“Kurabiye Canavarı” / Fotoğraf: Casey Fleser

Hafta sonu yaklaşıyor. Henüz bir plan yapmadıysanız size şunu önerebilirim: Önce kitapçıya gidip görevliye “Abur Cubur Peşinde” dizisi var mı diye sorun. Varsa dört kitaplık bu seriyi hemen alıp, hızla kitapçıdan çıkın. Yolda ilk gördüğünüz kuruyemişçi ya da bakkala girin ve sevdiğiniz ne kadara abur cubur varsa yüklenin. Fındık, fıstık (Antep fıstığı, yer fıstığı, kaju), kuru üzüm, cevizli sucuk, kabak çekirdeği, ay çekirdeği, biraz pestil, şöyle sevdiğiniz markadan bir kalıp da çikolata… “Sağlığıma o kadar da dikkat etmem,” diyorsanız bir paket cips, biraz gazlı içecek… Sonra şöyle güzel bir dondurma da kapıp gidebilirsiniz. “Yok bunların hiçbiri bana göre değil, en iyisi kendi abur cuburumu kendim yapayım,” diyorsanız, şöyle en pufidiğinden şahane bir üzümlü kek ve yanında da çay… Nasıl iştahınız açıldı mı? Tamam, şimdi alın “Abur Cubur Peşinde” kitaplarını; evinizde küçük bir insan da varsa ne güzel. Ona da kesin bir dilim kek, bir de kakaolu süt. Başlayın abur cubur kitaplarını okumaya…

Günışığı Kitaplığı’ndan çıkma “Abur Cubur Peşinde” kitaplarının her biri çerez gibi yemelik, sevimli birer uzun öykü aslında. Kitapları genellersem ortaya üç temel özellik çıkıyor: Pratik zekalı ve kardeş ya da arkadaş olan en az iki çocuk, alışılmış kalıpların dışında birkaç yetişkin, konunun merkezinde yer alan bir abur cubur. Ele alınan meseleler söz konusu abur cuburla ilgili oluyor. Abur cuburumuz tehlikeye düşüyor ve bizim pratik zekalı çocuklar sorunu çözmek için kafa patlatıp harika bir fikir buluyorlar, sıra dışı yetişkinlerin de yardımıyla (ya da oynadıkları bir rolle) durum tatlıya (bu durumda abur cubura) bağlanıyor.

İlk kitap “Balonlu Sakız Ağacı” adını taşıyor. “Bu ne biçim ağaçmış?” demeyin sakın, çünkü abur cubur kitaplarında her şey mümkün. Zavallı Bay Volter Allivallah Pravindar Gopal (kısaca Bay Gopal) çok üzgündür; zira pembe pembe balonlu sakızlar üreten bir fabrikanın başında bulunan Bay Gopal, artık klasik balonlu sakızını üretemez olmuştur. Bunun nedeni ülkesi Hindistan’da yetişen balonlu sakız ağaçlarından ham sakız elde edip gönderen Sakızımsılar’dan haber ve hammadde alamamasıdır. Bay Gopal bu derdini Tim ve Nicola’ya anlatır ve onlara bir teklifte bulunur: Birlikte Hindistan’a gidip Sakızımsılar’ı aramak… Tim, Nikola ve Gopal’in Hindistan macerasında neler yaşadığını elbette anlatmayacağım.

Geçelim ikinci kitaba… “Patlamış Mısır Korsanları” Cinmısırı Adaları’nda yaşayan ve geçimlerini cinmısırı çiftliklerinde cinmısırı yetiştirerek sağlayan halkın ve burada yaşayan üç çocuğun öyküsü… Lusi ve Hermoni çok yakın iki arkadaştır. Gün boyu birlikte vakit geçiren kızlar, geceleri de pencerelerine geçip, birbirleriyle fenerle haberleşir ve “sohbet ederler.”  Bir sabah, cinmısırı gemisinin kaptanı Kaptan Foster ile köpeği Bisküvi, yeni hasadı yüklemek için adaya gelir. Gemi yüklenir ve yola çıkar. Çok geçmeden Kaptan boş bir gemiyle geri döner. Meğerse korsanlar gemiyi soymuş, büyün cinmısırlarını alıp gitmişlerdir. Bizim Lusi ve Hermione ile Lusi’nin kardeşi Sem duruma el koyar ve kaptanla birlikte yeniden yola çıkarlar. Amaçları korsanları tuzağa düşürmektir. Üç çocuk, kaptan ve Bisküvi’nin korsanlarla giriştiği mücadelede neler yaşandığını elbette anlatmayacağım.

Gelelim üçüncü kitap olan “Çubuk Makarna Düğümü”ne… Bu kez kahramanlarımız hiç makarna yememiş olan Tomi ve kız kardeşi Niki ile onların bakımını üstlenen, sağlıklı beslenme düşkünü Rebeka Teyzeleri (Anne babalarıysa yanardağ uzmanı oldukları için dünyayı geziyorlar.). Bu çocuklar elbette makarna yemeyi çok istemektedir; ama teyzeleri makarnaya ve her tür abur cubura kesinlikle karşıdır. Teyzenin menüsü havuç çorbası, halka halka doğranmış çiğ soğan, domates suyu, taze suyosunu gibi şeylerden oluşmaktadır. Teyze huysuzdur, dengesizdir, abur cubur lafı duyunca çıldırır; kimi zaman salonda kendi kendine ve sanki karşısında biri varmış gibi dans eder; yetmezmiş gibi Havuç ve Yemiş Birliği’nin başkanıdır. Böyle bir ortamda makarnasız büyüyen çocuklar, günün birinde, tamamen şans eseri, her gün önünden geçtikleri şahane lokantada teyzelerinden gizli yemek (şahane soslu birer makarna!) yerler. Sürprizler bitmez. Gazetede bir makarna sosu yarışması ilanı görünce, lokantanın garsonu ve aşçısının yardımıyla bu yarışmaya katılırlar. Yarışma sonuçlanır ve iki kardeş, Pipelli Makarna Fabrikası’na gitmeye hak kazanırlar. Makarna fabrikasında çocukların başına ne geldiğini ve Bay Pipelli ile Rebeka Teyze karşılaşınca neler olduğunu elbette anlatmayacağım.

Sonuncu kitap ise “Halka Çörek Zinciri”… Her şey okulun hademesi Bay Onur’un arabasının çalınmasıyla başlar. Bay Onur çok üzgündür. Yeni bir araba alacak durumda değildir; yakında emekli olacağı için para biriktirmektedir. Okulun öğrencilerinden Aleks bu duruma çok üzülmektedir. Sonra aklına bir fikir gelir. Fikrini en yakın arkadaşları Liza ve Mark’la paylaşır. Sonra okul idaresinden de onay alınca işe koyulur. Çocuklar evde halka çörek yapacak ve bunları okul bahçesinde satacaklar, gelirini de Bay Onur’a vereceklerdir. Plan işe yarar. Hafta sonu bütün çörekler satılır. Çörekler o kadar beğenilir ki, daha fazlası istenir. Ama çocuklar o kadar çok çöreği nasıl üretsinler? Yeni bir fikir gelişir: Halka çörek zinciri kurmak. Herkes bir tanıdığına mektup yazıp ondan çörek yapıp göndermesini ve bunun gibi bir mektubu bir tanıdığına gönderip aynı şeyi yapmasını ister. Sonuç ne mi olur? Mektup zinciri işe yarar ve Aleksler’in evine kutu kutu çörek yağmaya başlar. Bunun nelere yol açtığını ve Aleks’in nasıl bir çözüm bulduğunu elbette anlatmayacağım.

Bu sevimli kitapların yazarı Alexander McCall Smith… Çok yönlü ve yaratıcı biri olan McCall Smith’in çocuk kitaplarının Türkçe olarak yayımlandığını ilk duyduğumda çok sevinmiştim. Bunların kesinlikle sevimli ve insanın yüzünde bir gülümseme bırakacak kitaplar olacağına da emindim. Niye mi? Çünkü ben bu yazarın daha önce yetişkinler için yazmış olduğu iki kitabı okudum da ondan. (Yazarın tüm dünyada büyük ün kazanan, Botswanalı şahane dedektif Precious Ramotswe’nin başrolde olduğu “Bir Numaralı Kadınlar Detektiflik Bürosu” serisini okumadıysanız şiddetle tavsiye ederim: “Bir Numaralı Kadınlar Detektiflik Bürosu” ve “Zürafanın Gözyaları”, Çitlemik Yayınları.)

İllüstrasyon: Ian Bilbey

Bana kalsa, Alexander McCall Smith’den de, Mma Ramotswe’den de daha çok söz edebilirim. Ama o zaman da yazı uzar gider. En iyisi birkaç link vereyim de yazarın ve kitaplarının keyfini sürmek isteyenler oralara bir göz atsın. Yazarın İngiltere’deki web sitesi için buraya, ABD’deki sitesi içinse buraya tıklayabilirsiniz. İkisi de hem tasarımlarıyla, hem de içerikleriyle hayli renkli…

Bu yazıda söz etmeden geçemeyeceğim bir diğer renk ise “Abur Cubur Serisi”nin çizeri Ian Bilbey.  Bilbey’in sitesine mutlaka göz atın. Bakalım beğenecek misiniz? :)

Hamiş: Alexander McCall Smith’in başka kitapları daha Türkçe’ye çevrilmiş. “Pazar Felsefe Kulübü” serisinin iki kitabı İnkılap Kitabevi’nden ve bir grup yetişkin ve çocuk kitabı da Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan…  Sizi bilmem ama ben bu hafta sonu kitap fuarından birkaç kitapla dönmeyi düşünüyorum.

“Abur Cubur Peşinde” dizisi
Yazan: Alexander McCall Smith
Resimleyen: Ian Bilbey
Çeviren:Nazlı Tancı
Yaş grubu: 7+
Günışığı Kitaplığı, 2009, karton kapak
 
.
“Balonlu Sakız Ağacı”
Özgün Adı: The Bubblegum Tree
91 sayfa, ISBN: 978-9944-717-14-4
 
.
“Patlamış Mısır Korsanları”
Özgün Adı: The Popcorn Pirates
92 sayfa, ISBN: 978-9944-717-21-2
 
.
“Çubuk Makarna Düğümü”
Özgün Adı: The Spaghetti Tangle
80 sayfa, ISBN: 978-9944-717-22-9
 
.
“Halka Çörek Zinciri”
Özgün Adı: The Doughnut Ring
67 sayfa, ISBN: 978-9944-717-23-6