1854 yılında, o zamanki ABD başkanı Franklin Pierce bir mektup yazarak Amerika’ya gelen beyaz göçmenler için Kızılderililerden toprak istemiş. Pierce, arsızlığı, düzenbazlığı öyle bir noktaya taşımış ki; mektubunda “isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatça yaşayacakları bir bölgenin verileceğini” bildirmiş! İşe bakın! Beyaz adam o hastalıklı zihniyetiyle gelmeden önce Kızılderili’nin binlerce yıl özgürce yaşadığı toprağı türlü katliamlarla istila edip sonra da bir parçasını Kızılderili’ye bahşeden büyük beyaz şef!

Kızılderililer adına Şef Seatlh (soluk benizlilerin deyişiyle “Seattle”) uzun bir yanıt vermiş. Yanıtının bir yerinde diyor ki:
“Beyaz adam için, toprağın bir parçası diğeri ile aynıdır. O sadece geceleri bir hırsız gibi gelip, topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır. Aldıklarının kendinden parçalar olduğunun bilincinde değildir. Dünya onun anası değil düşmanıdır. Onu yendikçe ilerlemeye devam eder. Ve yolunda giderken babalarının mezarını geride bırakır. Buna da hiç aldırmaz. Dünyayı çocuklarından uzaklaştırır. Buna da aldırmaz. Babalarının mezarları, çocuklarının bu dünyadaki hakları unutulmuştur. Beyaz adam, anası dünyaya ve kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun bu iştahı ve hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl bırakacaktır.”

Şef Seatlh’ın mektubunu aklıma düşüren “Teneke Orman” adlı kitap oldu. Kitap, dünyanın bir ucundaki unutulmuş, ıssız bir yerde başlıyor. Bu ıssız yer artık kimsenin istemediği şeylerle, çöple doludur. Bu çöplerin ortasında pencerelerinden sarı, sıcak ışık sızan minik bir ev vardır. Bu evde, her gün çöpleri toplayıp, ayırıp ayıklayan yaşlı bir adam yaşamaktadır. Yaşlı adam, her gece rüyasında yaşadığı yerin yaban hayvanlarıyla dolu bir orman olduğunu görür. Bir gün, yaşlı adamın zihnine bir düşünce tohumu düşer. Tohum filizlenir, köklenir, dallanıp budaklanır. Böylece yaşlı adam etrafındaki hurdalardan koca bir orman inşa eder. Çeşit çeşit çiçekten, koca gövde ve dallarıyla ağaçlardan bir orman ve elbette bu ormanda yaşayan kuşlar, kurbağalar, kertenkeleler, böcekler, kediler… Bu orman rüyalarındaki gibi değildir, tenekedendir ama ormandır işte! Yaşlı adam teneke ormanıyla uğraşırken gerçek bir kuş gelir. Yaşlı adam kuş için ekmek kırıntıları serper yere. Kuş onları yer ve gün boyu şakır. Ertesi sabah, kuş gitmiştir. Yaşlı adama teneke ormanı artık bomboş gelmektedir. Acısı çok büyüktür. Yine de dolunayın altında bir dilek tutar yaşlı adam. Ertesi sabah kuş sesleriyle uyanır: O kuş, eşini de alıp geri gelmiştir. Gagalarında tohum getirmişlerdir. O tohumlar kısa zamanda filizlenir. Zamanla filizler ormanı, orman hayvanları getirir.

Benim “kaba” özetim yanıltmasın. Kitabın tam kıvamında, pürüzsüz bir anlatımı var. Öykü bazen öyle bir derinleşiyor ki, düşüyormuş gibi hissediyorsunuz.

Öykü, ilk sayfada koca bir kasvet koyuyor ortaya: Sürekli yağmur yağan, rüzgârlı ve kimsenin istemediği şeylerle dolu, unutulmuş bir yer. Bu unutulmuş yerin ortasında bir ev olduğunu ve pencerelerinden yalnızca çöplerin göründüğünü okumak kasvetin ağırlığını katlayarak artırıyor. Yazar Helen Ward, daha ilk sayfadan okuyucuya ne yaptığının farkında olsa gerek ki, ikinci sayfada umutla karşılaştırıyor bizi: O evde, her gün bıkıp usanmadan çöpleri toplayan, ayırıp ayıklayan, çevreyi temizlemeye çalışan bir dede yaşamaktadır. Dede tek başınadır. Artık yaşamının sonbaharında olduğu bellidir. Öyleyse neden mücadele etmektedir bu adam? Dünyanın daha iyi zamanlarını bildiği için mi, yoksa “Başka bir dünya mümkün!” olduğu için mi? Belki de her gece rüyasında gördüğü o güzel hayvanlarla dolu güzel ormandan güç alıyordur… Yoksa nasıl her sabah uyanıp da pencereden bakınca aynı kasvetli çöplüğü gördüğü halde işe yeniden girişebilir ki? Daha da önemlisi, bir insan başka nasıl zihnine düşen minicik bir kıvılcımın, bir fikir kırıntısının peşinden hayal gücünü koşturur ve koca bir orman inşa etmeye kalkar ki?

Öykü soğan gibi birbirinin üstüne sarılmış katmanlardan oluşuyor. Biz buraya kadar yalnızca umuttan söz edebildik. Henüz düşlemekten, bir düşün peşine düşmekten, çalışmaktan, azimden, emekten bahsedemedik bile.

Çizer Wayne Anderson öyküyü bir de resimlerle anlatmış. Resimler, metnin anlamını ortaya çıkarmaktan, vurgularını güçlendirmekten çok daha fazlasını yapıyor. Wayne, ilk sayfada okuyucuya boca edilen kasveti yazardan önce davranıp, uzakta görülen minik evin daha da minik pencerelerinden sızan sarı, sıcak ışıkla, hemen oracıkta delmiş. İtiraf etmeliyim ki, kitabı açıp da metalik gri, boğucu ortamla karşılaştığımda gözlerimi çeken o sarı ışık, o yaşam pırıltısı olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Sonraki sayfalarda da pis, metalik grinin hâkimiyeti sürüyor ama öyküye ne zaman bir hayvan, bir bitki girse, parlak bir renkle deliniyor.

Dedeyi nasıl anlatmalı? Hani rüyalarımıza girip bize doğru yolu gösteren, bizi uyaran nur yüzlü bir dede vardır ya, işte o dede çizere de görünmüş. Wayne, çöplerin metalik, kirli grisiyle dedenin giysilerine de sirayet eden canlılığının, umudunun parlaklığını, renklerini güçlü bir kontrast oluşturacak biçimde kullanmış. Çizerin ustaca yarattığı diğer kontrastsa ortama rağmen yaşlı adamın ifadelerinde ve tenekeden yaptığı bitki ve hayvanlara dokunuşunda ortaya çıkıyor. Bu resimlerin anlatım gücüne sözcüklerle ulaşabilir miyiz, bilmiyorum.

Çizerin en önemli buluşuyla yaşlı adamın zihninde bir fikrin oluştuğu sahnede karşılaşıyoruz: Yaşlı adam kopmuş bir lambayı kablosundan tutmuş, çalışmadığı zamanlarda evinde oturup okuduğu kitaplardaki çiçeklerden birine bakar gibi bakıyor. İşte o bakıştan koca bir teneke orman doğuyor.

Yazarla çizerin büyük bir uyum içinde çalıştıkları kitabın her halinden belli oluyor. Metinle resimler çok iyi dengelenmiş. Örneğin, yaşlı adamın kafasında oluşan düşünce tohumunun ne olduğunu ancak resimden anlıyoruz. Metin bize bu tohumun filizlendiğini, köklendiğini, dallanıp budaklandığını söylerken resimlerde yaşlı adamı ters lambalardan bir çiçek bahçesinin ortasına koca bir ağaç inşa ederken görüyoruz.

“Teneke Orman” bir uyarı: Otomobillerle doldurup trafiği tıkamak için ormanlar pahasına, temiz hava pahasına üçüncü köprüler inşa edebiliriz; alış veriş merkezlerinin vitrinlerini aydınlatmak için, akmayı başaran her minik dereye beslediği yaşamlar pahasına hidroelektrik santrali kurabiliriz; atıklarını nereye sokacağımızı bilmediğimiz halde ülke çıkarları için tüm riskleri göze alıp nükleer santraller inşa edebiliriz; sırf tüketicinin vicdanı rahatlasın diye elektrikli otomobiller üretip aynı sanayiyi aynı kirlilikle sürdürebiliriz… ama nereye kadar? Biz değilsek çocuklarımız çekecek.

“Teneke Orman” bir destan: Türünün yaptıklarının sorumluluğundan kaçmayan yaşlı bir adamın mücadelesini anlatan bir destan.

“Teneke Orman” bir övgü: Umuda, düş kurmaya, düşünün peşinden koşmaya, yeniden başlama cesaretine, çalışkanlığa, azme ve emeğe düzülmüş bir övgü.

Yazıyı başladığımız gibi Şef Seatlh’ın sözleriyle bitirelim: “Bir Kızılderili, su birikintisi üzerine vuran rüzgârın yumuşak sesini, yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgârı her şeye yeğler. Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır. Hava Kızılderililer için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz adam, öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için çok değerli olduğunu hatırlamalısınız. Unutmamalısınız ki, hava sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır. Büyükbabamıza ilk nefesi veren rüzgâr, onun son soluğunu da kabul etmiştir ve aynı rüzgâr çocuklarımıza yaşam ruhunu verir. Eğer size toprağımızı satarsak, çayırlardaki çiçeklerden tat alan rüzgârı koklamasını öğrenmelisiniz, onu korumalısınız ve kutsal tutmalısınız. Bu kokuya beyaz adamın bile gereksinmesi vardır.”

Hamiş 1: Bize “Teneke Orman” kitabını öneren Ayça, Deniz ve Çınar’a teşekkür ederiz.

Hamiş 2: Kitap bize birçok güzel fırsat sunuyor. Çocuğunuzla kitabın başına geçip teneke orman resimlerindeki hayvanları bulmaya çalışabilirsiniz. Bulduğunuz hayvanların adlarını öğrenebilir, canlısının neye benzediğini araştırabilirsiniz. Evinizdeki atıklarla kendi ormanınızı kurmaya çalışarak çocuğunuza geri dönüşümün önemini anlatabilir, dikkatini doğaya çekebilirsiniz. En güzeli, çocuğunuzla birlikte sokağa çıkıp Kızılerili gibi bir su birikintisinin yüzünü kırıştıran rüzgârın taşıdığı kokuları tanımaya çalışabilir, kuşları, böcekleri gözleyebilir, bir ağaca sarılıp neler anlattığını duymaya yoğunlaşabilirsiniz.

Hamiş 3: Kitabın Türkçe çevirisi oldukça başarılı. Ayrıca kitabın baskı kalitesi de övgüye değer.

Hamiş 4: Şef Seatlh’ın mektubunu Türkçede birkaç farklı metin olarak buldum. Alıntı yaptığım metne alıntılara tıklayarak ulaşabilirsiniz. Aynı metnin bir başka biçimine de buradan ulaşabilirsiniz.

Hamiş 5: Açık Radyo’da her cumartesi sabahı saat 10′da canlı yayınlanan programımızda “Teneke Orman”dan da söz ettik. Dinlemek için tıklayın.

Şu yazılar da ilginizi çekebilir:

Teneke Orman
Özgün Adı: The Tin Forest
Yazan: Helen Ward
Resimleyen: Wayne Anderson
Çeviren: Şirsel Taş
Yaş grubu: 3+
Remzi Kitabevi, 2008,  32 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-975-14-1316-1