Bazı kitaplar beni adlarıyla yakalıyor. O kitaptan uzak durmaya bile çalışsam adı bir otomobilin sinyal lambası gibi yanıp sönüyor zihnimde. “Bir Sürü N Bir K” adlı şiir kitabı hakkındaki yazımda Top Yayıncılık tarafından bize gönderilen kitaplardan söz etmiştim. “Yuvarlak Masanın Lambaları” işte o paketten çıktı ve adı hemen zihnime yerleşti. Okunmak için beklemesi gerekti. Sonra bir süre de hakkında yazılmasını bekledi. Bugün sıra onda…

Gidip herhangi bir dükkandan satın aldığınız herhangi bir masa lambasının sizi gözetlemekle görevli bir casus olabileceği aklınıza gelir miydi? Ozan Tortop’un aklına gelmiş. Meğer masa lambaları gayet iyi örgütlenmişler ve “başbaşkan” BAŞ27’nin dünyayı ele geçirme takıntısı yüzünden bizi gözetleyip, üstümüzde deneyler yapıp, ürettiğimiz bilgileri yürütüp dururlarmış. Hatta yağcı kâhin KÂH12’nin uydurduğu bir kehanet üzerine kafayı LED teknolojisine ve Ebru adlı bir kızcağıza takmışlar. Ebru’yu gözetlemekle görevli GÖR24 adlı masa lambasının topladığı DNA örneklerinin analizi istedikleri sonucu verince kızı kaçırırlar. Masa lambaları, BAŞ27’nin yönetiminde “LED ışıklı insan-masa lambası dönüştürücüsü” adını verdikleri bir alet sayesinde Ebru’nun insanların başkanı olmasını ve Masa Lambaları Klanı’nın yararına kararlar almasını planlamaktadırlar. Ebru, kıvrak zekası ve BAŞ27’nin şaşkınlığı sayesinde kolayca kurtulur ve durumu ailesine anlatır. Ebru ve ailesi mahallenin elektrikçisi Bekir’i de yanlarına alarak masa lambalarının karargahına keşfe giderler. Derken BAŞ27 artık zamanın geldiğini düşünerek dünyayı ele geçirme operasyonunu başlatır. Masa lambaları elektrik şebekesini kullanarak tüm elektrikli cihazların insan denetiminden çıkmasını sağlarlar. Ardından tüm televizyonlarda BAŞ27’nin görüntüsü belirir. BAŞ27 dünyayı ele geçirdiğini, şartları görüşmek için Ebru’yu, Bekir Usta’yı ve beş devlet başkanını beklediğini duyurur. Görüşmeler gerçekleşir. Ebru’nun kıvrak zekası sayesinde her şey tatlıya bağlanır.

Öykü çok keyifli. Masa lambalarını yaşamımızın ne kadar kilit bir noktasında kullandığımızı göz önünde bulundurursak, onların birer ajan olduklarını hayal etmek başlı başına bir eğlenceye dönüşüyor. Ozan Tortop, bu eğlenceli fikri eğlenceli karakterlerle işlemiş. Kurduğu diyaloglar çoğunlukla doğal bir komedi havasına sahip. Beni en çok zamanında kısa devre yapmış olan BAŞ27’ni konuşma biçimi eğlendirdi. Bakın BAŞ27 dünyanın yönetimi ele geçirdiğini nasıl duyuruyor:

“Değerli insan dostlarımız ve fareler… Geçirdiğiniz günün ne kadar şamatalı ve karmaşık olduğunu bilmekteyiz elbette. Çok eğlendiniz mi? Biz çok eğlendim hakikaten. Şimdi… Bunu söylemenin birçok yolu var tabii. Ama ben en kestirme şeklini söyleyeceğiz. Şöyle ki… Şimdi dünya var ya. Hani siz yönetiyorsunuz onu. Hah. Artık yönetmiyorsunuz. Biz yöneteceğim. Ben. Böylece daha çok şamatalı günler geçirmeyeceksiniz. Belki de geçirirsin ama bilmiyorum. Şimdi sizden ilk istediğim basit bir istek vardır. Tüm dünyayı temsil edecek beş tane kişiler gelecek…”

BAŞ27’nin bu konuşma biçimi ve bir tür kral olma hevesi bana Christine Nöstlinger’in “Kim Takar Salatalık Kral’ı” adlı kitabındaki Salatalık Kral İkinci Kumi-Ori’yi anımsattı.

Yazar, masa lambalarına özgü bir sözcük dağarcığı da oluşturmuş. Örneğin “cızırdatmak” gözlenen kişiden DNA örneği almak anlamına geliyor; “zanklatmak” masa lambalarının birbirleriyle iletişim kurmaları, birbirlerine bilgi iletmeleri anlamına geliyor. “Bilim lambaları”, “cızır cızır düşünmek”, “lamba ilişkileri”, “birini lamba tulumba dışarı çıkarmak”, “dokunsan rezistansından yaş akmak” gibi örnekler Masa Lambacanın inceliklerini kavramaya yeter sanırım.

Bana göre öykünün birçok sorunu da var. Gördüğüm ilk sorun bu güzel fikrin yeterince işlenmemiş olması. Ozan Tortop hikayesini anlatırken bazı kapıları aralamış ama o kapıları ardına dek açmadığı için çok daha eğlenceli ve macera dolu bir öykü kurma olasılığını kaçırmış. Öyküde bir çatışma var ama bu çatışmanın yarattığı sorunlar çok basit yollarla çözüme kavuşuyor. Bu da eğlence ve macera dozunu aşağı seviyelerde tutuyor. Bana göre önemli bir diğer sorun yazarın bazı durumları okura “gösterebilecekken” anlatmayı tercih etmiş olması. Örneğin, Ebru, ailesi ve Bekir Usta masa lambalarının gizli karargahını keşfe gittikleri sahnede vardıkları salonun her yerinin sağlamlığı sesinden belli olan metal bir duvarla örülü olduğunu “fark ediyorlar” ve ardından duvarın aslında yüzlerce metre genişliğinde bir kapı olduğunu “düşünüyorlar”. Yazar, tüm bu keşfi, karakterlerinin düşüncelerini okumamıza izin vererek aktarıyor. Böylece eğlenceli ve heyecanlı olabilecek bir keşif sahnesi kısa bir paragrafta düz bir anlatımla harcanıyor. Aynı örnekten devam ederek gördüğüm bir başka sorunu daha dile getireyim: Anlatılan “sağlamlığı sesinden belli” metal duvarın, “yüzlerce metre genişliğindeki” metal kapının öyküdeki yerini anlamadım. Aynı şekilde, gizli karargaha giden tünelin ağzını örten kapağın üzerindeki metal yayın ve vananın ne işe yaradığını da anlamadım. Yazarın bu tür ayrıntıları bize niye verdiğini çıkaramadım. Belki de ben bir şeyleri gözden kaçırmışımdır. Bir de gerekliliği şüpheli diyaloglar ve ihmal edilmiş diyaloglar meselesi var: Masa lambalarının elektrik şebekesini ele geçirip tüm elektronik eşyaları sapıttırmasının ve elektrikleri kesmesinin ardından, Ebrular’ın evinde geçen uzun bir diyalog okuyoruz. Buradan elektrik kesintisine şaşırdıklarını, kızdıklarını ve Ebru’nun tuvalete gitmesi gerektiğini anlıyoruz. Derken Bekir Usta elinde bir meşaleyle geliyor. Diyalog bu meşale hakkında dönmeye başlıyor. Bölüm biterken kahramanlarımız yaşanan durumun nedenleri hakkında neredeyse tek kelime konuşmamış oluyorlar. Buna karşılık yazar bir kez daha karakterlerin aklını okumamızı sağlıyor ve elektrik kesintisini “buldukları o kapak ve altındaki konuşan lambalarla” ilişkilendiremediklerini öğreniyoruz.

Bence iyi bir “öykü editörü” ile (acaba bu terimi şu anda ben mi uyduruyorum?) yapılacak sıkı bir çalışma bahsettiğim tüm bu sorunların ortadan kaldırılmasını ve öykünün hak ettiği noktaya ulaşmasını sağlar. Öykünün okur açısından keyfiniyse katlar.

Kitabın çizimlerini Anıl Tortop yapmış. Her bölümün başında o bölümü ilgilendiren unsurların sevimli bir çizimi bulunuyor.

Birçok sorundan söz etmeme rağmen öyküyü okumaktan keyif aldım. Artık kullandığım eşyalara, onların yaşamımdaki yerine başka bir gözle bakıyorum. Bu bakış açısı çocuklar için de eğlenceli ve yaratıcı bir deneyim sağlayabilir.

Bir masa lambası büyüğünün söylediği gibi: Fazla volt lamba patlatmaz.

Yuvarlak Masanın Lambaları
Yazan: Ozan Tortop
Resimleyen: Anıl Tortop
Yaş grubu: 8+
Top Yayıncılık, 2010, 144 sayfa, karton kapak
İSBN: 978-605-5742-46-1