doğrudan bir şiddet yok ama dolaylı olarak var. “Kırmızı Başlıklı Kız” masalını bilen herkes, “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?” masalının neyi ima ettiğini, anne kurdun yavrusunu ne tür
şiddet davranışlarından korumaya çalıştığını bilir. Yani ikinci kitap, ilk kitaptaki şiddeti atıflarla çağrıştırıyor. Bu noktayı belirtmemin nedeni şu: “Klasik masallar çok şiddet içeriyor, çocuklara okumalı mıyız?” sorusuna verecek kesin bir yanıtım yok, belki de hiç olmayacak. Ama, “Çocuk kitaplarındaki, filmlerindeki ve oyuncaklardaki “şiddet” içeriğiyle ilgili dikkat etmemiz gereken nedir?” sorusuna, Nilay Yılmaz’la bir yazışmamızdan alıntı yaparak yanıt verebilirim: “… önemli olan nokta, bu masallarda neyin olumlandığı ve çözümün nasıl verildiği… mutlu son olmak zorunda değil ama illaki umutlu bir son olmalı çocuk kitaplarında.”
Siz ne düşünüyorsunuz?
Hamiş 1: Nilay Yılmaz’ın “Toplumsal Şiddetin Çocuk Yazınındaki Kökenleri” başlıklı yazısını okumanızı öneririm.
Hamiş 2: Ursula K. Le Guin’in deneme ve makalelerinden Metis Yayınları tarafından derlenmiş bir seçki olan “Kadınlar, Rüyalar, Ejdehalar” adlı kitaptaki “Çocuk ve Gölge” adlı yazıda Le Guin çocukluğunda okuduğu bir Andersen masalından söz eder. Le Guin, çocukken bu öyküden nefret etmiştir ama dönüp dönüp okumaktan kendini alamamıştır. Der ki, “…On yaşındayken kesinlikle akılmış, baskıymış gibi şeyler aklıma gelmezdi. Eleştirel araçlardan, eleştirel mesafeden yoksundum, hele düşüncemi sürekli kılma gücüm şimdikinden çok azdı. Bilinçli zihnim ise şimdiki kadar geniş değildi. Ama şimdiki kadar, hatta daha fazla bilinçdışı zihnim vardı ve belki de onunla şimdi olduğundan daha iyi bir ilişki içindeydim. Ve öykü de işte buna, içimdeki bilinmeyen derinliklere sesleniyordu; ona cevap veren, onu sözel olmayan, akıldışı bir biçimde anlayan ve ondan öğrenen de işte bu derinliklerdi.” Ardından, psikolog Carl Gustav Jung’un koyduğu işaretleri izleyerek ruhumuzun aydınlık ve karanlık taraflarına dikkati çekiyor. Ruhumuzun karanlık tarafını reddetmenin, gölgeyi yok saymanın gerçek dünyada yaşamayı zorlaştıracağını, suçu hep başkalarında arayan tiplere döneceğimizi belirtiyor. Diyor ki, “Bilince kabul edilmeyen gölge, dışarı, ötekilere yansıtılır. Benim bir kusurum yok – sorun onlar. Ben canavar değilim, diğerleri canavar. Tüm yabancılar kötüdür. Tüm komünistler kötüdür. Tüm kapitalistler kötüdür. Ama kedi tekmeyi hak etmişti Anneciğim. (¶) Eğer gerçek dünyada yaşamak istiyorsam, bu yansıtmalarımdan vazgeçmek zorundayım, nefret edilesi olanın, kötünün içimde olduğunu kabul etmeliyim. Bu kolay değildir. Suçu başkalarına atmamak çok zor. Ama buna değer. Eğer birey, diyor Jung, ‘kendi gölgesiyle hesaplaşmayı öğrenirse, dünya için gerçek bir şey yapmış olur. Günümüzün devasa, çözülmemiş toplumsal sorunlarının hiç olmazsa minicik bir parçasını sırtlanmayı başarmıştır.’” “Kadınlar, Rüyalar, Ejdehalar”, Ursula K. Le Guin, Metis Yayınları, Mayıs 1999 (Birinci basım), İstanbul, “Çocuk ve Gölge”, sayfa: 30-41
Hamiş 3: Benzer masallar ve alıntılar için bkz: “Ebeveyn umduğunu değil, bulduğunu yer” ve “Canını En Çok Ne Yakar?”
Hamiş 4: Kipitap’ın yazar Sara Şahinkanat’la yaptığı röportaj burada. Çizer Ayşe İnan Alican hakkında bilgi burada.
Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:
Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan? Yazan: Sara Şahinkanat Resimleyen: Ayşe İnan Alican Yaş grubu: 3+ Kır Çiçeği Yayınları, 2009, 24 sayfa, sert kapak ISBN: 978-9944-701-18-1









{ 19 comments… read them below or add one }
Ayşe İnan Alican hem çok sevdiğim bir arkadaşım hem de dergilerimizin çizerlerinden. Bu kitabı ne kadar büyük bir emekle çizip boyadığına şahidim. Evden aylarca çıkmayarak hem de! Bu kadar emek tabi ki “yılın en iyi resimli öykü kitabı ödülünü” alarak taçlandırıldı. Sevgili Ayşe’nin ve kitabın yazarı Sara Şahinkanat’ın ellerine sağlık kütüphanelerimize bu güzel eseri kazandırdıkları için:D Ve tabi ki sizin de ellerinize sağlık Bir Dolup Kitap’ta yer verip tanıttığınız için:D
Oğlumla severek okuduğumuz bir kitap, kafiyeli akışı benim de ve hatta ara sıra okuyan anneanemizinde çok hoşuna gidiyor. Oğlum da avcıya yazılmış notu ezberledi bile.. arada da durup durup brokolili makarma istiyorum diyor, listenize girdiğine çok sevindim.
Ada’nın bir yıldır severek okuduğu kitaplarından “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?”. Yavru kurdun fanıyız ailecek
benim zeytinler için henüz biraz erken ama kendim için alasım geldi kitabı..bayılırım böyle “konuya bir de şunun tarafından bakalım” deyip, ezberbozan hikayelere..
Kızım, keyifle okuduğu Kum kurdu kitap serisiyle masalların hain kurdunun sevecen, şakacı ve şaşırtıcı yönlerini görmüştü. Eminim bunu da çok beğenecek, Bir Dolap Kitap’a tanıtımlar için teşekkürler…
Öncelikle çok güzel bir konuya değindiğinizi ifade etmek istiyorum.Çünkü bu konu benimde bir süredir küçük kızıma klasik masalları okurken bocaladığım,acaba değiştirsem mi diye düşündüğüm,bir orta yol bulmaya çalışıp belirleri kısımları atlayarak sadeleştirmek ihtiyacı hissettiğim konudur.Bunu yapmayı hissediyorum ,okumamalıyım diyorum kendi kendime.Bir yandan da sizin de ifade ettiğiniz gibi biz bu masallarla büyüdük ve çok şükür şiddet eğilimi olan insanlar olmadık.Bu konu hakkındaki çalışmalarınızı ve yazılarınızı açıkçası merakla bekliyorum.Kitabıda ayrıca alınacaklar listesine ekledim
Çok teşekkürler,emeğinize sağlık.
Klasik masallari cocuklarima okuyorum, hatta anlatiyorum üstelik ciddi anmatorluk yapiyorum ki en cok da o hoşlarina gidiyor. Masaldan asil cikarilacak dersi birazcik kafalarina kakarak okuyorum hem de..
+Kurt “orrrmanin kiyisindaan, birrrr agacin arkasindaaan” cikar cikmaz dersimiz hazir: “yabancilarla konusmamaliyiz”
+Kurt ninenin kapisini calmis; nine seslenmis: “içeri gel yavrum, kapi acik…”
ders şak diye geliyor: “kapiyi kilitlemezsek, kim o demeden acarsak kurt bile gelebilir”
*-*-*
kendi tecrubelerime dayanarak, beni en olumsuz etkileyen ve bu sebeple cocuklarimi uzak tuttugum iki masal iki de hikaye var…
kibritci kiz-kucuk deniz kizi / mutlu prens (o. wilde) -beyaz lale(omer seyfettin).
kanimca cocuklara kesinlikle uygun olmayan, hafifce sadistik hikayeler bunlar.
klasik masallarin cocuklara yeniden uyarlanmasini, hafifletilmesini uygun bulmuyorum. yeni masallar yazin, uydurun. orijinalleri bozmamak lazim.
Sevgili Yıldıray,
Bana hamileliğimin son günlerinde canım arkadaşım Ebru (o vakitler o doğuralı 6 ay kadar olmuştu) T. İş B. Yayınları’ndan H. C. Andersen’in Seçme Masallar kitabını ve masallar konusunda ne kadar takıntılı olduğumu bildiği için Metis Seçkileri’nden Ursula Le Guin’in senin de yukarıda bahsettiğin “Kadınlar Rüyalar ve Ejderhalar” kitabını özellikle Çocuk ve Gölge başlıklı makalesini işaretleyerek göndermişti. Ben bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. Ursula Le Guin, Andersen’in çoğumuza korkunç gelen hatta nefret ettiren masallarının aslında ne kadar önemli olduklarına dair çok doğru tespitlerde bulunmuş. Bilhassa kötülüğün bir gerçeklikten ziyade çözümü olan bir sorun gibi ortaya konulduğu kitaplardan duyduğu rahatsızlığı aktarmış. Sizlere son paragraflarını aktarayım bu makalenin.
“Esas ‘budur’ gerçeklikten kaçmak; kötülüğü bir ‘sorun’ gibi ortaya koymak, kendisi gibi değil: Kötülük, eğer insan gibi yaşamak istiyorsak, bütün yaşamımız boyunca karşılaşacağımız yeniden ve yeniden hesaplaşacağımız ve kabul edeceğimiz ve bilikte yaşayacağımız acılar, azaplar,yazıklar, kayıplar ve adaletsizliklerdir.
Peki öyleyse çocuklar için yazan natüralist yazarlar ne yapsın? Çocuğa kötülüğü çözülemez bir sorun olarak, hem çocukların hem de yetişkinlerin karşısında çaresiz kaldıkları bir durum olarak mı sunsunlar? Çocuğa Dashau gaz odalarının ya da Hindistan’daki kıtlıkların ya da ruh hastası bir anne babanın zalimliklerini gösterip ‘iste yavrum işler böyle, ne yapacaksın bakalım?’ demek kesinlikle ahlaklı bir davranış olmaz. Bu feci gerçeklerin bir çözümü olduğunu söylerseniz çocuğa yalan söylemiş olursunuz. Ama bir yetişkin çaresizliğini bununla başa çıkamayacak kadar genç birinin omuzlarına yüklemek de ruh hastalığıdır.
Genç varlık mutlaka korunma ve sığınma ister. Ama gerçeğe de ihtiyacı vardır. Bana öyle geliyor ki, çocuklara tamamen dürüstçe ve gerçeklere dayanarak iyilik ve kötülükten söz etmenin yolu, benlikten, iç, en derin benlikten söz etmektir. Bu çocukların başa çıkabileceği zaten başa çıktıkları bir şeydir; aslında büyürken tek işimiz de budur: Kendimiz olmak. Bunun ümitsiz bir iş olduğunu hissedersek ya da tersine hiç emek istemediğini düşünürsek başaramayız. Bir çocuk çaresizliğe ya da sahte bir kendine güvene zorlanırsa, korkutulur ya da pışpışlanırsa, gelişme güdük kalır ya da yolundan sapar. Büyümemiz için bize gereken gerçekliktir, insan erdemini ya da kötülüğünü aşan bir bütünlüktür. Bilgiye, kendimizi bilmeye ihtiyacımız vardır. Kendimizi ve gölgemizi görmemiz gerekir. Çünkü gölgemizle yüzleşebiliriz; onu kontrol edebilir, onun rehberliğini kabul edebiliriz; böylece belki de büyüdüğümüzde, güçlenip toplum içinde sorumlu yetişkinler olduğumuzda, dünyada yapılan kötülükler, katlanmak zorunda olduğumuz adaletsizlikler, azap ve acı karşısında ve o en sondaki nihai gölge karşısında, çaresizlikle teslim olmaya ya da gördüklerimizi inkar etmeye daha az eğilimli oluruz.
Fantazi iç benliğin dilidir. Fantazinin çocuklara ve başkalarına öyküler anlatmak için bana en uygun gelen dil olduğundan başka bir şey söylemeyeceğim. Ama burada kendime güveniyorum biraz, çünkü bunu çok daha pervasızca söylemiş olan çok büyük bir şair beni destekliyor: ‘Ahlaki iyiliğin en güçlü aracı’ demiş Shelley, ‘hayal gücüdür.’ ”
Not: Yazar bu makaleyi Andersen’in Gölge isimli masalını temel alarak yazmış.
Belki çok küçük bebelere yumuşatarak anlatmak doğru olabilir ama büyüdükçe onları masallar yoluyla kötülükle de tanıştırmak gerekir. Çocuklarımızı sonsuza dek koruyamayız hatta yanıbaşımızda olsalar bile. Bence sağlam olmayı, sağlam durmayı öğrenmenin ilk adımlarıdır masallar.
Biliyorum çok uzun oldu ama duramadım işte. Sevgili Yıldıray, tanıttığın kitap Selin’in de en sevdikleri arasında. Zaten Kültürlü Kurt’tan sonra bütün kurtlu kitapları sever oldu:)
Sevgiler,
Çiğdem Y.
Hem yaziniz hem yorumlayanlar farkli bakis acilarini cok guzel ifade etmisler. Aklima takili/ asili bu konu hakkinda ufkumu genislettiginiz icin tesekkur ederim. Bana bu klasik masallarda caga uyumsuz gelen bir baska nokta var: “Zavalli, bicare kadinlar, genc kizlar ve onlarin kurtaricisi zeki, atletik, cesur erkekler.” Oglum henuz 17 aylik ama ciddi bir okuyucu:) Bir yetiskin oldugunda kadinlarla erkeklerin farkli ozellikleri, yetenekleri olan ama esit haklara, kabule sahip bireyler olduklarina inanmasi adina bu kitaplar bilincaltini etkiler mi diye dusunmusumdur. Armut dibine duser, buna takilmayin, cocuk anne babasini ornek alir denebilir, siz ne dersiniz?
Sevgiler…
Bende şiddet içermese de Hansel ile Gratel’i okumak konusunda tereddüt etmiştim. Çok güzel bir konuya değinmişsiniz.
Evde bu masal mevzusunu çok sık konuşuyoruz. Masallar iyi midir, kötü müdür? Yukarıda söylenenlerin çoğunu evde biz de soruyoruz birbirimize. “Eee biz de okuduk bu masalları? Ne oldu? Bize zarar mı verdi?” Sonra bugünkü aklımızla bakıyoruz, “Aman aman, bu ne vahşet, resmen psikopatlık, çocuklara okunur mu bu?” diyoruz. E iyi de uzun zamandır beni içimden pır pır ettiren “Ah, şöyle otursam bir gün, battaniyemi çeksem, alsam çayımı, kendime masal ziyafeti çeksem” düşüncesini nasıl açıklayacağım? Grimm masallarını koysam, Andersen’leri, La Fontaine’leri, peri masallarını, Türk masallarını… Resmen özlem duyuyorum! MAsal işte, adı üstünde… Bizi gerçek dünyadan alıp “masal diyarına” götüren, fantastik maceralar yaşatan bir şeyden söz etmiyor muyuz? Bu aralar kafamdaki baskın düşünce (ve istek) bu. İlk fırsatta battaniyemi çekeceğim, önce Ursula K. Le Guin’i okuyacağım, sonra da masalları. bakalım yıllar sonra, bu masal deneyimi bana ne yaşatacak?
Ursula’nin en sevdigim kitabi ve en sevdigim yazisi
Ve bugunlerde ve aslinda son iki yildir annelik uzerinden yine uzerine dusundugum bir konu…
Bu kitabi cok merak ettim… Siddet uzerine ben de tam karar vermis degilim. Ayni sekilde Super Karga kitabinda bir kuzunun dugun yemegi olarak yendigi ima ediliyor ve bu “gercekle” iliskisi olan bir olay, buradaki kurt hikayesi gibi degil. Kesim sahnesi kanli bicakli gosterilmiyorsa sorun olmaz diye dusunuyorum ancak yine de emin olamiyorum, bir karara varabilmis degilim.
Nilay Yilmaz’in yazisini da ilk firsatta okuyacagim, link icin tesekkurler!
Güzel yorumlarınız için teşekkürler.
Pinooo, Ayşe İnan Alican’a bizden selam söyler misin:)
Çiğdem, alıntı yapacağım parçayı seçmek çok zor olmuştu. Elimden gelse yazmak yerine o yazının tamamını koyardım buraya. Eklediğin kısım çok yerinde oldu, teşekkür ederim.
Evren, şu konuda kararımı verdim: Mesele çocuklara anlatılan öykünün şiddet içerip içermemesi değil, mesele şiddetin onaylanıp onaylanmaması, övülüp övülmemesi.
Daha masal biter bitmez “Bir daha anlat” demişizdir hepimiz. Geçmişten günümüze gelen, kaybolmayan bu masalların bir daha bir daha dinlenmesinde bir sır olsa gerek diye düşünürüm hep. Bu tekrarların çocuk için bir tedavi olduğuna dair bir görüş olduğunu duymuştum. “Eksik bir duyguyu tamamlamak için çocuk masalı tekrar tekrar dinlemek ister.” diye bir cümle de hatırlıyorum. Bu durumda bazı masalların çocuklar üzerindeki etkileri ile ilgili daha çok şey öğrenme isteği uyandırdı bende. Belki Bir dolu kitapta bir forum bölümü oluşturup böyle konularda fikir alışverişinde bulunabiliriz . Yapacak çok şeyiniz olduğunu biliyorum ama bir takipçi talebi yapayım dedim
Sevgli yorumcular ve Yıldıray.
Ben bir psikolojik danışman olarak veli eğitimlerdinde, çocuk edebiyatı konusunda seminer – söyleşiler yapmaktayım. Şu an farkettim ki bu kitap benim her özelliğiyle örnek olarak verip ve her seeferinde okuduğum en favori kitabımmış. Katılımcıların hem merak edip sesizliğe gömüldüğü hem de resimlerine hayran hayran baktıkları bir kitap. Bana göre en nemli özelliği evet resimleri çok iyi ama daha önemlisi özgün ve yaratıcı olması. Çocuk ve edebiyat denince ilk aklıma gelen kitap bu, bir de akıcı ve ritmek dili de cabası.
Pinooo, lütfen çizerine sevgilerimizi iletin.
Özgeee, evet asıl önemliolan bence kitaplarda sizin sözünü ettiğiniz konu “toplumsal cinsiyetçi” dil konusu. Ben bu bakışın yüzlerce şiddet içeren masaldan daha etkili ve işlevsel olduğunu düşünüyorum, zira hayata geçme olasılığı söz konusu. Evet kurt kırmızı başlıklı kızı yutar ama bunun masal olduğunu herkes gibi çocuk da bilir, o da mış gibi yapara ve dinler oysa güçlü erkek ve zavalı kız örneği o kadar mış gibi kalmayabiliri hele toplum olarak buna olan yatkınlık düşünüldüğünde. sİZCE DE ÖYLE DEĞİLMİ?
kitabın resimleri bir harika. anne kurt un ne kadar bilinçli bir anne olduğunu gösteriyor. yavrusuna güzel oyuncaklar, yapbozlar almış, kitaplar okuyor. resim yapıyor, yemek yiyorlar. ben resimleri çizen annenin kendi evinden kareler çizdiğini düşünüyorum hep okurken. ama en çok son sayfayı seviyorum. her hayvandan çifter çifter var. hadi şu hayvanı bulalım oyunu oynuyoruz oğlumla beraber. şirin ötesi ağaçkakan var bir tane.
bir de avcıya yazılan mektubu seviyorum. “inan sadece brokolili makarna”
(brokolili makarnayı da pek severim
Bu yazıyı daha öncede okuyup yorum bırakmıştım, şimdi bir kere daha okudum. Zaten Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor kitabından sonra listeme girmişti. Şimdi ilk alınacaklar sırasında.
Benim kitaplardaki kurt, cadı tiplemelerinden çok , üvey anne tiplemeleri ürkütüyor. Hansel ve Gratel’e o yüzden takığım. Başımıza ne zaman ne geleceğini bilemiyoruz maalesef. Oğlum birgün bensiz kalır ve üvey anne olgusuyla karşılaşırsa, bu kitaptan etkilenip yanlış şeyler düşünmesi benim endişem.
şimdi benim oğlum daha küçük bu yazıları okuduktan sonra,masalını anlatırmıyım bilmiyorum ,ama en azından bizim okuduğumuz masalllara kulak aşinalığı olsun diye anlatmalı diyede düşünüyorum
3,5 yaşındaki kızım bu kitaba bayılıyor,hatta öyle ki evde bir kurt fanatizmi başladı.Herkes kırmızı başlıklıkızı,prensesleri..vs. severken benim kızım yeni yıl hediyesi olarak benden ”kurt” istedi
Özellikle kurt ve yavrusunun mutfaktaki resimleri çok hoşumuza gidiyor,metin çok kısa ve anlaşılır olduğundan 2 yaş çocuklarının bile ilgisini çekeceğini düşünüyorum…
{ 2 trackbacks }