Çocukken bazen uzanır başka bir yerde olduğumu düşlerdim. Ben yine ben olurdum ama mekân değişirdi. Nerelere gitmedim ki? Bozkırdan ufoyla uzayın derinliklerine kadar bir sürü yere… Bunu neden yapıyordum? Birileri beni kızdırıp da gücüm yetmeyince zihinsel bir yolculuğa çıkarak oradan, o durumdan, o kişiden uzaklaşıyordum. Bazen canım sıkılıyordu ve ben çekip gidiyordum. Bazen sadece ve sadece hayal kurmayı sevdiğim için yatağıma uzanıyor ve gidebildiğim yere gidiyordum.

Bu gitmelerin korkutucu bir yanı da vardı. Gittiğim yerde ya tek başıma oluyordum ya da yabancı oluyordum. Suyunu, havasını yiyeceğini bilmiyordum oraların. Macera da tam burada başlıyordu zaten. Korkumun, yabani olduğu halde peşimden ayrılmayan bir rakun gibi gittiğim her yere geldiğini biliyordum. Korkum peşimdeyken keşfetmeye bayılıyordum. Şu anda hâlâ bulunmak istemeyeceğim bir ortama rahatlıkla giriyordum çünkü her şey zihnimdeydi. Her şeyi ben ayarlıyordum. Beğenmediğim sahneyi baştan çekiyordum, Matrix bendim, kime ne!

Böyle yolculuklar yapmayan çocuk var mıdır? Peki böyle yolculuklarda eğlenmeyen çocuk var mıdır? Demek ki, benzer bir yolculuğu anlatan bir dizi de çocukların ilgisini çekebilir, tıpkı “Lili’nin Adası” gibi.

Lili ve ailesi Palavas Plajı’na kamp yapmaya giderler. Büyük gibi davranan büyükler (Sessiz olun! Yatın uyuyun hemen!) karavanda; Lili, küçük kız kardeşi Patak ve yakın arkadaşı Şimşir çadırda uyurlar. Uyandıklarında kendilerini uyuduklarından çok farklı bir yerde bulurlar: Kamp yerinin ve karavanın yerinde yeller esiyordur. Çocukların çadırı bir ağacın tepesindedir. Artık çocukların tek amacı kamp yerine geri dönebilmektir. Fakat bu hiç de kolay olmayacaktır. Daha ilk bölümde karşımıza uçan domuzlar, çalı köpekler, ağaçtan bir baron gibi fantastik yaratıklar çıkar. Şimdilik sekiz cilt olan dizi boyunca büyücüler, kabak perisi, vahşi yatak, çayır korsanları gibi tiplerle karşılaşırız.

“Lili’nin Adası” ilk okumada bana pek keyif vermedi. Metinler biraz kopuk, yavan geldi, doyurucu değildi. Resimlerde de bir “ekran havası” vardı (artık bu ne demekse, az önce uydurdum). Nitekim biraz araştırınca dizinin 2006 yılında Fransız televizyonu için hazırlanan aynı adlı (Aaa! Bu lafı küçükken TRT’nin film anonslarında duyardım ama “Ayna adlı romandan uyarlanan…” diye anlardım, adı “Ayna” olan bu kadar çok kitap yazılmış olmasını aklım bir türlü almazdı! Şimdi ben kullandım, işe bakın!) çizgi filmden kitaba uyarlandığını gördüm. Sonra kitapları bir kenara koydum. İçimden yazmak gelmedi. Geçen gün kütüphaneyi karıştırırken çekilişle armağan edeceğimiz kitapların rafına ilişti gözüm. “Lili’nin Adası” iki takım halinde kuzu kuzu bekliyordu. Kitapları alıp tekrar gözden geçirdim ve ilk yargımı biraz haksız buldum. Çünkü böyle yolculuklara çıkmayı ben de seviyordum. Çocukken oynadığım bir oyundu bu evet, ama yetişkin oldum diye terk etmiş miydim ki? Tam olarak değil. Üstelik hâlâ çok eğleniyorum. Lili ve avanesinin macerası da çok eğlenceli: Uçan pandalar tarafından saldırıya uğramak, Kabak Perisi tarafından sebzeye dönüştürülmek, insanların hayvanlar tarafından evcilleştirildiği bir sirk, sizi istediğiniz yere götüren sihirli etekler… Hem karşılaştıkları olaylar, çözmek zorunda kaldıkları sorunlar, hem de karşılarına çıkan çalı köpek, vahşi yatak gibi tipler çocukların ilgisini çekecek türden. Evet, resimlerde çizgi filmden devşirildiği için “ekran havası” var ama kendine has grafik üslubuyla, renkleriyle, ifadeleriyle bir kalemde silip atacak kadar da değil. Evet, metinler yavan ve kopuk ama okuması kolay. Bakalım çocuklar bu metinler okurken benim kadar edebi kaygıya kapılacaklar mı? Hiç sanmam. Hızlı gelişen eğlenceli olayları bir çırpıda okumak ve eğlenmek çocuklar için edebi lezzetten önce geliyor olsa gerek. Üstelik çocuklara okuma keyfi verdikten sonra daha az edebi olsa ne çıkar? Ben değil miyim “Okumayı sevdirecekse çocuklara mobilya katalogu da verilebilir,” deyip duran.

Uzun lafın kısası, “Lili ve Adası” çocuklara keyifli zaman geçirtecek, kitap okumaktan keyif aldıracak niteliklere sahip aslında. Hatta ebeveyn, bu kitapları, okumayı sevmeyeceğinden endişe ettiği çocuklar için bubi tuzağı olarak kullanabilir, dizinin ciltlerini evin çeşitli yerlerine serpiştirerek kitaplara burun kıvıran çocuğun sinek gibi ağa düşmesini bekleyebilir. Beklerken de enfes bir zihinsel yolculukla gününü şenlendirebilir.

Biraz yukarıda ima ettiğim gibi, “Lili ve Adası” 9 Ocak günü çekilişle armağan edeceğimiz kitaplar arasında yer alıyor. Yeri gelmişken anımsatayım, 9 Ocak günü yalnızca kitap armağan etmiyoruz. Şu linke tıklarsanız, armağan edeceğimiz şahane oyuncakları da görebilirsiniz. Tek yapmanız gereken, linki tıklayınca açılan yazının altına yorum bırakmak. Daha ne bekliyorsunuz? Hadi!

Hamiş: İşte “Lili’nin Adası” dizisinin çizgi film hali.

Lili’nin Adası
Özgün Adı: L’Île à Lili
Yaratan: Fabien Limousin
Tasarlayanlar: Isabelle Lenoble, Emmanuelle Fleury, Fabien limousin ve Franck Ekinci
Çeviren: Emine Akbucak
Yaş grubu: 7+
Mandolin Yayınları, 2010,  45 sayfa,8 cilt
ISBN: 978-975-10-2892-1