Takvime şöyle bir göz attık ve 1 Eylül Dünya Barış Günü için özel bir kitap bulalım dedik. Bulduk da. Fakat o sırada 1 Eylül gününün yalnızca Türkiye ve KKTC’de Dünya Barış Günü olarak kutlandığını bilmiyorduk. Evet, doğru okudunuz; dünyanın geri kalanında Barış Günü 21 Eylül’de kutlanıyormuş. Bu meselenin ayrıntılarıyla ilgili şu linki veriyor ve geçiyoruz.

Barışı anlatmak kolaydır. Her şey iyidir, güzeldir, kimse kimseyi öldürmüyordur, kimse kimseyi yerinden yurdundan etmiyordur, kimse kimseye tecavüz etmiyordur, kimse kimsenin kafasına silah dayamıyordur, kimse nedenini bilmediği bir çatışmada vurulmuyordur, kimse kimsenin gırtlağını kesmiyordur… Güzeldir yani barış, iyidir, anlatması kolaydır.

Ya savaş? Çocuğunuz size “2. Dünya Savaşı nasıl bitti?” diye sorsa “Milyonlarca kişinin ölümüyle bitti. En kötüsü de atom bombası denen melanetin katlettiği binlerce sivilin çığlığıyla bitti,” diyebilir misiniz? Hadi ilkini anlattınız diyelim, iki gün sonra atılan ikinci atom bombasını, ikinci kere katledilen sivilleri, savaştan sonra doğduğu halde savaş yüzünden sakat kalanları açıklayabilir misiniz? Belki de çocuğunuzun doğduğu yılda Kosova’da, Afganistan’da, Irak’ta olanları; Afrika’da hiç dinmeyen çatışmaları anlatabilir misiniz?

Çok zor! Bunlar hakkında konuşmak, düşünmek, yazmak çok zor; bırakın bir çocuğa anlatmayı… Ama anlatmak zorundayız! Barış iyi, güzel de; olmadı mı ne oluyor anlatmalıyız ki, korumasını bilsin. Savaş öyle pis bir şey ki, barışı korumak için anlatmaya kalktığınızda bile her yeri, o körpe zihinleri kirletiveriyor. Neyse ki kitaplar var!

İngiliz yazar Laura S. Matthews bu meseleyi iş edinmiş ve “Balık” adlı kitabı yazmış. Anlatıcımız olan “Kaplan”, yardım gönüllüsü olan anne babasıyla birlikte, savaşın pençesindeki fakir bir ülkenin fakir bir köyünde yaşamakta olan küçük bir İngiliz çocuğudur. Savaş bulundukları yere kadar gelince herkes bölgeyi terk etmeye başlar. Kaplan’ın anne babası son ana kadar bekler. Son gün, Rehber’in eşeğiyle çıkageldiği gün, Kaplan bir su birikintisinde bir balık bulur. Ölmesin diye onu bir kap suyun içine koyar ve yanına alır. Savaştan kaçış pek kolay değildir. Açık arazide geceleyip, günlerce yürürler. Başlarından birçok tehlike geçer. Nihayet komşu ülkenin sınırını aşarlarken yorgunluktan bitkin haldedirler ama balık hayattadır.

“Balık” savaşla ilgili bir kitap ama savaşın kıyısında sürdürülen bir kaçışı anlatıyor. Bence çocukları ortasına atmadan onlara savaşı anlatmak için bulunmuş mükemmel bir çözüm.

Kitapta hiç şiddet yok mu? Var elbette! Savaş fikrinin kendisi başlı başına bir şiddet unsuru zaten. Savaşın kıyısındaki insanların yaşadığı yoksulluk da şiddetten başka bir şey değil. Savaşan iki gücün arasında kalmamak için yerini yurdunu terk etmek ya da terk etmeye zorlanmak da şiddet! Eğer kanlı sahneler var mı, her yerde toplar tüfekler patlıyor mu diye soracak olursanız, böyle iki sahne var yalnızca. Bunların ilkinde kahramanlarımız yaklaşan savaşın sesini duyuyorlar. İkincisinde, belki de kaçak asker olan birkaç adamın saldırısına uğruyorlar. Bu sahneler sizi endişelendirmesin. Bugün televizyonda izleyeceğiniz herhangi bir haber bülteninden ya da çoğu çizgi filmden daha az şiddet içeriyor bu sahneler. Bunlar da olmasaydı, kahramanlarımızın savaştan kaçtığına nasıl inandıracaktı yazar bizi?

Olayları, yaşı ve cinsiyeti kesin olarak belirtilmemiş Kaplan’ın gözünden görüyoruz. Anlatım birçok sağlam durum ve kişilik analizini içeriyor. Karakterlerin yapıları, duruşları iyi çalışılmış. Kitabın hiçbir yerinde savaş doğrudan anlatılmıyor.  Olaylar savaşın kıyısında gerçekleşiyor ama hem kaçışın kendisi, hem de kaçan insanların durumu savaşın ne olduğuna, dehşetine dair yeterince fikir veriyor. Okuyucu da balığın hayatta kalması için çabalıyor.

Öykünün en ilgi çekici karakterleri Rehber ve eşeği bence. Rehber, savaş nedeniyle tüm ailesini yitirmiş ama bununla yaşamayı öğrenmiş, görmüş geçirmiş bir kişi. Eşeğiyle kurduğu ilişki güven ve anlayışa dayanıyor. Eşek de rehbere güveniyor. Birbirlerine yol göstermekte çok başarılılar.

Balık çok güçlü bir simge; sudan çıkınca yaşayamayacak kadar narin, azıcık suda dayanabilecek kadar güçlü bir can, bir umut. Aynı zamanda kitabın beni en çok şaşırtan unsuru da balık. İlk kez karşımıza çıktığında yazar bize Kaplan’ın “büyük bir balık” gördüğünü söylüyor. Kaplan onu bir kabın içine alıyor. Yola çıkma hazırlıkları sürerken Kaplan’ın balığı ilk gördüğünde daha büyük sandığını okuyoruz. Bir nehir yatağını geçerken kabı çamura düşürüyorlar. Balığı kaptan alıp bir şişeye koyuyorlar. Bu sefer de balığın bir şişe ağzından geçebilecek kadar küçük olduğunu öğreniyoruz. Bu arada, balığın giderek Kaplan’a daha küçük göründüğünü de okuyoruz satır aralarında. Yolculuğun sonuna doğru, balığı içine koydukları şişe de delinince, Kaplan çareyi balığı ağzında taşımakta buluyor. Balık bir çocuğun ağzında taşıyabileceği kadar küçükmüş meğer. Nihayet sınırda onları karşılayan polisin su şişesine koyuyorlar balığı. Kaplan kendinden geçiyor. Hastanede gözlerini açınca hemen balığı soruyor. Yanı başındaki rehber onu alıyor ve hastanenin bir bölümüne götürüyor. Burada raflara dizili yüzlerce, belki binlerce şişeyle karşılaşıyoruz. Her birinin içinde bir balık var. Kaplan hangi balığın kendisininki olduğunu şaşırıyor önce.

Bu son sahneye gelene kadar balığın durumu aklımı karıştırıp durdu. Bu balık büyük müydü, küçük müydü? Bir balık şartlar zorlaştıkça küçülür müydü? Peki bu kadar hızlı küçülür müydü? Son sahneye gelinceye kadar bunları sordum. Son sahnedeki sorum “Bu balık, balık mı?” oldu. Bu balık sadece balık değil. Bu balık umut, yaşama arzusu, yaşama direnci, mücadele ruhu, hayatta kalma arzusu… Balık çok güçlü bir simge…

Savaşı anlatmak kolay değil. Eğer barışı kavramamız için mutlaka gerekliyse, savaşı anlatmanın en iyi yollarından birinin bu kitap olduğunu düşünüyorum.

Barışı “Dünya Barış Günü” diye belirlenmiş bir ya da iki güne sıkıştırmalarına, bizi kandırmalarına izin vermeyelim. Savaşları da onlar başlatıyor. Öyleyse biz her gün barışı anlatalım.

Hamiş: Barışa giden yol “bireysel silahsızlanma” mücadelesinden geçiyor bence. Düğünlerin, futbol galibiyetlerinin, çoğu öfke kıvılcımının, kimi çocukça oyunların bedelini bir iki canla ödediğimiz memleketimizde “Bireysel Silahlanmaya Hayır!” diyen, bireysel silahsızlanma için mücadele eden Umut Vakfı’na bu linkten ulaşabilirsiniz. Bu linkse sizi Umut Vakfı’nın sürdürdüğü “Bireysel Silahlanmaya Hayır!” kampanyasının katılım formuna ulaştırır. Umut Vakfı’nın Facebook sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz. Evinizin balkonunda vurulmak istemezsiniz, değil mi?

Hamiş 2: Balık” hakkında yaptığımız radyo programını dinlemek için tıklayın.

Balık
Özgün Adı: Fish
Yazan: Laura S. Matthews
Çeviren: Mine Kazmaoğlu
Yaş grubu: 9+
Günışığı Kitaplığı, 2005, 173 sayfa, karton kapak
ISBN: 975-6227-24-9