Müjdeli haberi ağustos ayında Facebook’tan aldım: Popcore Yayınları Eylül ayında yepyeni bir Julia Donaldson kitabı çıkarmaya hazırlanıyordu. Muradıma geçen hafta erdim. Popcore Yayınları Bir Dolap Kitap için nurtopu gibi bir “Mağara Bebeği” yolladı.

Sarı saçları civciv tüyü gibi havalarda uçuşan pembiş yanaklı mağara bebeği, duvar resimleri yapan annesi ve cesur mu cesur babasıyla bir mağarada yaşar. Mağaranın duvarlarını avcı baba ile kılıç dişli bir kaplan, sırtlan, tavşan, mamut ve ayı resimleri süsler. Ne yazık ki mağara bebeğiyle ilgilenen yoktur. Yalnız bebecik çok sıkılmaktadır. Ta ki mağaranın bir köşesinde duran boyalarla fırçayı keşfedene kadar. Boyayı alıp büyük bir keyifle duvardaki hayvan resimlerini beneklerle, çizgilerle süsler. Ama bunun sonunda aferin yerine sıkı bir azar işitir. Mağara anası homurdanarak duvarları temizlerken, mağara babası da bebeğe bir daha bunu yaparsa onu koca kahverengi ayıya vereceğini söyler. Bebecik o akşam kötü bir gece geçirir. Sonra mağara girişinden uzanan bir hortum bebeği aldığı gibi mamut mağarasına götürür. Bebek yolda hep koca kahverengi ayı siluetleri görerek korkar; bir kaplan, bir tavşan ve bir sırtlanla karşılaşarak, ayının da yoluna çıkacağından endişelenir. Mamut mağarasındaysa onu bir sürpriz beklemektedir. Mamut ona bir fırça uzatır ve bebek bütün duvarları rengarenk resimlerle süsler: Beş bacaklı bir kaplan, kıvrım kıvrım bir tavşan, boynuzlu bir sırtlan, sakallı bir ayı ve bıyıklı bir mamut. Mamut ve ailesi resimleri çok beğenir. Bebekle boyalara bulanıp oyunlar oynarlar. Ayrılma vakti gelince, mamut bebeği mağarasına bırakır. Bebek renk renk hayvanlarla dolu bir rüyaya dalar.

Bu kitap beni şaşırttı. Okudum, sonra bir daha okudum. Sanki Julia Donaldson değil de bir başkası yazmış gibi geldi desem yalan olmaz. Evet, Donaldson’ın önceki kitapları gibi “Mağara Bebeği” de melodik, ritmik bir anlatımla kaleme alınmış. Ama yine de bulamadığım, keşfedemediğim aksayan bir yan vardı. Acaba çeviride mi vardı beni rahatsız eden bir şey? Yok, hayır, Yıldırım Türker çevirdiyse sorun yoktur dedim. Sonra resimlere baktım. Sizin de gördüğünüz gibi bu kez Axel Scheffler ile değil, Emily Gravett imzasıyla karşılaştım. Acaba Scheffler’in o çok renkli üslubuna alışmıştım da ondan mıydı bu his? Şimdi bu satırları yazarken bile hâlâ net bir tanım yapamıyorum “Mağara Bebeği” ile ilgili.

Kitap bana göre biraz tutuk bir başlangıca sahip:

“Mağara bebeği şanslı, bir mağarada yaşar.
Anneciğiyle (çok güzel resim yapar)
Ve babacığıyla (Cesur mu cesur).
Bir de kılıç dişli bir kaplan,
bir sırtlan, bir tavşan
Bir de boz pofuduk tüylü mamut, ve de kahverengi koca bir ayıyla.”

İlk takıldığım yerler parantez içleri oldu. Ben okurken anlayabiliyorum; ama bunu sesli okurken vurgulaması ve anlatılması zor olurmuş gibi geldi bana. Sonra, kavraması zor bir cümle daha geliyor:

Mağara bebeği yalnız. Oynayanı yok.
Babanın işi gücü cesur olmak.
Annenin ağzında hep “yanaşma çok”.

Buradaki bu “yanaşma çok” ne olabilir acaba? Ben okurken tuhaf bulmuştum; Yıldıray kitabı alıp okuduğunda aynı tepkiyi o da verdi. Bebek neye yanaşmasın? Az sonra alıp duvarları boyayacağı fırça ve boyaya mı? Duvarlara yapılmış resimlere mi? Özgün dilinde bu ifade nasıldı acaba, merak ettim. Kısacası bana anlamsız ve kafa karıştırıcı gelmeye devam ediyor bu “yanaşma çok” uyarısı.

Bundan sonraysa daha hızlı ve yumuşak akıyor öykü. Mağara ailesinin mağara yaşamı kısaca tanıtıldıktan sonra, bebeğin resim yaptığı sahneyle kitap bir anda coşuyor. Renkler değişiyor; kahverengi tonlarına kırmızı ve sarılar ekleniyor. Anne ve babanın bebeği eleştirdikleri ve kızdıkları sahnede yine koyulaşan renkler, gece bebeğin huzursuzluğuyla iyice grileşip kararıyor. Bebeğin korkuları karanlık ormanın renklerde kendini gösteriyor. Ama mamut mağarasında yapılan resimlerle birlikte tam bir renk şenliği yaşanıyor. Bebeğin korkularını yenerek eve dönüp uykuya daldığı sahneyse kitabın en renkli ve ferah sahnesi…

“Mağara Bebeği” tarihöncesi devirde geçen bir öyküyü anlatıyor olabilir; ama ele aldığı sorunlar ve kavramlar bugün var olan meseleler. Boyaları kapıp, hiç düşünmeden duvarlara, halılara, dolaplara resim yaptı diye çocuğuna kızan ebeveyn görüp duymadınız mı hiç? Belki size de kızmışlardı ya da siz kızdınız çocuğunuza… Çocuğunuz sağı solu boyamasın diye olabildiğince önlem alıyorsunuz belki veya tam tersi, onun boyalarla ilişkisini teşvik edecek şeyler yaptınız, yapıyorsunuz… Durum ne olursa olsun, çocuklar yaratıcı yaratıklar. Algıları kesinlikle biz yetişkinlerden çok farklı. Biz çoğu zaman atgözlükleriyle bakıp, çerçevenin dışını göremezken, onlar dünyaya o kadar farklı noktalardan bakabiliyorlar ki… Tıpkı Julia Donaldson’ın “Mağara Bebeği”nin dünyayı gördüğü gibi…

Bir de korku meselesi var. Mağara babasının yaramazlık yaparsa bebeği koca kahverengi ayıya atma tehdidi zavallı küçüğü kitap boyunca korkutuyor. Mamutla yola çıktığında ağaç gövdelerinde hep ayıyı görür gibi oluyor, sonra mamut mağarasının kayalıklarında… Dilinden hiç düşürmediği ayıyı, boyalarla karşılaştığındaysa unutuyor. Kitabın sonunda rüyalara daldığındaysa diğer hayvanların kocaman ve renk renk duvarları süslediğini, ayınınsa bu kez “küçük bir kahverengi ayı” olarak, kükreyerek değil de gülümseyerek bir köşeye çekildiğini görüyoruz. Bebeğin korularının üstesinden bu kadar yaratıcı bir biçimde gelmesi hoşuma gitti.

Yaratıcılık demişken, kitabın resimlerini yapan Emily Gravett’tan da biraz söz etmeliyim. Yukarıda da yazdığım gibi, Gravett öykünün ruh hali ile renklerle ve resimler içine gizlediği siluetlerle çok güzel dengelemiş. Mağara duvarlarındaki renk oyunları, gece karanlığının bebekle birlikte bizi de çekip içine alması, bebeğin resim yaparkenki coşkusu… Hepsi çok dengeli. Bir de işin ayrıntı kısmı var. Ana kompozisyonun sağında solunda ufak sahnelerle kitaba komediyi katmış Gravett. İlk sahnede, karanlık bir köşede belli belirsiz görünen ve boya kutusuyla fırçayı keşfeden farenin, sonraki sayfada kendi bakış açısıyla duvar resmine farklı bir yorum getiriyor. Cesur mu cesur mağara babasının fare görünce bebeğin beşiğine çıkarak mızrak sallaması, mağara anasının duvarları şaşkın bir kirpiyle silmesi, bebeğin yapraklarla yapılmış bezi ve yatağın üstüne asılı, mağara devrine uygun dönence diğer hoş detaylar.

Emily Gravett bugüne kadar kendi kitaplarını yazıp resimlemiş. “Mağara Bebeği” onun bir başkası için resimlediği ilk kitap. Emily Gravett’ın çok güzel hazırlanmış bir web sitesi var. Burayı tıklayıp siteye bakabilirsiniz.

Kitabın renklerini sevdim. Yalnız bir tek sorun var. Bazı sayfalarda fon rengiyle yazıların renginin birbirine çok yakın oluşu, okumayı güçleştiriyor.

Unutmadan bir şey daha: “Mağara Bebeği”nin orijinal web sitesine buradan ulaşabilirsiniz. Sitede birkaç etkinlik sayfası ve Emily Gravett’ın bebeği nasıl çizdiğini gösteren bir video var.

Birkaç etkinlik önerisi de benden:

  • Her şeyi bir kenara bırakıp, evdeki duvarlardan birini sizin ufak ressama ayırmaya ne dersiniz? İtiraz sesleri duyar gibiyim. Ama ne olur ki? Sadece bir minik duvar parçası… Hem o duvar parçasını kraft kağıdıyla kaplamak da mümkün…
  • Siz de mağara bebeğinin yaptığı gibi, “farklı” hayvan biçimleri uydurabilirsiniz. Mor bir kedi, tek gözlü bir köpek ya da çizgili bir fare gibi…
  • Çocuğunuzla sohbet edip nelerden korktuğunu belirleyin. Çocuğunuzla birlikte bu korkuların resmini yapın. Sonra bu resimlerde görülen biçimleri gülünç hallere sokan yeni resimler yapın. Örneğin yatağın altındaki öcünün temsili resmine yeşil bir peruk ekleyin, ona üzeri kalp desenli bir paçalı nine donu giydirin vs. Bir yandan da bu korkunç yaratığa gülünç bir konuşma uydurun.
  • İnternetten tarihöncesi mağaraların fotoğraflarını bulup, insanların mağara duvarlarına ne tür resimler yaptıklarına bakabilirsiniz. İşte birkaç örnek: Altamira Mağarası, Lascoux Mağarası ve ilk yerleşimlerden biri olan Çatalhöyük’teki duvar resimleri

Bu kitaplar da ilginizi çekebilir:

Mağara Bebeği
Özgün Adı: Cave Baby
Yazan: Julia Donaldson
Resimleyen: Emily Gravett
Çeviren: Yıldırım Türker
Yaş grubu: 3+
Popcore Yayınları, 2010, 32 sayfa, sert kapak
ISBN: 978-605-60447-9-3