Tozlu, sıcak ve kasvetli bir kasaba hayal etmenizi istiyorum. Burası Kansas’ta bir yer. “Oz Büyücüsü“nde Dorothy’nin yaşadığı yerleri hatırlamanız belki işinizi kolaylaştırır. Donuk, ruhsuz, hiçbir özelliği olmayan bir kasaba… Şimdi bir de bu kasabaya gelmiş, yapayalnız bir oğlan çocuğu düşünün. Bu şehirli çocuk bugüne kadar “günümüzün moda yaklaşımlarıyla” büyütülmüş. Üstüne aşırı titrenmiş, fazla korumacı yöntemlerle yetiştirilmiş bir oğlancağız… Oğlanın adı Henry; geldiği kasabanın adı da… (Acaba Oz Büyücüsü’ndeki Henry Enişte’ye mi gönderme yapılıyor?) Peki ne işi var Henry’nin Henry’de? Çünkü annesiyle babası kaçırılmış; kendilerinden haber alınamıyor. Henry de tek yakın akrabası olan, sekiz yıldır görmediği teyzesinin yanına gelmiş.

 

“100 Dolap” işte böyle başlıyor; Henry’nin tozlu kasabaya gelmesiyle… Dotty Teyze, Frank Enişte ve onların üç kızıyla (Penelope, Henrietta ve Anastasia) alışık olmadık bir yaşama başlar Henry. Ev oldukça büyüktür; ama üç kız aynı odayı paylaşır; Henry’nin payına da tavan arasındaki oda düşer. Bir de bir süre önce ölen büyükbabanın odası vardır; ama ne hikmetse o zamandan beri odanın kapısını açmayı bir türlü başaramamışlardır. Ne kapı, ne pencereler… (Evle ilgili tuhaflık no: 1)

Henry, ilk gün kuzenleriyle biraz vakit geçirdikten sonra tavan arasına çıkar. Çok geçmeden kitap okurken uyuyakalır. Tuhaf bir hisle uyanır. Alnına bir sıva parçanın düştüğünü hisseder. Ne olduğunu anlamak için başını kaldırınca duvarın içinden iki topuzun çıktığını görür. Merakla sıvayı kazımayı başlar. Sıva döküldükçe altından bir kapak, bir kapak ve bir kapak daha… Henry ortalığı bir inşaat alanına çevirdiğinde duvarda artık onlarca kapak vardır. Farklı büyüklük ve şekillerde, kilitli kapaklar… (Evle ilgili tuhaflık no: 2)

Odayı sıvalardan temizlemeyi bir biçimde başarır. Kazıma işlemi günlerce sürer. Ortanca kuzen Henrietta, Henry’nin sırrına ortak olur. Keşifler kapaklarla sınırlı kalmaz. Bu kapakların nasıl açıldığını da öğrenirler. Kapakların nasıl açıldığıyla da iş bitmez. Asıl bomba haber her kapağın ardında başka bir dünyanın olduğunu anlamaları olur. Kimi bir postaneye açılan bir posta kutusudur, kimi serin bir havanın esip geldiği bir ormana açılan bir kapıdır. Kapılardan biri ise çok ama çok karanlık bir şeyi barındırmaktadır ardında.

Çocuklar, birbirine ağ gibi bağlanan bu kapıların öte tarafına geçişin hiç ummadıkları bir yerden, büyükbabanın odasından olduğunu öğrenirler. Sonra bu kapılardan birinden kendi dünyalarına beklenmedik bir ziyaretçinin girdiğini… …ve aile tarihlerini de aslında eksik bildiklerini…

“100 Dolap”ın en baskın yanı atmosferi… Bu, ağır bir kitap. Ortamın ağırlığı, kasveti, yapış yapışlığı olduğu gibi üstüme çöktü okurken. Ama bazı kitaplar vardır, okurken “Eeeh, yeter canım! Bu ne kasvetli kitap” deyip bırakırsınız. “100 Dolap” öyle değildi. Kasvetli havasında çekici bir yan vardı. Henry, sıvayı kazıdıkça, ben de sabırsızlıkla onu izledim. Zaman zaman Henry’nin hissettiklerini hissettim içimde. Şehirde yaşamış bir çocuğun küçük bir kasabaya gelince yaşadığı güçlükleri sanki kendi başıma geliyormuş gibi yaşadım; sıkıntı duydum. Henry’nin yalnızlığını daha iyi anlamak için Henry Kasabası gibi yalnız bir mekanın tasvir edilmesi gerekiyormuş sanki. Öykü başka bir mekanda geçiyor olsa, Henry’nin iç dünyasını bu kadar rahat algılayamayacaktım belki.

Beni rahatsız eden kısımsa bazı yerlerin havada kalmış olması. Mesela neden Henry’nin ailesi ile ilgili kimse herhangi bir girişimde bulunmuyor? Neden herkes olup biten her şeyi kanıksayarak yaşayıp gidiyor? Bir boş vermişlik, amaçsızlık duygusu hakim sanki herkese. Hatta karakterler arasında duyguya dair hiçbir şey yok gibi. Acaba tüm bunlar, karakterlerin bütün o donukluğu, kitaptaki zamanın ağdalı hali özellikle yapılmış bir şey mi?

Kitabın yazarı N. D. Wilson ile ilgili fazla bir bilgim yok. Hatta adını hiç duymamıştım. Yazarın internet sitesinde kendi ağzından yazdığı yaşamöyküsünü okuyunca eğlenceli bir insan olduğunu anladım. Wilson’ın etkilendiği yazarlar arasında C.S. Lewis’in de (Narnia Günlükleri’nin yazarı) olduğunu görünce şaşırmadım. Nedense 100 Dolap’ı aldığımda aklıma hemen “Aslan, Dolap ve Cadı”da çocukların nasıl dolaptan geçip başka bir dünyaya geçtiklerini hatırlamıştım. Sanırım fantastik macera okurları, şu dolaptan başka dünyaya geçme temasından asla bıkmayacaklar. Ardında ne olduğu bilinmeyen, deyiş yerindeyse bir bilinmeze açılan kapı kimin merakını uyandırmaz ki?

Laf lafı açıyor. Merak dedim de aklıma geldi. “100 Dolap” elbette öyle güzelcecik, usulcacık bitmiyor. Pat diye kesiliveriyor. Nedeni, bunun aslında bir dizinin ilk kitabı olması. Umarım biz okurlar meraktan çatlamadan, Remzi Kitabevi diğer kitapları da yayımlar.

100 Dolap
Özgün Adı: 100 Cupboards
Yazan: N. D. Wilson
Çeviren: Ebru Sürmeli
Remzi Kitabevi, 2008, 232 sayfa
ISBN: 978-975-14-1309-3