Çocukken babamla bir sürü oyun oynardım. Özellikle de akşamları yatınca… Babam yatmaya gidince ben de kedi gibi onun peşinden gider, yanına kıvrılıp uyuyana kadar sözcük oyunları oynardım onunla. Bazen babam bana bir kız çocuğunun masalını anlatırdı. Sonunda da ona “O kız çocuğu ben miymişim?” diye soradım keyifle. Oyun alanlarımızdan biri de arabaydı. Babam araba kullanırken, önümüzdeki arabanın plakasından tutun, etrafta gördüğümüz tabelalara kadar, birçok oyun aracımız olurdu. Ama oyunlarımıza hiç “sevgi ölçme” meselesini katmazdık. Babamın da, annemin de beni ve ablamla abimi çok sevdiklerini bilirdim. Her ikisine de “Beni ne kadar seviyorsun?” sorusunu sorduğumu hatırlamıyorum. Ama kollarımı kocaman açıp annemi / babamı ne kadar çok sevdiğimi gösterdiğimi hatırlıyorum. Tıpkı Küçük Tavşan gibi…

Yatma vakti gelen Küçük Tavşan, Büyük Tavşan’ın koca kulaklarını kendine çekerek, (iyice duysun diye) kulakların içine doğru sorar: “Bil bakalım, seni ne kadar seviyorum?” Büyük Tavşan konuya temkinli yaklaşır ve bunu bilmesinin zor olduğunu söyler. Haklı tabii. Sevgi ölçülebilen bir şey midir? Sonra Küçük Tavşan Büyük Tavşan’ı ne kadar sevdiğini göstermeye başlar. Önce kollarını iki yana açar. Büyük Tavşan ona yanıt olarak daha uzun olan kendi kollarını açar. “Vayyy…amma da çok!” diye düşünür Küçük Tavşan. Küçük Tavşan bu sefer kollarını ta yukarı kaldırır. Büyük Tavşan daha yükseğe uzanarak karşılık verir. Küçük tavşan amuda kalkıp ayak parmaklarını erişebildiği yere kadar uzatır. Büyük Tavşan’ın yine bir karşılığı vardır. Küçük Tavşan başlar zıplayabildiği kadar zıplamaya. “Seni zıplayabildiğim en yüksek yere kadar seviyorum,” der. Büyük Tavşan ağacın dallarına kadar zıplar. Küçük Tavşan Büyük’e bir kez daha hayranlık duyar; ama pes etmez. Büyük Tavşan’ı bulundukları yerden nehre kadar sevdiğini söyler; Büyük Tavşan Küçük’ü nehir boyunca ve tepelerin ardına kadara sevdiğini… Uyku vakti iyice geçen Küçük Tavşan’ın düşünecek hali kalmamıştır. Gözlerini ovalayarak gökyüzüne bakar. Hiçbir şeyin gökyüzü kadar uzak olmayacağını fark edince, Büyük Tavşan’ı ay dedeye kadar sevdiğini belirtir. Büyük Tavşan “Oooo… bu çok uzak… çok çok uzak!” der. Sonra kollarında uyuyakalan Küçük Tavşan’ı yatağına yatırıp, öper ve usulca fısıldar: “Ben seni buradan ay dedeye, ay dededen de buraya kadar SEVİYORUM!”

Ne sevimli bir masal, değil mi? “Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum” çoğu çocuğun sorguladığı bir konuyu yalın, çocuksu ve içten bir dille anlatmış. Her sayfada, büyük puntolarla yazılmış en fazla birkaç cümle yer alıyor. Cümlelerde söz oyunları yapılmamış; gayet net ve anlaşılır bir dil kullanılmış. Bu da okumayı kolaylaştırıyor. Kitabı bir büyüğünden dinleyen ya da okumaya yeni başlamış bir çocuk, bu metinleri dikkati dağılmadan dinleyebilir / okuyabilir.

“Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum”u İrlandalı yazar Sam McBratney’in yazmış. Wikipedia’da okuduğuma göre, 1995’te basılan kitap, o tarihten itibaren aralarında ALA (Amerikan Kütüphaneler Birliği) ödülünün de olduğu birçok ödüle değer görülmüş; 37 dilde yayımlanmış ve dünya çapında on beş milyondan fazla satmış. Bu gerçekten azımsanamayacak bir miktar. Kitabın özgün yayınevinin sitesinde deniyor ki, her 21,6 saniyede “Bil Bakalım…” dizisinde bir kitap satılıyormuş. Dizi diyorum; çünkü bu sevimli tavşanların yer aldığı ve farklı yaş gruplarına göre versiyonları hazırlanmış başka kitaplar da var.

McBratney, sevgi gibi çok temel bir konuyu ustalıkla ele alıyor. Büyük ve Küçük Tavşan’ın hiçbir kişilik özelliği yok. Daha doğrusu, onlara dair bir şey bilmiyoruz aslında. Birinin büyük, diğerinin küçük oluşu dışında… Bir yetişkin ve bir çocuk… Tıpkı pek çok evde gördüğümüz ebeveynlerle çocukları gibi… İşin güzel yanı da bu. Bu kitabı okuyan her çocuk, Küçük Tavşan’ın yerine kendini koyup düşünebilir. Büyük Tavşan’ın kimliğiyse meçhul. Bu anne, baba, nine, dede ya da başka bir yetişkin olabilir. Böylece siz de kendinizi o tavşanın yerine rahatlıkla koyabilirsiniz. Sam McBratney, buradaki yazıda, kitaplarının çoğunu bir büyükle küçüğün ilişkisi üzerine kurduğunu ve öykülerde büyük olan karakterin açık açık söylenmese de aslında “baba karakteri” olduğunu söylemiş.(Yazarı daha yakından tanımak isterseniz, bu makaleyi okuyabilirsiniz.)

Aslı Tohumcu bu kitaba dair yazısında şöyle demiş:

Çocuğunuza onu ne kadar sevdiğinizi anlatmanıza yardımcı olması, sevgiyi göstermenin çok çeşitli yolları olduğunu (ve bunun yapmanın eğlenceli olduğunu), duygularını çekincesiz ifade edebileceğini göstermesi açısından da önemli bir öykü. Kim bilir, belki duygularını göstermek konusunda beceriksiz anne babalara da ilaç gibi gelebilir.”

Kitabı Anita Jeram resimlemiş. Jeram’ın çizgileri sizi hemen kavrayıveren cinsten. Yalın, muzip ve sevimli. Beyaz fon üzerine suluboyayla ve sadece birkaç renkle yapılmışlar. Suluboya bana nedense romantizmi çağrıştırır. Kitabın ana teması “sevgi” olunca, bu teknik çok yerinde bir tercih olmuş. Resimlerde arka plan fazla vurgulanmamış. Ağaç gövdeleri, sağda solda birkaç ufak çiçek ve mantar ile yer yer belirginleşen yapraklar dışında fonda dikkat dağıtan hiçbir şey kullanılmamış. Böylece okurun dikkati sürekli iki tavşanın üzerinde oluyor. Tavşanların beden diline ve yüz ifadelerine odaklanmak kolaylaşıyor. Anita Jeram’ın üslubu bana “Uyuyamıyor Musun Küçük Ayı?”nın resimlerini yapan Barbara Firth’ün çizgisini ve Beatrix Potter’ın resimlerini anımsattı. Anita Jeram’ın sevimli karakterler çizme konusunda gerçekten çok başarılı. Bu karakter nelermiş derseniz, burayı tıklayarak Anita Jeram’ın kartpostallarına bakabilirsiniz.

“Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum” gerçekten de birçok konuda iyi bir araç… Sevgi ölçülebilir bir şey değil; ama pek çok yolla ifade edilebilir. Aslı Tohumcu’nun de dediği gibi, bu kitap, çocuklara duygularını çekinmeden ifade edebileceklerini gösteriyor. Çocuğunuzla bu kitabı okuduktan sonra çeşitli oyunlar oynayabilirsiniz:

  • Çocuğunuzla karşılıklı Küçük Tavşan-Büyük Tavşan rollerine bürünebilirsiniz. Kollar açılır. Kollar uzatılır. Bacaklar iyice gerdirilir. Zıplanır! Ve sonrası daha eğlenceli: Kendi sevgi ifade yöntemlerinizi bulabilirsiniz: Takla atmak, koşmak, dönebilen büro sandalyesiyle olabildiğince hızlı dönmek…
  • Sonra kendi sözel ifadelerinizi uydurabilirsiniz: “Seni kendi etrafımda dönebildiğim kadar çok seviyorum.” “Seni olimpik yüzme havuzundaki su kadar çok seviyorum.” “Seni sokaktaki en yüksek ağacın uzunluğunda daha çok seviyorum.”…vs.
  • Sevginizi farklı nesnelerin ağzından, onlara dublaj yaparak söyleyebilirsiniz: Aslanağzı çiçeklerini sıkıştırarak ağızlarını açıp kapatmak, parmak kuklaları konuşturmak, bir soket çorabı kukla gibi konuşturmak, hatta sebzelere kaş göz çizip konuşturmak…
  • Linki tıklayarak kitaptaki karakterlerle hazırlanmış oyun/aktivite dosyasını indirebilirsiniz. Bil Bakalım – Etkinlik

Kitap internette farklı yaş grupları için önerilmiş. Okur görüşleri arasında iki yaşındaki çocuğunun bu kitabı çok sevdiğini söyleyen ebeveynlere rastladım. Bence de “Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum” 2 yaş ve üzerindeki çocukların rahatlıkla algılayabileceği bir kitap. Hatta bırakın yaş sınırlamasını… Bu, her yaştan insanın keyifle, tekrar tekrar okuyacağı, resimlerine bir kez daha bakmak isteyeceği, kalbinizi içinde bir yerlere dokunacak bir kitap. Okumadıysanız mutlaka alıp okuyun.

Hamiş: Kitabı okuyup, yazıyı yazdıktan sonra, “Korkudan Cesarete, Korkmuyorum!” adlı kitaba gelen yorumları anımsadık. Gülşah ve Rayme bizi uyarıyor ve korkunun öğrenilen bir şey olduğunu, çocukların zamanından önce bu kavramla karşılaştıklarında yersiz korkulara kapılabildiklerini söylüyorlar. “Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum” için de benzer bir durum söz konusu olabilir. Bu kitapta asıl anlatılan, sevginin ifade edilmesi ve bunun için yaratıcı yöntemlerin bulunması. Bizi endişelendiren noktaysa çocukların sevgiyi ölçmek ve kıyaslamak gibi bir anlam çıkarması olasılığı… Aman dikkat!

Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum
Özgün Adı: Guess How Much I Love You
Yazan: Sam Mc Bratney
Resimleyen: Anita Jeram
Çeviren: Özlem Çolakoğlu
Yaş grubu: 2+
Tudem Yayınları, 2006, 32 sayfa
ISBN: 9944-69-017-1