İlkokulda, sınıfa her sabah geç gelen bir arkadaşım vardı. Benim evim okula yürüyerek on dakikalık yoldaydı; çoğumuzun öyleydi. Bu arkadaşımızın oturduğu binanın bahçesi ise ilkokula bitişikti. Yani iki binanın bahçesini ince bir duvar ayırıyordu. Hemen her sabah sınıfa geç geldi. Önlük yakası asla ilikli durmazdı, saçları dönüp uyuduğu tarafın tersi yönde ve önlük cebindeki mendil her zaman topak halde olurdu. Bir sabah olsun, bu arkadaşımın geç kalmasını haklı gösterebilecek bir bahane öne sürdüğünü duymadım. Zira o dönemde İletişim Yayınları Lucie’nin 17 geç kalma hikâyesini yayımlamış değildi.

Lucie her sabah okula geç kalmaktadır. Öğretmeni Bayan Weissbrot her sabah ona neden geç kaldığını sormaktadır. Lucie, her sabah Bayan Weissbrot’a bir ‘geç kalma hikâyesi’ anlatmaktadır. Ama öyle sıradan bir hikâye değil! Lucie’nin geç kalma hikâyeleri öğretmeninin inanmazlık, sinirlenme ve şaşma arasında gidip gelmesine, arkadaşlarının inanmazlıktan çok şaşkınlığa yakın durmasına neden olur. Aslında Lucie her sabah okula tam zamanında gelmek için büyük bir mücadele vermektedir. Fakat ona bir sabah polisler engel olur, bir başka sabah İrlandalı büyükannesinin kafa karışıklığı, bir başka sabah küresel ısınmaya neden olan buzdolapları yolunu keser. Lucie ne yapsın?

Lucie’nin hikâyelerine yalnızca ‘yaratıcı’ demek yetmez. Bunlar palavra sıkma sanatının özgün örneklerinden bir seçki oluşturuyor. İnandırıcılığı artırmak için özenle seçilip dikkatle serpilen gerçekçi ayrıntılar ve mantıklı açıklama parçaları, hikâyenin gerçek üstü yanlarını, deyim yerindeyse pahlayarak kulağa daha yumuşak gelecek bir kıvama sokuyor. Aynı ayrıntılar, anlatıcının rakibini yormaya çalışan bir boksör edasıyla dinleyici etrafında kelebek gibi dans etmesine, yeri geldiğinde arı gibi sokarak sersemletmesine de yarıyor. Ve toplamda çok eğlenceliler! Tek başına bölüm adları bile eğlenceli: Gün, ay ve Lucie’nin sınıf kapısında belirdiği saat.

Hikâyelere siyah beyaz çizimler eşlik ediyor. Bunlar çoğunlukla küçük ama hem hareketli, hem de güçlü ifadelere sahip çizimler. Öykülerin neşesine ve sevimliliğine gayet iyi oturuyorlar.

Kitabın Türkçesinde bir olasılık çocukların kafasına takılabilecek iki deyiş var. Bunlardan biri sayfa 32’de yer alıyor:

Asıl Bayan Weissbrot’un canısı kafadan kontaktı.

Bu cümledeki “canısı” sözcüğü, yanlış bilmiyorsam İbrahim Erkal adlı bir şarkıcının söylediği “Canısı” adlı şarkı nedeniyle dilimize ve doğan görünümlü şahinlerin arka tamponlarına yapışmıştı. Ele aldığımız kitaptaysa Lucie’nin anlattığı inanması zor bir hikâyeye tepkisini gösteren öğretmenin gözde öğrencisini temsil ediyor. Belli ki, özgün metinde sokak dilinden benzer bir söz kullanılmış ve kitabın çevirmeni Tuvana Gülcan da Türkçe karşılığını güzelce yerine koymuş.

Çocukların kafasına takılabilecek ikinci deyiş “13 Ocak, 9.12” başlıklı öyküde karşımıza çıkan “Bin kunduz!” ünlemi. Eğer çocuğunuz Teksas okumuyorsa Çelik Blek’in beklenmedik bir durumla karşılaştığında, örneğin, pusuya yatmış Kırmızı Urbalılar tarafından atılan bir mermi “swisss” diye yanından geçtiğinde “Bin kunduz!” dediğini bilemez.

Lucie’nin eğlenceli ve bir o kadar da uyduruk hikâyelerini çocukların seveceğinden hiç kuşkum yok. Hatta ondan ilham da alabilirler… Efendim? İlham almaları hoşunuza gitmez mi? Efendim? Ses kesiliyor, tünele girdim ben…

Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:

Eyvah, Okula Geç Kaldım! 17 Geç Kalma Hikâyesi
Özgün Adı: Schuld war nur das Braueschwein. 17 Zuspätkommgeschichten
Yazan: Robert Griesbeck
Resimleyen: Karsten Teich
Çeviren: Tuvana Gülcan
Yaş grubu: 8 +
İletişim Yayınları, 2010, 96 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-975-05-0810-3