Bazı kitaplar hakkında yazmadan önce iyice bir cesaretimi toplamam gerekiyor. “Küçük Prens” de o kitaplardan. Oysa Bir Dolap Kitap’ın ilk günlerinde, hemen hemen Küçük Prens ebatlarındayken tanıştığımız arkadaşım Ela önermişti. Önerisini dikkate almıştım elbette ama dedim ya, bazı kitaplar hakkında yazmak için cesaret toplamam gerekiyor. Öte yandan topla topla sonu gelmiyor. Zaten yumurta da kapıya dayandı: Küçük Prens, hem de üç boyutlu baskısı, Mavibulut’un Bir Dolap Kitap çekilişi için gönderdiği armağanlardan biri. Gel de yazma…

Küçük Prens’le ne zaman tanıştığımı anımsamıyorum. Ortaokul olabilir. O zamandan beridir aklımın bir köşesindedir. Küçük Prens, hakkında çok konuşulmuş, yazılıp çizilmiş, tiyatro oyunu, müzikali yapılmış bir eser. Hatta lisedeki felsefe hocam Nuran Direk “Küçük Prens Üzerine Düşünmek” adlı bir kitap yazdı. Şunu demeye çalışıyorum: Bu paragrafın başından beridir verdiğim bilgilerle zemini yumuşatmaya, “Küçük Prens” hakkında yazmanın ne de zor bir iş olduğuna sizi ikna etmeye ve böylece yazımın tüm potansiyel hatalarını, beceriksizliklerini, yetersizliklerini, acemiliklerini vs. hoş görmenizi sağlamaya uğraşıyorum.

Gelelim Küçük Prens’e…

Günlerden bir gün, bir uçak Büyük Sahra Çölü’ne zorunlu iniş yapar. Pilot, tek başına çölün ortasında, uçağı tamir etmek zorundadır. Gece, kendisinden koyun çizmesini isteyen bir çocuk sesiyle uyanır. Hayır, bu bir rüya değildir; çölün ortasında bir çocuk vardır ve pilotumuzdan koyun çizmesini istemektedir. Pilot, çocukken çizdiği bir resim yetişkinler tarafından olumsuz eleştirildiği için, yıllardır resim çizmemiştir. Yine de küçük yabancının isteğini yerine getirmeye çalışır. Birkaç denemeden sonra çocuğun istediği koyunu çizemeyeceğini anlayan pilot, ancak çocukların ve içindeki çocuğu yaşatanların sahip olabileceği bir kıvraklıkla bir çözüm bulur. Böylece başlayan dostlukları, sorularına yanıt alamayan pilotun, Küçük Prens’in ara sıra anlattıklarından toparladığı bilgi kırıntılarını birleştirerek çocuğun hikâyesini oluşturmasıyla sürer. Tek kelime daha etmeyeceğim. Ne olduğunu merak ediyorsanız, Küçük Prens’i alıp okumalısınız. Daha önce okudunuzsa, tekrar okumalısınız. Küçük Prens’i çocuğunuza okumalısınız, çocuğunuzla birlikte okumalısınız, çocuğunuz size okumalı, ayrı ayrı okumalısınız…

“Küçük Prens” neden önemli bu kadar? Nedir onu özel kılan? Bu sorulara kısa ve öz bir yanıt vermekte zorlanabilirim. Bir deneyelim: Dilimizde güzel bir söz vardır. “Gönül gözüyle bakmak / görmek,” deriz. Küçük Prens, işte bunu anımsatan, salık veren bir kitap. Bunu, Küçük Prens’e, dostluk kurduğu, yani “evcilleştirdiği” tilki şöyle söylüyor: “En iyi, yüreğiyle görebilir insan.” Büyümek, yetişkin olmak, bu beceriyi yitirmek, unutmak, görmezden gelmektir biraz da. İnsan yüreğiyle görmediği zaman, tıpkı yazarın kitabın başında anlattığı yetişkinler gibi olur: Yazar küçükken izlediği bir belgeselden etkilenerek fil yutmuş bir boa yılanı çizer. Gösterdiği tüm yetişkinler bunun bir şapka resmi olduğunu düşünür. Yürekleriyle göremedikleri / görmedikleri için, yüzeyin altında, boa yılanının karnında, resmi çizen çocuğun dünyasında ne olduğunu da göremezler. Çocuğa coğrafya, matematik çalışmasını, okulunu başarıyla bitirip dolgun maaşlı ve sigortalı bir iş bulmasını söylerler. Çünkü büyükleri ilgilendiren tek konu “fayda”dır. Büyükler arkadaşınızla, onun becerileriyle ve size kattığı değerle değil, babasının işiyle ve ne kadar kazandığıyla ilgilenirler. Büyükler kişinin ortaya koyduğu değerle değil, kılık kıyafetiyle ilgilenirler. Büyükler bir evin manzarasıyla, rahatlığıyla, içinde yaşanmış olanlarla değil, fiyatıyla ilgilenirler: Ne kadar pahalı, o kadar güzel.

Küçük Prens ile tilki arasındaki “evcilleştirme” meselesi de ilgi çekici. Burada söz konusu olan bir insanın bir hayvanı “çiftlik ya da ev hayvanına dönüştürmesi” değil. Tilkinin anlattıklarından benim anladığım, evcilleştirme diye, benzerleri arasından bir tanesinin, örneğin binlerce gül arasından Küçük Prens’in gülünün, kişi için özel olma, diğerlerinden farklı olma sürecine deniyor. Bu karşılıklı bir eylem. Dostluk, sevgi, aşk gibi tarifi zor kavram ve duygulara dair ışıklı bir bakış açısı, hatta neredeyse tarif…

Pilotun, Küçük Prens’in ara sıra anlattıklarından derlediği yolculuk öyküsü de hayli ilginç: Küçük Prens, gezegeni asteroid B612’yi terk ettikten sonra bir dizi gezegene uğruyor. Bu gezegenlerde karşılaştığı tipler, ki hepsi yetişkin, arasında bana “Kral ile Deniz” kitabını anımsatan, yönetecek hiçbir şeyi ya da kimsesi olmayan bir kral, içmekten duyduğu utancı unutmak için içen bir ayyaş, kendini beğenmiş bir adam, sayılardan başka şey düşünmeyen ciddi muhasebeci… gibi tipler var. Her biri kendi küçük gezegeninde yaşıyor. Herkes kendi dünyasında yaşıyor. Herkesin cenneti de, cehennemi de kendi içinde…

“Küçük Prens”, soğan gibi, katmanlardan oluşan bir metin. Öykü, zengin içeriğinin yanında, yetişkin ağzından anlatıldığı için, her yaşa seslenebiliyor. Kitabı ilk okuduğumda nasıl hissetmiştim anımsamıyorum ama şu son günlerde yaptığım okumalarda Antoine de Saint-Exupéry’nin içindeki çocukla yüzleştiği, hatta ondan bir biçimde özür dilediği, geç de kalsa onu savunduğu ve zamanında boyun eğdiği yetişkinlerden hesap sorduğu izlenimine kapıldım.

 

Yazarın pek maceralı bir yaşam öyküsü var: 1900 yılında, Fransa’nın Lyon kentinde, beş çocuktan üçüncüsü olarak doğar. Mimarlık eğitimi alır. 1921 yılında askerlik görevine süvari olarak başlar. Daha sonra pilot olmak üzere eğitilir. Ailesinin itirazları sonucunda, Paris’te bir ofis işinde çalışmaya başlar. 1926 yılında tekrar uçma fırsatı bulur. Uluslararası posta taşıyan bir uçağın pilotu olur. O yıllarda ilk öykü ve romanlarını da yayımlar. 1935 yılında, Paris’ten Saygon’a uçarken Sahra çölüne düşer. Yardımcı pilotuyla birlikte, bir günlük yiyecek ve içecek olarak bir miktar şarap ve şekerli kahveyle çölün ortasında kalakalırlar.
Hızlı su kaybından kaynaklanan sanrılarla boğuşurken, kazadan dört gün sonra bir bedevi tarafından kurtarılırlar. Belki de “Küçük Prens”in başında anlatılan uçak kazası budur. 2. Dünya Savaşı ortalığı karıştırır. Antoine de Saint-Exupéry, 1940 yılında ABD’ye gider. Bir yandan atlattığı kazaların ardından ihtiyacı olan tedaviyi görürken, bir yandan da yazmaya devam etmektedir. 1940 yılında okuduğu bir Andersen masalı, Antoine de Saint-Exupéry’nin aklına masal yazma fikrini düşürür. Aynı günlerde bir arkadaşının armağan ettiği sulu boya takımı, önüne gelen her yere çizip durduğu küçük uçan tipe yaşam vermesini sağlar. 1942 yılında, Amerikalı editörü Eugene Reynal ile yemek yerlerken, küçük uçan tipi bir peçeteye çizer. Çizimi gören editör, Antoine de Saint-Exupéry’ye bir çocuk kitabı yazmasını önerir. Yazar, yaz ve güz ayları boyunca çalışır ve “Küçük Prens” ortaya çıkar. Editörü Eugene Reynal, Fransızca metni İngilizceye çevirtir ve 6 Nisan 1943 günü, “Küçük Prens”, hem İngilizce, hem Fransızca olarak aynı anda yayımlanır. O günlerde Antoine de Saint-Exupéry savaş pilotu olarak görev yapmak üzere Cezayir’e gitmiş ve Fransız Hava Kuvvetleri’ne katılmıştır. 1944 yılında, bir görev sırasında Alman birliklerinden kaçarken Akdeniz’de kaybolur. Yazarın cesedi ya da uçağın enkazı bulunamaz. 1998 yılında, Marsilya’lı bir balıkçının ağından Antoine de Saint-Exupéry’nin bilekliği çıkar. 2000 yılında, bölgede gerçekleştirilen dalışlar sayesinde bir uçak enkazına ulaşılır.

“Küçük Prens” günümüzde 210 dile ve lehçeye çevrilmiş. Fas’tan Japonya’ya kadar birçok ülkenin okullarında okutulan kitap, Laponcaya, hatta daha önce İncil’den başka kitabın çevrilmediği, Arjantin’in kuzeyinde yaşayan yerlilerin dili Tobacaya bile çevrilmiş. “Küçük Prens” radyoya, sinemaya, televizyona, tiyatroya, operaya, çizgi romana vs. uyarlanmış. Japonlar 39 bölümlük animasyonunu yapmış.

Bu yazıyı süsleyen resimlerde gördüğünüz kitapsa, “Küçük Prens”in, Türkçesi Mavibulut tarafından yayımlanan üç boyutlu ve hareketli baskısı. Çeviri Sumru Ağıryürüyen’e ait. Daha önce Mavibulut’un “Okula Geç Kaldım” adlı üç boyutlu ve hareketli kitabı hakkında yazmıştık. “Okula Geç Kaldım” Fatih Erdoğan tarafından tasarlanmış, Türkiye’de basılmış ve Mavibulut kitap atölyesinde birleştirilmişti. “Küçük Prens”, yabancı yayınevleriyle birlikte hazırlandığı için Çin’de basılmış. Sayfalarla birlikte açılan resimler, hareketli parçalar kitabın çekiciliğini artırmış. 9 Ocak günü, ne zamandır göz göze olduğumuz bu güzelim kitabı size armağan edeceğiz. Bunu sık sık kendime tekrar ediyorum ki, kitaptan ayrılması kolay olsun. Sırıtmayın hemen!

Cesaret toplamaktan söz ediyordum ama gözümü karartıp da yazının başına geçince durmak bilmedim. Dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Emin olun, “Küçük Prens” benim kavrayabildiğimden ve ifade edebildiğimden çok daha fazlasını içeriyor. Bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.

Hamiş: İnterneti kurcalarken müzikal bir  “Küçük Prens” uyarlamasına denk geldim. 13 bölüm halinde Youtube’e yüklemiş bir hayırsever. Benim pek hoşuma gitti. Özellikle “büyüklere” bayıldım. Bu birinci bölüm, bu ikinci bölüm, bu üçüncü bölüm. Gerisini kendiniz halledin, olmaz mı?

Küçük Prens
Özgün adı: Le Petit Prince
Yazan ve resimleyen: Antoine de Saint-Exupéry
Çeviren: Sumru Ağıryürüyen
Yaş grubu: 8+
Mavibulut Yayıncılık, 2010, 64 sayfa, sert kapak
ISBN: 978-975-310-078-6