Yaramazlık yapmayı sever misiniz? Ben severim. Bu yaşımda hâlâ yaparım. Çok da eğlenirim. Mesela 0,5 kurşun kalemlerin ucunu çıkartır sonra silginize batırıp kırarım. Bu hareketi silginizin bir köşesi kurşun kalem ucu kırıklarıyla dolana kadar yaparım. Ardından defterinizin olmadık bir yerini size göstere göstere karalarım . Bana sinir olursunuz ve hızla silginize sarılırsınız. İşte en sevdiğim an: Siz sildikçe defteriniz daha beter karalanır! Ama ne yaparsam yapayım, evin eşyalarını isyana sürükleyecek kadar yaramazlık yapamadım. Çalışmalarım devam ediyor.
Bu konuda bir kaynak kitap bulabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Kendisini gökte bile aramıyordum, Can Çocuk kapıma kadar gönderdi. Söz konusu kaynak, Claude Roy tarafından kaleme alınmış “Uçan Ev” adlı kitabın ta kendisi.
Bay ve Bayan Küçükpisi’nin Hermine, Jules, Eric ve Jacques adlı dört çocuğu vardır. Kırmızı kiremit kaplı çatısı, duvarlarını kaplayan sarmaşıkları olan güzel bir evde yaşarlar. Bay ve Bayan Küçükpisi biraz anlayışsız tiplerdir. Örneğin evlerinin önünden geçen paspal kılıklı ama muhteşem keman çalan bir yabancının yardım isteğini kabaca reddederler. Bir gün Bay ve Bayan Küçükpisi bir ahbaplarının daveti üzerine bir süre evden ayrılırlar. Çocuklara nine, büyükbaba ve evin kâhyası Maria bakacaktır. Ana babaları gider gitmez çocuklar içini görmek için avizeden kahve değirmenine, tırabzandan kuyruklu piyanoya ev eşyalarını söküp dağıtmaya başlarlar. Büyükbaba sürekli uyuklamaktadır, nine çaresizdir, Maria söz geçiremez. Kısa süre sonra eşyalar isyan eder. Bir savaş meclisi toplanır ve çocukların zulmüne karşı bir eylem planı hazırlanıp uygulamaya konur. Eşyalar çocukları hallaç pamuğu gibi atmaktadır. İşlerini de o kadar iyi bilmektedirler ki, örneğin çocukları üstünden silkeleyen merdiven, bir yetişkin burnunu uzatır uzatmaz her zamanki merdiven oluvermektedir. Derken, dört kardeşin de aynı anda üstünde toplandığı sırada, halı havalanıverir ve pencereden süzülür. Aklı sıra halı çocukları korkutmak niyetindedir ama uçan halıyla seyahat çocukların hoşuna gider. Kimin gitmez ki? Fakat bir süre sonra bu havacılık macerası da kabak tadı vermeye başlar (Niye böyle denilir ki, ben bayılırım kabak tadına). Çocuklar üşürler ve acıkırlar. Karşılaştıkları kuşlar onlara
yardımcı olur. Çocuklara yiyecek taşırlar ve bebek Jules üşümesin diye halının üstüne bir kuş yuvası yaparlar. Halı rotasını Kuzey Kutbu’na çevirir. Çocuklar kafalarını çalıştırıp yağan karı değerlendirirler ve bir iglo inşa ederler. Halının durmaya niyeti yoktur ve çocuklar artık zor durumdadır. Derken halılarında o paspal kılıklı kemancı bitiverir, hani şu ana babalarının kabaca kovduğu genç adam. Meğer kendisi bir melekmiş! O, çocuklara yardımcı olup karınlarını doyururken, evde eşyalar ne yapacaklarına karar vermeye çalışmaktadırlar. Çünkü çocuklar olmayınca ev fazlasıyla sessiz ve cansız bir yere dönüşmüştür. Ayrıca eşyaların arasında, halının bu işi uzun ettiği kanaati baskındır. Evi uçurup çocukları bulmaya karar verirler. Tam halının üstünde meleğin ortaya çıkıp çocukların karnını doyurduğu sırada uçan ev halıya yetişir.
Ne kadar “uçuk” bir macera, değil mi? Öykü, benim bu sefil özetimde yer alamayan bir sürü güzel ayrıntıyı da hesaba katarsanız, çok da keyifli. Her bir insanın, her bir eşyanın, her bir hayvanın kendine has bir kişiliği var ve yazar bunu verirken hiç zorlanmıyor. Hissetmiyorsunuz bile. Olayların, tepkilerin hiçbiri “normal” değil ama okurken yadırgamıyorsunuz. Çünkü yazar okuyucuyu kolayca ikna etmenin bir yolunu buluyor. Öykünün sunduğu geniş sözcük bilgisi de cabası: Birçok ev eşyasının, bir sürü bitkinin, çeşit çeşit kuşun, adlarını bu kitapta duyduğum kimi dansların isimleriyle dolu kitap. Hemen birkaç örnek: Sarkaçlı saat, çalar saat, guguklu saat, avize, hoparlör, kahve değirmeni, aynalı dolap, komodin, tırabzan, martı, güvercin, leylek, baştankara, serçe, çobanaldatan, kızılgerdan, kırlangıç, ötleğen, sığırcık, yalıçapkını…
Yazar Claude Roy aslında şair olarak tanınıyor. Zaten kitapla ilgili okuduğum yorumlarda da, özgün dilindeki metnin şiirselliğine sıkça vurgu yapılıyor. Türkçe baskısı için “şiirsel” diyemem, ama altta kendini hissettiren bir şeyler de yok değil. Hatta yorumları okumadan önce, öykü bende bir çağrışım yapmıştı: Kitabın dili bana “Amélie” filmini anımsattı.
Türkçe baskının resimlerini Mustafa Delioğlu yapmış. Siyah beyaz resimler bana hem Karagöz’ü, hem de Aztek resimlerini anımsattı. Siz ne dersiniz?
Bu kitabı okuyup da bir kenara koymaya gönlü razı olmayanlar için birkaç önerimiz var:
- Kitapta adı geçen bitkiler hakkında bilgi toplayıp doğada onları arayabilirsiniz.
- Kitapta adı geçen kuşlar hakkında bilgi toplayıp doğada onları gözleyebilirsiniz.
- Kitapta sökülüp parçalarına ayrılan her bir eşyayı siz de evinizde söküp parçalara ayırabilirsiniz (şaka şaka).
Bu kitabı okurken en çok nesini beğendim diye düşünüyorum. Eğlencesini mi? Kurgusunu mu? Fantastik özelliklerini mi? Sanırım en çok dilinden, sözcüklerin zihnimde bıraktığı lezzetten keyif aldım.
Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:
Uçan Ev
Özgün Adı: La maison qui s’envole
Yazan: Claude Roy
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Çeviren: Eray Canberk
Yaş grubu: 9+
Can Çocuk, 2010, 82 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-975-07-1037-7









{ 2 comments… read them below or add one }
Selin’e okumak için 6 yıl kadar beklemem gerekecek ama yine de kitabı şimdiden alacağım. Neden mi? Hiç böyle bir kitabı okumadan durabilir miyim? Sayenizde iki tane çocuk kitapları listemiz oldu. Biri Selin için biri de kendim için:)
Sevgiler,
ç.
Çiğdem Y., eminim zamanı gelince Selin de bu kitabı severek okuyacaktır. Selin çok şanslı bir çocuk:)