Şimdi bir oyun oynayalım. Gözlerinizi kapayın ve çevrenizi dinleyin. Neler duyuyorsunuz? Duyduğunuz sesler size ne olduklarını söylüyor mu? Sokaktan geçen otomobiller, çocuk bağırışları, bir kedi miyavlaması, tren sesi, istasyon şefinin düdüğü ya da sizin mahallenize özgü başka sesler… Bunu yolda giderken de yapabilirsiniz. Vapurun çalışan motorlarının sesi, martı çığlıkları, vapurun çaycısı, çay kaşığı tıngırtıları, konuşan insanların uğultusu, çeşit çeşit cep telefonu sesi… Bu sesleri, kaynaklarını bildiğimiz için mi ayırt ederiz? Hep gördüğümüz, hem bildiğimiz şeyler olduğu için midir bu kolay tahminler?

Şimdi oyunu bir kenara bırakalım? Ya mutlak bir karanlığın içinde yaşıyor olsaydık?  O zaman tüm bunlar bizim için birer sır olarak mı kalırdı? Yoksa farklı bir algılama biçimi geliştirir, dünyayı bambaşka mı görürdük?

Ne çok soru sordum değil mi? Ama uzun süredir soruyorum bu soruları? Ya gözlerim görmeseydi? Renkleri nasıl tanımlardım? Seslere ne tür biçimler yakıştırırdım? Dünya benim için ne kadar farklı olurdu? Olur muydu? Yoksa her şey yine de aynı mı kalırdı? Bu soruları sormamın nedeni elime uzun süre önce geçen ve o zamandan beri tekrar tekrar açıp baktığım, resimleri içinde kaybolup gittiğim bir kitap: “The Sound of Colors – A Journey of the Imagination (Renklerin Sesi – Bir Hayal Yolculuğu)” .

Yazdı. Bir gün eve geldiğimde Yıldıray beni şöyle karşıladı: “Görünce bayılacağın bir şey aldım sana.” Sonra bana sözünü ettiğim kitabı verdi. “The Sound of Colors” görme yetisini yavaş yavaş kaybeden ve sonunda tamamen karanlığa gömülen bir kızın, metroda geçirdiği bir günün öyküsü… Yuvarlak kara gözlükleri ve elinde beyaz bastonu olan kahramanımızı ilk kez aydınlık bir sokaktan metronun karanlığına doğru inerken görüyoruz. Fiyonklu saç örgüleri, kırmızı sırt çantası ve yeşil şemsiyesiyle, çıtı pıtı sevimli bir tip. Yanında bir de mini mini köpeği var. Görme kaybını yitirmeye başladığını bir yıl önce fark ettiğini; evde yalnız başına otururken karanlığın onu çevrelediğini anlatıyor. Oysa bugün dışarı çıkmış ve metroya gidiyor. Bulması gereken şeyler var.

Bundan sonra metro maceramız başlıyor. Metroya gözleri görmeyen kızla birlikte biniyoruz ve onun inanılmaz renkli, ışıkla dolu dünyasına giriveriyoruz. Duyduğu seslerin kızın zihninden nasıl canlandığını görüyoruz. Kâh filler dolanıyor metro tünlerinde, kâh uçuşan altın sarısı yapraklar. Kız bazen bir balinanın üstünde yolculuk ediyor, bazen kuşlar gibi boşlukta, özgürce süzülüyor. Metronu duvarları her seferinde o anki öykünün sembolleriyle bezeniyor. Bazen duvarlar bile kalmıyor. Kör kız, renklerin izini sürüyor. Göremediği renkler ona muhteşem bir macera yaşatıyor.

Şimdi göremediğim renklerin sesini dinliyorum.
Biçimleri koklamaya, aydınlıkla karanlığı tatmaya çalışıyorum.
Ve pencere günbatımıyla dolarken,
……….bana şiir okuyacak bir dost bulmayı umuyorum.
 
……….
(…)
……….
 
Dinle! Uzakta bir yerde, tünelin ucunda,
……….Duyabiliyor musun?
Bir kelebek kanatlarını çırpıyor.
Çıkarttığı rüzgarın
……….yüzüme dokunuşunu hissedebiliyorum.
 
 

“The Sound of Colors”ta az metin, çok görsel var. Var olan metinlerin dili yalın. Şiirsel bir anlatım var. Ama aslolan resimler. Satırları okuyup hemen resimlere bakmak istiyorsunuz. Kusursuz bir geometrik kurgu, gökkuşağı gibi renkler… Resimlerin her biri ayrı bir dünyayı, ayrı bir masalı anlatıyor. Renklerin bu kadar sesi olabileceğini düşünmezdim. Bu kitap sesi alçalıp yükselen bir şarkı gibi. Bazen o kadar yoğun bir sahneyle karşılaşıyorsunuz ki, kafanızın içinde şarkının tüm vurmalılarını, çınlayan zillerini, deli dolu ritmini duyuyorsunuz. Resmin hangi köşesine bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Her santimetrekare çınlıyor çünkü. Bazı resimlerdeyse müzik iyice yavaşlıyor, sesler usulcacık kulağınıza fısıldıyor. Görmeyen kızı koca bir boşluğun, dinginliğin içinde görüyorsunuz. Sessizlikle rahatlıyorsunuz.

“The Sound of Colors”ı yazıp çizen kişi Tayvanlı sanatçı Jimmy Liao… Güzel sanatlar eğitimi almış olan Liao’nun imza attığı çok sayıda kitap var. Bu kitaplar dünyanın çeşitli dillerine çevrilmiş. İnternette yaptığım araştırmada onun hakkında söylenenleri “İnsanın yüreğine dokunan işler yapıyor,”  şeklinde özetleyebilirim. Burada yazdığına göre, Discovery Channel, dünya kültürüne yaptığı sıra dışı katkı nedeniyle Jimmy Liao hakkında bir film yapmış. Ayrıca kitap sinemaya da uyarlanmış.

Kitabın yaş grubunu belirlemek benim için oldukça zor oldu. Birkaç kere fikir değiştirdikten sonra Amazon.com’u esas aldım ve 6+ dedim. Ama bence daha küçük çocukların da ilgisini çekecek bir kitap bu. Belki metni biraz ağır gelebilir; ama resimleri her yaştan çocuğun aklını alacaktır, eminim. Yaşınız ne olursa olsun, umarım “The Sound of Colors”ın sayfalarını karıştırma şansınız olur.

“The Sound of Colors”ı uzun zamandır evirip çeviriyorum. Sonunda bugünün uygun bir tarih olduğuna karar verdim. Bugün Dünya Engelliler Günü. “Engelli” diye adlandırdığımız insanların aslında “engel” tanımadığını, onlara bu engelleri diğer insanların koyduğunu bir kere daha hatırlayalım istedim. Bunun için  “The Sound of Colors”tan daha güzel bir örnek olabilir mi? Hepimize zihinlerimizdeki engellerden kurtulabileceğimiz ve yaşamı 360 derece görebileceğimiz günler diliyorum.

Hamiş 1: Burada Liao ile ilgili uzun bir makale (İngilizce) var.

Hamiş 2: Biraz konu dışı ama Jimmy Liao’nun pek çok festivalde gösterilen “A Fish with a Smile /Gülümseyen Balık” adlı animasyonu da paylaşmak istedim.


 

The Sound of Colors: A Journey of the Imagination
Yazan ve resimleyen: Jimmy Liao
İngilizce’ye çeviren:Sarah L. Thompson
Yaş grubu: 6+
Little, Brown & Company,  2006, sert kapak, 80 sayfa
ISBN: 0-316-93992-7