Adını anımsayamadığım tanınmış yerli bir psikolog “Bizim için eskiden zaman saat başı, buçuk ve çeyrek kala/geçe diye ölçülürdü. Hangi ara 17:40’lara, 11:10’lere geçtik, bilmiyorum,” diye yazmıştı.

Bir de, bir televizyon reklamı anımsıyorum: İşi gücü yolunda bir çekirdek aile; baba sabah sporunu yaparken anne kahvaltıyı hazırlıyor, evin küçük kızı annesine yardım ediyor. Kahvaltıya oturuyorlar, tam portakal sularını içerken babanın telefonu çalıyor. Arayan bir görüşme ayarlamaya çalışıyor. Zaman pazarlığının bir yerinde baba şöyle diyor: “Ne, on beş dakika mı? Tavlanı da getir istersen!”

Einstein’ın karmaşık formüllerle açıkladığı görecelilik bu mu acaba? Zamanın kuşaktan kuşağa farklı hızlarda akması, giderek hız kazanması mı?

Elimizde bu konuya dikkat çeken bir kitap var: “Vınn!..” Kitap, küçük bir kızın çocuk olmanın zorluklarından yakınmasıyla başlıyor. Çocuk olmak zor çünkü büyüklerin onlarla ilgilenmek için hiç zamanları yok. Eskiden çok zaman varmış ama dedeler onu bol keseden kullanmış ve bugünün anne-babalarına zaman kalmamış.

Kızımız anlatmaya devam ediyor: Babasının kendisini sevdiğinden emin, çünkü bunu hep söylüyor ve bir sürü oyuncak alıyor. Ama babasını istediği zaman göremiyor çünkü babanın o oyuncakları alması için çok çalışması gerekiyor. Annesinin sevgisinden de şüphesi yok kızımızın. Anne de sık sık sevgisini dile getiriyor ve kızına bir sürü giysi alıyor. Anne, aynı anda dolma sarıp, kızının ödevlerine yardım edip, bebeğinin mamasını yedirip, hastalarının reçetelerini yazabiliyor. Ama ne zaman bizim kız “Anne, benimle oynar mısın?” diye sorsa “Şimdi hiç zamanım yok kızım,” diyor. Yetişkinliğe daha yakın olan ablanın da durumu aynıdır. Her gün alışveriş merkezlerini tavaf eden abla, bir tek ayna karşısında kıpırdamadan durur. Abi oturma odasındaki televizyonla odasındaki bilgisayar arasında koşturmaktadır ve elbette kız kardeşine ayıracak zamanı yoktur. Bizim kız büyümenin “hızlı olmak” olduğuna karar verir. O da tüm büyükler gibi ayaklarına hız tekerleri takmak istemektedir artık. Okula başlayınca hızlanmaya da başlar. Kendi tekerlekleri yoktur henüz, arabalarının tekerleri sayesinde hızlanır bizimki. Sabah okul, yüzme, piyano dersi, tenis, hafta sonu sabah karate, arkasından resim dersi ve ödevler… Çok işi olup da yetiştiremediği için bizim kız da kendini büyümüş hisseder. Artık kimseye “Benimle oynar mısın?” diye soracak zamanı yoktur. Nihayet, doğum günüde son model hız tekerlerine kavuşur. Tam onları ayaklarına geçirirken “Benimle oynar mısın?” diye soran bir ses duyar. Bu bir salyangozdur. Kızımız zamanı olmadığını beyan eder. Artık hız tekerleri vardır, hızlı olup önemli şeyler yapacaktır. Salyangoz, salyangozluğundan olsa gerek, bütün önemli şeylerin hızlı olmadığını söyler. Mesela bir lolipopu çabucak yiyen kişi tadına varamaz, güneş daha hızlı batsa o kadar güzel manzara olmaz, çay yavaş demlenmese tadı güzel olmaz, vapur daha hızlı gitse simit attığın martılar yetişemez… Salyangoz son bir örnek daha verir: “Ailenle sofraya oturduğunda yemeğini hızlı hızlı yersen onlarla sohbet edemezsin ki!” Kızımızın yanıtı oldukça acıklıdır: “Biz birlikte yemek yemiyoruz ki! Herkesin bir işi oluyor.”

Öykü herhangi bir olay, bir çatışma içermiyor. Kahramanımız olan küçük kızın çözüm bulması, mücadele etmesi, üstesinden gelmesi gereken sorunlar ya da engeller yok. Metin, küçük bir kızın gözüyle yapılan durum tespitlerinden oluşuyor. Anlatım biçiminin hoşluğu ve kullanılan dilin akıcılığı metni okumaya devam etmemizi sağlayan temel unsurlar. Bir de, metnin hem küçüklerin, hem de yetişkinlerin ortak bir sorununa parmak basması, metni sonuna kadar okumamızı sağlıyor.

Rana Rachid’in tespitlerine katılmamak mümkün değil: Zamandan kazanmak için çay yerine çaymış gibi görünen boyalı sular içmemizi sağlayan pratik poşet çaylar, toplu taşıma araçlarında zaman yitirmeyelim diye trafik tıkanıklığına katkıda bulunmak pahasına otomobille gidip gelmeler… Okul çağına gelen bir çocuğun başına gelenler de acıklı: Okuldan sonra şu kursu, bu dersi… Beni en çok eğlendiren tespitse baba sadece ve sadece işi yüzünden zaman bulamazken, anne hem çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getirmek (küçüğün ödevi, miniğin maması), hem ailesine karşı sorumluluklarını atlamamak (zeytinyağlı yaprak sarması), hem de işi yüzünden (hastalarının reçeteleri) zaman bulamıyor olması. Bu arada, sizce günümüzde kaç kadın doğurduğu çocuğu kendisi büyütüyor?

Öyküdeki karakterler daha çok bir reklam filminden çıkmışa benziyor. Bunu başta biraz yadırgayabiliriz. Büyük olasılıkla çoğumuza Behiç Ak’ın yerel, naif, samimi tipleri gibi karakterler daha sıcak geliyordur. Eğer böyleyse, bunun anlamlı olduğunu düşünüyorum. Behiç Ak tipleriyle Rana Raschid tiplerini karşılaştıracak olsam, Ak’ın özlediğimiz, dilediğimiz tipleri, Raschid’in giderek sayıları artan günün gerçek tiplerini anlattığını söylerdim.

Rana Raschid’in derdini anlatmak için yaptığı en büyük buluşun “hız tekerleri” olduğunu düşünüyorum. Yürümekle bile zaman yitirmiyoruz. Daha hızlısı mümkün!

İtiraf etmeliyim ki, kitabın beni en çok etkileyen yanı resimleri. Serap Deliorman öyküyü bir de çizgilerle, renklerle anlatmış. Kurduğu sahnelerle metnin anlamını ortaya çıkarmış. Çizer sınırlarını çok iyi belirlemiş. Böylece ne öykünün önüne geçmiş, ne de okuyucunun gözlerini gereksiz ayrıntılarla yormuş. Sadi Güran’ın kitabını ele aldığımızdan beridir beni heyecanlandıran, alışık olduğumuz yerli kitap resimlerinin dışına çıkan yeni bir çalışmayla karşılaşmamıştım. Serap Deliorman’ın resimleri iyi geldi.

Bana sorarsanız, bu öykü çocuklar için yazılmamış. Daha doğrusu, çocukları önlerindeki tehlikeye karşı uyarırken, büyükleri kendilerine getirmek için yazılmış. Gerçekten de günlük telaşlar içinde güzellikleri yitiriyoruz. Artık dolmuşta geçen zamanımızı bir iki telefon görüşmesi yapıp bir iki işi aradan çıkarmak için kullanıyoruz. Her yere daha hızlı gitmeye çalışıyoruz ve geçtiğimiz yerlerin farkına bile varmıyoruz. Anne-babalar çocuklarına şahane bir gelecek hazırlamak için yalnızca kendi yaşamlarından değil, çocuklarını büyütmekten, onun büyümesini izlemekten feragat ediyorlar.

Ne için?

Hamiş: Rana Raschid 22 Mayıs Cumartesi günü, saat 11:00’de İyi Cüceler’de kitabını okuyacak.

VINNN!..
Yazan: Rana Raschid
Resimleyen: Serap Deliorman
Yaş grubu: 6+
Marsık Yayıncılık, 2008, 24 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-975-9020-86-6