Ben Cemile’den de korkuyorum!

by YILDIRAY on 20/08/2010

Bazı kitapları uzaktan izliyoruz. Kitapçı raflarında karşılaştığımız zaman elimize alıp biraz karıştırıyoruz, sonra bırakıyoruz. Neden mi? Çünkü elektriğimiz tutmuyor. “Cemile” dizisi de bunlardan, uzak durduğumuz kitaplardan aslında.

Öyleyse nereden çıktı bu yazı? Açıklayayım: Okurlarımızdan Jale Hanım ta 18 Haziran günü bizim dolaba bir e-posta yazdı ve Cemile hakkındaki düşüncelerimizi sordu. Kendisine kitapları inceleyip etraflıca bir yanıt yazma sözü verdik ve hemen birkaç Cemile kitabı edindik. Banu’yla aramızdaki mülakattan sonra (kısa çöp yöntemi) yazı işi bana kaldı. Kitapları masamın bir kenarına koydum. Orada öylece beklemeye başladılar. Masama bir sürü kitap geldi, gitti; onlar hep öylece durdular. Jale Hanım’a yanıt sözü verdiğimiz için Cemile’yi unutabileceğimiz bir yere de kaldıramadım. Ertelemenin çözüm olmayacağını kabullenince kitapları önüme çektim.

Biliyorsunuz, daha önce “Ayşegül” kitaplarından korktuğumu açıklamıştım. Artık Cemile kitaplarından da korkuyorum.

Elimdeki Cemile kitapları şunlar: “Cemile’nin kardeşi oluyor”, “Cemile doktora gidiyor”, “Cemile doğru beslenmeyi öğreniyor”, “Cemile yeni çizmelerini giyiyor”. Bu kitapları tek tek ele almak yerine genel görüşlerimi aktarmak istiyorum.

Elimdeki örneklere ve internette gördüğüm dizinin diğer kitaplarının adlarına bakarak Cemile’nin çok önemli meseleleri ele aldığını söyleyebilirim. Örneğin, “Cemile doktora gidiyor” kitabında çocukların doktor/iğne korkusu, “Cemile’nin kardeşi oluyor” kitabında kardeş sevgisi, “Cermile yeni çizmelerini giyiyor” kitabında hava durumuna uygun giyinme meseleleri konu ediliyor. Lakin iş “önemli meseleleri ele almak” ile sınırlı değil. Bir öykü kitabının bunları nasıl ele aldığı çok önemli. Cemile dizisinin sorunları da bu noktada başlıyor zaten.

Cemile kitaplarıyla ilgili ilk izlenimim şu: Bunlar hayal gücünün, yaratıcı anlatımın öne çıkmadığı kitaplar. Öyküler, her öyküde olması gerektiği gibi, bir çatışma içeriyor içermesine ama bunların ele alınma ve çözüme ulaştırılma biçimi o kadar “düz” ki, okuma keyfi vermiyor. Hatta bazen potansiyel çatışma ortaya çıkmadan, kendi kendine halloluyor. Oysa öykülerden öykü olabilmeleri için çatışmaları düğümlemelerini ve sona doğru tatmin edici çözülmeler sunmalarını bekleriz. Örnek vermek gerekirse,  “Cemile’nin kardeşi oluyor” kitabında Cemile “yeni bebeği” büyük bir kolaylıkla kabulleniyor ve hatta kardeşiyle ilgili bazı sorumluluklara gönüllü oluyor. Elbette bu kötü bir şey değil. Cemile karakterinin bu öyküdeki duruşuyla çocuklara “iyi örnek” olduğunu da söyleyebiliriz. Fakat bu kadar mükemmel, bu kadar kusursuz olmak bana normal gelmiyor. İşte bir başka sorun daha: Öykülerdeki karakterler o kadar kusursuzlar, o kadar idealler ki insanın ikna olası gelmiyor. İdealliklerini bozabilecek meseleleri ortadan kaldırmadaki kusursuzlukları da cabası! İnsanın aklına robotlar geliyor. Cemile dizisindeki karakterlerin kusursuzlukları nedeniyle böyle yavan, renksiz, eğlencesiz ve yassı olduklarını düşünüyorum. E, karakterler böyle yavan olunca diyalogların yapmacık olması da kaçınılmazdır, değil mi? İşte size birkaç örnek:

Babası ona sımsıkı sarıldı. Sonra da:
“Söyle bakalım şekerparem, erkek kardeşini görmek ister misin?” diye sordu.
“Kardeşim doğdu mu?” diye sordu Cemile.
“Evet! Bugün öğlen vakti, sen okuldayken!” dedi babası.
“Adını ne koydunuz peki?”
“Murat. Hadi kızım! Annene koca bir buket çiçekle en sevdiği çikolatadan alalım,” dedi babası.
“Tamam ama, kardeşim için de bir oyuncak alalım babacım. Lütfen, lütfen!”
“Biberonu nerede?” diye sordu Cemile.
“Ona biberon değil, anne sütü veriyorum, tatlım,” diye açıkladı annesi. “Çok pratik. Birazdan sen de göreceksin. Anne sütü her zaman içmeye hazır. Üstelik lezzetli ve besleyici.”

Bir örnek de “Cemile yeni çizmelerini giyiyor” adlı kitaptan:

“Çok terleyeceksin Cemile,” dedi annesi “Yeni giysilerini havalar soğuduğunda giyersin kızım.”
“Ama anne, dün hava durumunda söylediler! Yağmur yağacakmış. Yeni giysilerimi giyersem yağmur yağdığında hazırlıklı olurum. Hava durumunu bu yüzden yayınlıyorlar zaten! Hazırlıklı olalım diye, öyle değil mi anneciğim?”

Bu diyaloglar bana Ayşecik filmlerini anımsatıyor. Diğer yandan, böyle konuşan kimselerin yalnızca kraliyet ailesi mensuplarının devam edebildiği kolejlerde yetiştirilmiş olabileceğine inanıyorum. Küçük çocukların prens/prenses oldukları yanılgısıyla gösterdikleri davranışlar beni her zaman tedirgin etmiştir.

Yazının başında “kitapları tek tek ele almak yerine genel görüşlerimi” anlatacağımı yazmıştım ama “Cemile doğru beslenmeyi öğreniyor” adlı kitaba değinmeden edemeyeceğim. Bu kitabın özel bir durumu var. Özgün adı “Camille” olan “Cemile” dizisinin kitapları Aline de Pétingy tarafından yazılmış ve Nancy Delvaux tarafından resimlendirilmiş. Nasıl oluyorsa, “Cemile doğru beslenmeyi öğreniyor” adlı kitap Dr. Yasemin Bradley tarafından yazılmış. Çizer değişmemiş. Bu ilginç bir uygulama. Kitap, adından da anlaşılacağı gibi, çocuklara doğru beslenmeyi göstermeyi amaçlıyor. Cemile bu öyküsünde karşımıza abur cubur yemeye düşkün, oyun oynamak ya da spor yapmak yerine televizyon karşısında pineklemeyi tercih eden, kilo almış bir çocuk olarak çıkıyor. Günün birinde arkadaşlarından biri fazla kiloları hakkında patavatsızlık edince Cemile üzülüyor, annesi de (sanki onca abur cuburu satın alan başkasıymış gibi) bunu fırsat bilip Cemile’ye abur cuburun zararlarını ve doğru beslenmenin yollarını anlatıyor. Böylece Cemile kısa zamanda eski, sağlıklı kilosuna kavuşuyor ve sene sonu gösterisindeki prenses rolünü kaparak mutluluğu yakalıyor. Kitabın sonundaki bir bölümde Dr. Yasemin Bradley kaynak gösterilerek ikinci bir “doğru beslenme yöntemi” öneriliyor.

Gördüğünüz gibi kitap alabildiğine olumlu unsurla dolu. Abur cubur yemenin zararları ve sonuçları, bedensel etkinliğin ihmal edilmesinin sağlıksızlığı, doğru beslenmenin önemi ve yöntemi, uzak durulması gereken yiyecekler, dikkat edilmesi gereken yiyecekler (ki bu listede bulgurun da olmasına ben bulgur adına alındım), sağlıklı yiyecekler gibi bu son derece önemli bilgi ve uyarılara kimse itiraz edemez. Niye edelim ki? Lakin mesele bir kez daha “olumlu” bilginin verilmesiyle bitmiyor. Bu bilgilerin nasıl verildiğine bir de yakından bakalım: Cemile kahvaltı etmek yerine kantinde abur cubur yiyor, babasıyla yüzmek yerine plajın bir kenarında oturuyor; cipsleri, gofretleri ve şekerlemeleri yanına alıp televizyon karşına kuruluyor… Doğal olarak kilo alıyor. Bir gün bir arkadaşı Cemile’nin ikram ettiği çikolatalı pastadan yalnızca bir parça yiyor ve gerisini istemiyor. Cemile nedenini sorunca aynen şöyle diyor:

“Şekerim, yiyip yiyip senin gibi şişko patates mi olayım yani? Yıl sonu gösterisinde prenses olacağım ben. Bu gidişle sana ancak şişman aşçıbaşı teyze rolü verirler. Ha ha ha haaa!”

Bunun üzerine Cemile’nin kalbi kırılıyor. Başlıyor ağlamaya. Mutsuzluğun adı “şişmanlık” oluyor. Neyse ki annesi doğru beslenme biçimlerini gösteriyor ve yine neyse ki Cemile mükemmel bir çocuk olduğu için annesinin öğütlerine harfiyen uyuyor da; sene sonu gösterisi seçmelerine kadar fazla kiloları veriyor. Böylece gösterideki prenses rolünü de o çokbilmiş (ve zenci denecek kadar esmer betimlenmiş) arkadaşından kapıyor. Oh olsun! Cemile kiloları da veriyor, prenses de oluyor, mutluluğa da doyuyor!

Ben kitabın anlatımından şunu anlıyorum: Şişmansan mutlu ve başarılı olmazsın, hayallerin gerçekleşmez. Şişman olmak seçkinler arasında yer bulamamak demektir. Eğer başarılı, seçkin bir insan olmak istiyorsan ideal kiloda olmalısın. Mutluluğun başka yolu yok!

Kitabın bu yaklaşımının dikkatleri sağlığa çekmekten çok, kilo sorunu olan çocukları rencide etmesinden ve hatta kilo sorunu olmayan çocuklarda fazla kilo korkusu yaratmasından endişeleniyorum. Uzun zamandır gazeteciler haberini yapmasa da, kilo kompleksi nedeniyle ölmenin, intiharın eşiğine gelmiş ergenlerin hâlâ var olduğunu sanıyorum.

Kitabın arka kapağında Dr. Yasemin Bradley’in 9 Eylül Üniversitesi’nde tıp okuduğu ve “İngiltere’de Avrupa’nın en önemli alternatif terapi okulu ITEC’de beslenme ve Diyet Uzmanlığı eğitimi gördüğü” yazıyor. Bir çocuk kitabının arkasındaki bunca tanıtımın neye hizmet ediyor olabileceği sorusunu bir kenara bırakıyorum. Bana göre bu kitap Dr. Yasemin Bradley’in ve kitabı yayımlayan Kaknüs Yayınları yetkililerinin yoğun çalıştıkları bir döneme denk gelmiş olmalı, yoksa kitabın bu yanı gözlerinden kaçmazdı.

Tekrar genele bakacak olursak, Cemile kitapları aşırı ideal karakterleriyle seçkinci bir yapıya sahip. Öyküler didaktik. Bu dediklerimi sınamak isterseniz Tülin Kozikoğlu tarafından yazılan “Lili ve Yedi Çocuğu” dizisine bir göz atın lütfen. Bakabileceğiniz başka kitaplar da var: Tony Ross’un “Küçük Prenses” dizisinden “Dişimi İstiyorum”, Eva Montanari’nin “Kalebozan Karlo”, Fanny Joly’in “Melis’in Kardeşi Oluyor” adlı kitapları…

Alıp okumak isteyeni engellemem ama kendi adıma diyebilirim ki, mecbur kalmadan bir çocuğa Cemile kitabı armağan etmem.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:

Share

{ 31 comments… read them below or add one }

umur August 20, 2010 at 10:14

Sevgili Yıldıray,
Okuması son derece zevkli, çok doğru, altına imza atılır bir yazı olmuş bu, ellerine sağlık. Ben, kitabı ilk gördüğümde kapakta yer alan “Karakter Eğitimi” ifadesine takılmış, şöyle bir göz gezdirdikten sonra da bırakmıştım. Bence “karakter eğitimi”, son derece iddialı ve sonuçta hiç de doğru olmayan bir ifade. Her zamanki gibi harikasınız. Her şey gönlünüzce olsun…

Reply

Neşe August 20, 2010 at 10:20

Çok önemli noktaları vurgulayan bir eleştiri olmuş.Teşekkür ederiz.
(Fiili hep çoğul kullanıyorum; çünkü bu blogu,yaşamları çok meşgul olan ve ancak bir kitapçıya girerken beni arayıp rapor alan, yedi kişi adına takip ediyorum:) Kolay gelsin.

Reply

ayca August 20, 2010 at 11:45

cemile ve atakan serisi benim icin de her zaman itici olmustur. kitaptan parcalari okuyunca biraz daha uzaklastim seriden. yazin cok guzel olmus sevgili yıldıray, tesekkurler,,

Reply

Evren August 20, 2010 at 13:12

Cok guzel bir yazi olmus, elinize akliniza saglik!
Biz de Cemile Cinli ve Zenci Arkadaslarini Seviyor adli kitabi almistik. Hic okumadik elbette. Cunku her sayfa didaktik, ogut verir nitelikte sahte bir duyarlilikla yazilmis; ve tam da sizin dediginiz gibi karakterler o kadar kusursuz ve ideal cizilmis ki, inandirici olmaktan cok uzak.
Kilo problemi olan cocuklarla ilglili tespitler de cok yerinde olmus. Tekrar elinize akliniza saglik diyorum.

Reply

yüksel August 20, 2010 at 13:22

Çok güzel bir yazı olmuş. Ben de yeme sorunumuza belki faydası olur diye doğru besleniyor’u almıştım ama hiç hoşlanmamıştım kitaptan.Kullanılan dil, ifadeler çok yapmacık gelmişti. Üstelik, arkadaşının “şişko patates olursun, prenses elbisesine sığamazsın” lafı iyice sinirime dokunmuş ve çok cinsiyetçi gelmişti. Yazınızdan sonra diğer kitaplar hakkında da fikrim olmuş oldu, teşekkürler.

Reply

Hilal Timur August 20, 2010 at 14:47

Cemile’yi hiç almadım ancak o kadar çok duydum ki araştırıp alayım dediğim bir srada karşım çıktı yazınız, Evren sağolsun paylaşımlarında gördüm. Ama bu kitaptan birebir alıntıladığınız bölümler bile itici geldi, fikrimi kat’ileştirmeme yardımcı oldu. Bu güzel paylaşımınız için teşekkürler Yıldıray…

Reply

Yıldıray August 20, 2010 at 14:51

Yorumlar için teşekkür ederiz.
Yayınlamadığımız bir yorum daha var. O yorumu “Tokmak Davuloğlu” adlı (ki ben, mail adresine de bakarak, bunun gerçek bir isim olmadığını düşünüyorum) bir kişi yazmış. Yorumunda “Çocuk kitabını yetişkin gözüyle okuduğumuzu” belirtmiş ve bunların “karakter eğitim kitapları olduğunu ve çocuklara doğru davranışları olumlu bir şekilde öğretmeyi amaçladığını, dolayısıyla korkmayı gerektirecek bir şey olmadığını” yazmış. Doktordan korkan bir çocuğa Cemile okuyunca çocuğun doktora gidebilir hale geldiğini ve önemli olanın bu olduğunu belirttikten sonra 2-7 yaş arası çocuklara Stendhal okumamızı önermiş. Bradley’in adıyla yayınlanan kitabın resimlerinin eski kitaplardan olduğu bilgisini vermiş ve sanki bu “normal” bir uygulamaymış gibi bize “bilmeden tahmin yürütürken olasılık değerlendirmesi yapmamışsınız,” demiş.
Biz bu yorumu askıda bıraktık. İçeriği ne kadar konuyla ilgili olursa olsun, yazanın adına ve adresine güvenemedik. Bu kişiden bir ricamız var: Lütfen gerçek adınız ve adresinizle yorumunuzu yazın ve lütfen bu sefer bu kadar “sınırda” bir dil kullanmayın ki yayınlayabilelim.

Reply

füsfüs August 20, 2010 at 16:35

cemilenin çok da eğitici olmayan kek pişiriyor ve yüzmeyi öğreniyor kitapları var bide ve biraz didaktik olan oyuncaklarını paylaşmak istemiyor. kızım çok sveiyor cemiileyi, benim de bu yüzden önyargım kırılmıştı ama kesinlikle kitaplığımızdaki diğer kitapların yerini tutamaz hiçbiri. dediğiniz gibi çok didaktik ve çok idealize edilmiş. sorunlar var ama anında çözülüyor, kriz yok, yaratıcılık yok, duygu da pek yok . en son sağlıklı beslenme ile ilgili olanı almıştım ki şok oldum. şişmansan başrol alamazsın ve dalga geçilmeye mahkumsun. oysa verilmesi gerekn mesaj sağlıksız olunacağı olmalıydı. zaten o da son cemile kitabımız oldu, başka alınmayacak. ama çocuklar gerçekten seviyor o bir gerçek

Reply

Yıldıray August 21, 2010 at 11:57

Kendine “Tokmak Davuloğlu” süsü veren kişiden yeni bir yorum geldi. Önceki yorumunu duyururken kendisinden gerçek bir isim ve mail adresi kullanmasını rica etmiş, yorumlarını bu şekilde yayınlayabileceğimizi söylemiştim. Tokmak Bey şöyle demiş: “Gerçek ismimi yazmak isteseydim bunu yapardım, demek ki istememişim… Örneğin yukarıdaki Füsfüs adlı arkadaş kadar gerçektir Tokmak Davuloğlu da…” Kendisinden “Füsfüs” adına tıklamasını ve karşısına çıkan sayfaya bir göz atmasını rica ediyorum. Çünkü Tokmak Bey’in adının altında “onekine” diye bir link var ve tıklayınca hiçbir yere çıkmıyor. Gizli kalmak için gösterdiği bu çaba düşündürücü… Buna karşılık yorumunun devamında “Lütfen her özgür blog yazarı gibi yorumumu yayınlayın, ben öyle yapıyorum. Küfür içermeyen tüm yorumları yayınlıyorum, çünkü doğru olan budur. Düşünce sansürünü de sevmiyorum, ayıptır, kime yapılırsa…” demekten çekinmiyor. Burada düşünce sansürü uygulanmıyor. Blog ahlakı konusunda da kimseden eksiğimiz ya da fazlamız yok. Ama böyle gizli kimlikle gelip vur-kaç yorumlar bırakmanın düşünce özgürlüğüyle ve blog ahlakıyla olumlu bir ilişkisi olduğunu da sanmıyorum. Danıştığım kimi güvenilir blog yazarları, bu tür yorumların “spam” olarak işaretlendiğini söylediler.
Sayın Davuloğlu kendisinin de çocuk kitaplarıyla ilgilendiğini, bizim “yazımızda kantarın topuzunu kaçırdığımızı değil de kantarımızın arızalı olduğunu düşündüğünü” belirtmiş. Tokmak Bey demiş ki: “Cemile serisinin etkisini birkaç çocuk üzerinde gözlemleme fırsatım oldu: Çocuklar -nedendir bilemedim- bu kitabı seviyor. Ancak o sağlıklı yaşam kitapları -ki sonradan öğrendiğime göre orijinal Cemile serisinden bağımsız kitaplarmış- Cemile ruhuna uymuyor.” Ve sözlerini benim yorumumda sözü telif sorununa getirmeme bağlayarak “kaç senelik bir yayınevini -ki aynı zamanda Cemileyi de 3-5 senedir yayınlıyorlar sanırım- zan altında bırakmanızı ise yine bozuk kantarınıza veriyorum,” diye sürdürüyor. Bu uyarısına hak veriyorum. Niyetim kimseyi zan altında bırakmak ya da rencide etmek değildir. Lakin bu soru aklıma gelmiştir. Ancak kabul etmeliyim ki, sorumu sorma biçimim uygun olmamıştır. Üstteki yorumumdan o bölümü kaldırıyorum.
Bu kitapları çocukların sevdiğini, kendisininse korkmadığını bildirdikten sonra, Tokmak Bey, “Bu kitabı çocuklar OKUMUYOR daha doğrusu okumamalı. Okul öncesi kitap önerisi olarak bu kitap bana geldiğinde, her okul öncesi kitap gibi bu kitabın da ebeveynler veya öğretmenler tarafından okunacağını biliyordum. Yani o kitaptaki ifadeleri dillendiren bir anne veya öğretmen çok da yapay durmayacaktır,” diyor. Bir satır önceki üslubuna karşılık, Cemile kitaplarını didaktik bulmamızı “Ya ne olacağıdı?..” diyerek eleştiren Davuloğlu sözlerine “Her çocuk -dâhi bile olsa- basit ve güzel hikâyelere ihtiyaç duyar, güzeldir bunu onlara vermek. Masallar da bunun için güzeldir zaten, gerçekçilik aramayın. Endişe etmeyin, büyüdükçe gerçeğin çirkin yüzüyle karşılaşacak sizin çocuklarınız… Bari küçükken biraz daha tasasız ve mutlu olsunlar, büyüdükçe daha uygun kitaplara yönlendirirsiniz onları…” diyerek bitiriyor. Gelin görün ki, Sayın Tokmak, sırf çocuk kitabı diye yazılmış her kitabı beğenmemiz gerekmediği gerçeğini göz ardı ediyor. Ayrıca bizim aradığımız “gerçekçilik” değil, bir öyküde olması gereken, hatta çoklukla “doğal olarak” bulunan niteliklerdir. Eğer biz bir öyküde “gerçeklik” arıyorsak, bu da ancak o öykünün kendi içindeki tutarlılıkla ilgili, o öyküye has olan gerçekliktir.
Unutmadan ekleyeyim: Davuloğlu “Stendhal önerimi ciddiye almanıza ise gülüyorum,” demiş. Eh, gülme sırası bende demek ki…
HAMİŞ: Sayın Tokmak (ya da her kimseniz), bu isim ve mail adresiyle gönderdiğiniz yorumlar doğrudan spam kabul ediliyor. Bundan sonra aynı isim ve mail adresiyle göndereceğiniz yorumları böyle uğraşıp didinip blogumuza yansıtmayacağız. Sonra kalkıp “düşünce özgürlüğü engelleniyor,” diye yok yere gocunmayın lütfen. Bilginize.

Reply

cocuklacocuk August 22, 2010 at 00:26

Çok yavan bir karakter Cemile, çok haklısınız, cümlelerin bazıları bozuk çeviri etkisi de olabilir. Biz kızmıa önce 2 kitabını alıp beğenmeyip bir köşeye atmıştık. Sonra 2. bebeğim gelirken , “Cemile teyzesinde geceyi geçiriyor”u aldık, beğenmediğimiz bir seriyi neden aldığımızı hiç bilmiyorum sormayın :) . Teyzede geçirilen gece öyküsünü severek okuduk. ama tabi hayal gücü falan yok öyküde, küçük prenses dişimi istiyorum gibi etkilemedi bizi

Reply

Neşe August 22, 2010 at 02:10

Cemile serisiyle ilgili yazınızı, birkaç gün önce “önemli noktaları vurgulayan bir eleştiri olmuş” şeklinde yorumlamıştım.
Edebiyatın zor türlerindendir “eleştiri”. Olumluyu da olumsuzu da içerir.Öznele değil; nesnele yakın durur.İnce bir hat üzerinde gezdirir insanı. Uzun süredir “Bir Dolap Kitap”ı takip eden biri olarak; bu hat üzerinde bütün hünerinizle durduğunuzu görüyorum ve her yeni çalışmanızı heyecanla okuyorum.
Zaman zaman yararlandığım “Çocuklarda Eleştirel Düşünme Mini Kılavuzu” olarak yayınlanmış bir çalışma var. Çocuklar için olmakla beraber, benim gibi ihtiyaç duyabilecek yetişkinler için de başvurulabilir bir kaynak.
Bu çalışmayı gördüğümde, ilk sizler geldiniz aklıma.”Bir de Yıldıray ve Banu’nun gözüyle görsek” dedim kendi kendime. Umarım bir de sizin eliniz değer bu konuya.
Kolay gelsin.

Reply

handan August 25, 2010 at 12:02

Sonunda Cemile serisine yorum yapıldığı için sevindim. Çok yakınımdakiler aldıkları ve hatta hediye ettikleri için maruz kaldım ama her defasında birşeyler hep rahatsız etti kitapta ve çocuğuma okumak istemedim, kenara koydum. Hatta “sokağa bırakayım isteyen alsın” bile diyemedim, alana da yazık. Çocuklar günlük hayatta kendileri gibi birinin başından geçen sıradan öyküleri çok seviyorlar, Cemile’nin doldurduğu boşluk bu sanıyorum. Gündelik olaylarla ama çok daha yaratıcı, eğlenceli, ilginç olan bir kitap serisi olsa çok iyi olur. Bir de seri olması da hem ebeveynler hem de çocuk için iyi olur. Her kitabı satır satır okuyup seçecek zamanı olmayan ebeveynler seriye güveniyorlarsa sırayla göz gezdirerek de alabililirler. Çocuk da kendi hayatıyla benzerlikler kurarak ve hayali bir karakterle eğlenir, öğrenir de. Bu tabi ki çocuğa okunan tek kitap olmasın, ama en azından bir tane böyle güzel bir seri olsa çok iyi olurdu. Cemile’ye bence ebeveynler bu amaçla sarıldılar ama içeriğinin vereceği zararı neden göremiyorlar anlayamıyorum. Yazınız çok aydınlatıcı olmuş, sağolun. Bu arada birdolapkitap fikri ve içeriği ile çok rahatlattı bizi, teşekkürler.

Reply

Yıldıray August 25, 2010 at 21:26

Çocuklaçocuk, Cemile dizisinde çeviriden çok “uyarlama” söz konusu. Elbette uyarlamanın da nitelikleri tartışılabilir.
Neşe, teşekkür ederiz. “Çocuklarda Eleştirel Düşünme Mini Kılavuzu” okuma listemize girdi.
Handan, “Felaket Henry”, “Küçük Prenses” (Tony Ross), ya da “Lili ve Yedi Çocuğu” ilk aklıma gelen öneriler.

Reply

Cigdem Y.(Limonlu Turta) August 25, 2010 at 23:03

Yıldıray merhaba,
Tatildeyken bloglara çok fazla bakamadım. Cemile’yle ilgili yazını da ancak biraz önce okuyabildim. Ben de Mayıs ayında blogumda bu seriyle ilgili Selin’in tepkilerini ve kendi düşüncelerimi yazmıştım (bkz. http://yasasinanneyim.blogspot.com/2010/05/selinin-kitaplgndan-13.html )Şu karakter eğitimi vurgusu, Ayşegül’e benzerliği, fazlacana “beyaz” oluşu … yaz yaz bitmez aslında. Selin o günlerde çok ilgi gösterirken şimdilerde hiç bakmıyor hatta sormuyor bile. Cemile kitabını da ilk gördüğünde “çok sebimmi (sevimli) biy kıj anne” diyerek aldırmıştı, sonra devamı geldi. Ama bu günlerde Lili ve yedi çocuğu serisine takılmış durumda. Aslında çocuklarımıza önerdiklerin gibi kitaplar okudukça onların da tercihleri de farklılaşıyor, gelişiyor.
Sevgiler,
ç.

Reply

Yıldıray August 26, 2010 at 17:17

Çiğdem, yazını okudum. Birçok annenin deneyimi aynı gibi görünüyor. Bir biçimde Cemile kitapları kütüphaneye giriyor ama çoğunluk tedirgin.
Ben şu “karakter eğitimi” ifadesine değinmemek için çaba harcadım esasen. Yazıya gelen ilk yoruma bakarsan Umur da senin gibi o ifadeye takıldığını söylemiş. Raife Polat da takılmış o ifadeye.
“Karakter eğitimi” ifadesinin bendeki çağrışımlarını açıkça söylemek istemiyorum. Şu kadarını ifade edeyim; bendeki çağrışımlarının hepsi de bir tür tektipleştirme ve seçkincilikle ilgili çağrışımlar. Bundan hiç hoşlanmıyorum.

Reply

rehnuma August 27, 2010 at 05:23

Bizde cemile serisinden bi çok kitabı netten sipariş verip sonra yukarılara bi yerlere kaldırmışlardanız.Bi kere cemilede çıkacak ana sonuç yok.Hikayeler havada bitiyor.Ayrıca cemileyi içten içten isyankar bir çocuk olarak görüyorum.Cemile zaman zaman annesini alt etmek adına yanlışlıklar yapıyor yazarda bunları sanki komikmiş gibi gösteriyor.Gerçekten sadece pazarlama amacıyla yapılmış ticari bir seri eğitimle alakası yok.

Reply

Serap Duygulu August 28, 2010 at 13:03

Merhabalar,
Çocuk eğitimiyle ve psikolojisiyle de ilgilenen bir psikolog olarak özellikle Cemile kitapları konusunda yazdıklarınıza aynen katılıyorum.
Her şeyin ötesinde danışanlarıma ve çocuklarına önerdiğim kitapları doğru seçmeye çalışırken,bir de anne olarak kendi kızıma okumak üzere aldığım Cemile dizisinde inanılmaz büyük hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim.Özellikle sizin de ifade ettiğiniz sağlıklı beslenme konulu kitap beni tam anlamıyla dehşete düşürdü.
Öncelikle sağlıklı beslenmenin yolu, cips,şeker,çikolata,pasta yememek değil,ölçülü yemekten geçer.Bizler de çocukluğumuzda,hatta şimdi bile severek yerken küçücük çocuklara nasıl olur da bunların kötü olduğunu empoze edebiliriz ki?Hele hele o rejim,diyet fikirleri inanılmaz olumsuz mesajlar içeriyor.
Bu kadar küçük çocuklara estetik kaygılar duygusu aşılayan kitapların mantığını anlamak mümkün değil maalesef.
Çocuklara vermemiz gereken mesajlar ; adalet,vicdan,doğruluk,dürüstlük,temizlik ,sevgi,aile olmak bilinci gibi değerler omalıdır.Neyi yerse şişman olacağı ve nasıl kilo vereceği değil.
Teşekkür ediyorum hem bu yazılarınız,hem de bu güzel siteniz için.
Saygı ve sevgilerimle
Serap Duygulu

Reply

Yıldıray August 29, 2010 at 14:17

Rehnuma, doğrusu Cemile’yi isyankar bir tip olarak düşünmemiştim hiç; bana yeni bir bakış açısı verdiniz yorumunuzla, teşekkürler.
Serap Hanım, yorumunuz için teşekkür ederiz.

Reply

zeynep August 31, 2010 at 11:56

Bende kızıma Cemile çişini altına yapıyor kitabını almıştım. 3 yaşında ve bezinden vazgeçmek istemeyen bir çocuktu. Daha ilk okumamızda artık bezini istemediğini söylemişti ve o günden sonra bir daha da bez kullanmadı. Biz sonuçtan çok memnunuz.

Reply

mermaid August 31, 2010 at 23:24

Ben bu yazıyı çok ilgiyle okudum. 7 aylık hamileyim, tabi biraz erken mi bilmiyorum:) Aynı düşünceler calliou adındaki kel çocuk karakter için de söylenebilir. İkisinin de fransız menşeli olmasının konuyla ilgisi olabilir mi?
Farklı bakış açısı ve eleştiri için teşekkürler.

Reply

Yıldıray September 1, 2010 at 16:18

Zeynep Hanım, Cemile kitaplarının işe yaraması sevindirici…
Mermaid, bize göre çocuk kitabı okumanın yaşı olmaz:) Caillou izlemedim hiç, bilmiyorum.

Reply

sezen September 3, 2010 at 15:13

Yıldıray,
Lili ve yedi çocuğu’nu değerlendirmeniz için tavsiye ederken sanırım Cemile serisini de yermiştim mailimde. Çok güzel, nesnel ve ayrıntılı bir inceleme olmuş bu yazı doğrusu, sadece güzel örnekleri saymak yetmez, yetersiz olanların da kusurlarını sayıp dökmek lazım.
Mermaid,
Yerden göre hakkın var. Caillou ortalığı kasıp kavuruyor. Neymiş bu diye bir bölüm izledim, uyuşturulmuş ya da hipnozlu gibi sürekli doğru şeyleri yapan büyükler tepemin tasını attırdı. Bir de sıkıcı, yavan seslendirme yapmışlar ki sormayın gitsin! Nerede bu robotik meleklerin evreni, nerede gerçek dünya. Çocukların da kafası karışmaz mı?

Reply

Yıldıray September 3, 2010 at 15:22

Sezen, haklısın. İyi oldu hatırlattığın. Yorum için teşekkür ederiz.

Reply

mermaid September 3, 2010 at 23:21

@sezen: Bir de hayal gücünü kısıtlayıcı olmaları durumu var. Çok mu ağır olacak “memur zihniyetli” veya “daima yakası ütülü” çocuklar yetiştirmek isteyen bir kesim varsa, gayet uygun. Bilemiyorum, çok mu erken konuşmak için ama ben “küçük vampir” serisi gibi, neşeli, muzur, zaman zaman yaramaz, bazen ebeveynleriyle sorun yaşayabilen çocuk kahramanları daha çok seviyorum. Bugün okduğum bir kitapta; -kitap: bengi semerci/Birlikte Büyütelim- örneğin “pollyanna’nın çocuklar için özdeşim kurulabilecek bir kahraman olmadığından” söz ediliyordu. Sanırım benzer bir durum.

Reply

Meva October 29, 2010 at 22:37

Aslında hayal gücünü geliştirmesi bakımından haklısınız Cemile serisi bir hikaye yahut masalın verdiği zevki vermiyor. Fakat benim 3 yaşında bir kızım var ve Cemile uyumak istemiyor kitabıyla ve kabus görüyor kitabıyla gece kendi başına saat 9da yatmayı öğrendi. Bence bu kitaplar 2-3 yaş arasına daha uygun çünkü bazen bu yaşlarda örnek alma ön planda oluyor. Anne babalara bazı konularda sürekli çocuğu uyarıp yapması gerekeni söylemek yerine kitap okuyarak durumun seyrini değiştirme imkanı sunuyor. Kitaplar bir süre sonra kızımın çok fazla ilgisini çekmemeye başladı ve bu da dediğiniz tekdüzelikten kaynaklanıyor.

Reply

Thalassapolis November 1, 2010 at 10:29

Caillou bana da çok itici geliyor, Cemile’yi de bir arkadaşım kızına almıştı o vesile ile incelemiştim. Aynen katılıyorum yorumlara. Fazla mükemmel olan bu karakterler büyükleri bile gererken küçücük çocuklarda nasıl bir etki yapıyor acaba diye merak ediyorum. Çok da talep gören bir seri ancak çok satış yanıltıcı olabiliyor. Cemile çocuk kitapları alırken gerçekten ciddi bir inceleme yapılması gerektiğinin güzel bir örneği sevgiler…

Reply

elif November 2, 2010 at 12:52

size çok teşekkür ederim bilgilendirici bir yazı olmuş.ileride hangi kitabı alacağımı bilmiyorum ama en azından ne almayacağım hakkında bilgi sahibi olmuş oldum

Reply

EBRU February 22, 2011 at 14:43

Cemile serisinden çok incelemeden bir kitap almıştım. Cemile Kötü söz söylüyor gibi birşeydi. Kitabı daha önceden tek başıma incelemeden, kızımla birlikte okumaya başladık. Kitabı kızıma değiştirerek okumak zorunda kalmıştım. Cemile bütün kötü sözleri kapalı bir alanda tek başına söylediğinde anne ve babası kötü söz söylemesine kızmıyordu. Kitapta kızımın bilmediği “salak vb ” gibi sözleri de öğrenmesini sağlıyordu. Bir defa okuyup daha sonra kütüphanemizden çıkarmak zorunda kalmıştım. Sizin yazınızda da kitap sayfalarını incelediğimde aynı hataları gördüm. Çoçuklara şekilci akla ve mantığa hitap etmeyen , yalnız başına yaptığında hatalar sanki normalmiş gibi gösteren bir yanı var. Serinin kitapları bunları yapmayın çoçuklar diye 7+yaş grubuna okunabilir. Kesinlikle hoş bulmadığım bir okuma serisi size katılıyorum.

Reply

Ozan Tortop September 25, 2011 at 13:33

Şişkoluk, diyet falan deyince; şunu anmamak olmaz: Perşembeleri Çok Severim / Hacer Kılcıoğlu / Günışığı. Cemile’nin eleştirisini okurken aklıma düştü, yazıvereyim dedim.
Yukarıda “Çocuğum bunu okuyunca kötü huylarından vazgeçti.” gibi yorumlar okudum. Çocuk kitabının derdi sorun çözmek değildir diye düşünüyorum. Ha, arada sorun çözerse de olur tabi. Ama bunun için eğitim kitapları var, parmak sallayan büyükler var, can sıkıcı öğretmenler var…

Reply

Daglarkızı January 27, 2012 at 08:39

Ben Cemile serisini okuyorum kızıma. Evet karakter yavan ve eğitiyorum amacıyla aslında kötü örnek teşkil edebilecek şeyleri de veriyor. Öte yandan çizimler sade, basit ve temiz. Genelde ben pek çok kitapta yaptığım gibi resimlerden yola çıkarak bambaşka bir öykü kurguluyorum ve kızımın da bu öyküyü geliştirmesini teşvik ediyorum. Böylece yazılanlardan bağımsız istediğim gibi kullanıyorum kitabı. Bu anlamda bence başarılı.

Ama şimdi kızım 2,5 yaşına gelmek üzere ve bir süredir bu basitlikten dolayı sanırım ilgisini çekmiyor kitaplar. Şimdilerde Elmer gibi çizimlerin daha hayale yatkın olduğu kitaplar ilgisini daha çok çekiyor.

Reply

Elçin Sümerkan March 29, 2012 at 11:43

Benim kızımın en sevdiği kitap serisidir Cemile.Maalesef Aytül akalların da hepsini aldım beğendiremedim.Benim çocuğumda ne problem var diye kara kara düşünmeye başladım.Çizimlerine de bayılıyor.Uçuk kaçık sanatsal hayalci değil gerçekçi sanırım ondan..

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

Previous post:

Next post: