Bugün Görmezden Geldiğin Atıklar, Yarın Poponu Tırmalar!

by YILDIRAY on 15/04/2010

Çocukken, bir masa ayağının arkasına saklanılabildiğini zannederdim. Nasıl mı? Her kimden saklanıyorsam, onunla arama masanın bir ayağını alır, yüzümü yaklaştırır, bir gözümle dosdoğru masa ayağına bakarken diğerini kapardım. Kısa süre sonra bu tekniği geliştirdim. Artık, bir Ninja gibi, istediğim zaman görünmez olabiliyordum. Zira aynı anda iki gözümü de kapayabildiğimi keşfetmiştim. Ben onları görmediğime göre, onlar da beni göremezdi.

Yıllar sonra, bu ileri Ninja tekniklerinin aslında tüm yaşama uyarlanmış olduğunu fark ettim. Örneğin, otomobilimizle giderken içtiğimiz suyun pet şişesini camdan atarak “görmediğimiz çöp, çöp değildir” ilkesini benimsiyor, otomobilimizi “kirletmemenin” haklı kıvancı içinde yolumuza devam ediyorduk. Biz giderek büyüyen bir iştahla tüketirken, sanayi, ihtiyacımız olduğu şüpheli “şeyleri” üretmek için giderek büyüyen bir şevkle çalışıyordu. Ortaya korkunç bir kirlilik çıkıyor, biz de gözümüzü kapayıp onu görmüyorduk. Böylece, gömleğimizdeki lekeyi çıkardığı için temiz olduğunu varsaydığımız deterjanlar kadar temiz bir çevrede yaşayıp gidiyorduk.

Elbette, bu durumun farkında olan ve bizi uyandırmaya uğraşanlar da vardı. Bunlar çeşitli eylemler, etkinlikler düzenliyor, hatta konuyu çocuk kitaplarına bile taşıyorlardı. Nisan ayında, İyi Cüceler’in seçtikleri arasında da bu kitaplardan biri vardı: “Atık mı? Hiç Dert Değil!”

Mucit fare Albert yaşamı kolaylaştıran bir makine icat eder. Kendisiyle gurur duyar. Yapımı tamamlanmak üzereyken, Albert, makineden mor renkli bir sıvının sızdığını fark eder. “Atık mı? Hiç dert değil!” diye düşünen mucit fare, bu mor sıvıdan kurtulmak için çeşitli yollar dener. Önce, mor atığı bir el arabasına doldurur, götürüp ormanın uzak bir köşesine gömer. Hazır toprağı kazmışken (uydu kent, golf sahası, araba yarışı pisti, havaalanı, otoban, sahil yolu…) üstüne bir çiçek dikecek kadar da ince düşüncelidir. Gelin görün ki, çiçek kısa sürede solar. Atıktan kurtulamadığını anlayan mucit fare, hızla tekerlekli bir denizaltı yapar. Mor atığı doldurduğu gibi gidip okyanusun dibine (nükleer, kimyasal…) bırakır. Kafası rahatlayan Albert, deniz manzarasının tadını çıkararak ormana döner. Bir de ne görsün, mor atık ondan hızlı çıkmış, yer altı sularına karışarak gelmiş ve ormanı hasta etmiştir. Herkes ormanı terk ederken, sorumluluk sahibi mucit fare bir roket yapar. Mor atığı yüklediği gibi roketi ateşler ve Ay’a kadar gider. Atıktan kurtulduğundan şüphe etmeden Dünya’ya dönen fare bir de bakar ki gökyüzü mor bulutlarla kaplı. Bulutların yağmur olup yağmasıyla her yer yapış yapış mor atık olur. Derken, mucit fare Albert uyanır. Tüm bu felaketlerin bir rüya olduğunu anlar ve bir oh çeker. Rüya sayesinde hem makineden soğumuş, hem de şunu öğrenmiştir: Bir şeyi uzağa götürüp bırakmak o şeyden kurtulduğumuz anlamına gelmez. Albert, makineyi terk eder ve arkadaşlarıyla oynamaya gider.

Öyküde ele alınan konunun önemi son derece açık. Buna karşılık, bana göre öykünün bazı sorunları var. Bunlardan biri, Ay’a bırakılan mor atığın Dünya’ya yağmur olarak dönmesi. Ben bunun nasıl olabildiğini anlamış değilim. Diğeri, yazarın kolaya kaçarak, Dünya’yı tüm bu felaketlerden mucit farenin aslında rüya gördüğünü söyleyerek kurtarması. Gerçekçi bir yaklaşım ve çözüm olmadığı, üstelik ardında koca bir atık bıraktığı halde, rüyanın etkisiyle Albert’ın makineden vazgeçmesi hoşuma gitti. Bence de yaşamı insanlar için daha kolay hale getireceğiz diye böyle boş işlerle uğraşıp Dünya’daki diğer canlıların hakkını yemeye hakkımız yok.

Anlatılanın dışına taşmayan resimler, bana biraz uzun gelen metni karamsarlığa kapılmadan, keyifle okumayı sağlayacak kadar eğlenceli bir üslupla çizilmiş. Bunu sağlamak için, grafik tasarım da yardıma çağrılmış.

Bu kitabı okuyup bir kenara bırakmak olmaz. Birkaç etkinlik önermek istiyorum.

  • Çocuğunuzla birlikte, “Benim Çevre Kitabım” adlı çalışma hakkında yazdığımız yazıya göz atabilir, yazıya eklediğimiz videoları izleyebilir, kitabı edinip etkinlik önerilerimiz eşliğinde okuyabilirsiniz.
  • Evinizdeki ambalaj atıklarını çocuğunuzla birlikte oyuncağa dönüştürün. Plastik şişe, yumurta kabı, süt kutusu gibi ambalaj atıklarını biraz tutkal ve hayal gücü yardımıyla sevimli hayvanlara dönüştürebilirsiniz.
  • Bir parça pamuğu ıslatın ve arasına birkaç fasulye tanesi koyun. Çocuğunuzla birlikte fasulyelerin nasıl filizlendiğini izleyin. Sonra, fasulye filizlerinizi, içine çamaşır ya da bulaşık deterjanı karıştırılmış suyla sulayın. Süreci çocuğunuzla birlikte gözlemleyin ve sonuçları hakkında sohbet edin.
  • Çocuğunuzla birlikte bakkala gidin ve birer pet şişe su alın. Etkinliği daha da eğlenceli hale getirmek istiyorsanız kola ve cips de alabilirsiniz. Eve dönün. Evinizin en çok kullanılan alanına kurulun ve aldıklarınızı tüketin. Yeme içme faslı bitince, ambalajları bulunduğunuz mekânın en ortalık yerine atın ya da her akşam birlikte yemek yediğiniz masanın ortasına koyun. Evinizde bayram temizliği bile yapılsa o ambalaj atıklarını attığınız yerden kaldırmayın.  Bir yandan o atıklarla birlikte yaşamaya alışmaya çalışırken, diğer yandan çocuğunuzla birlikte atıkların yok olup gitmesini umun. Muhtemelen size evladiyelik bir etkinlik önermiş bulunuyorum. Artık o atıkların mürüvvetini muhtemelen torunlarınızın çocukları görür.

İyi eğlenceler…

Atık mı? Hiç Dert Değil!
Özgün adı: Pollution? No Problem!
Yazan ve Resimleyen: David Morichon
Çeviren: Pınar Dündar
Yaş grubu: 3+
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 2007, 24 sayfa
ISBN: 978-975-403-409-7

Share

{ 8 comments… read them below or add one }

Neşe April 15, 2010 at 10:24

Tüketim kültürü, kullan-at; geçmişi düşünme, gelecek konusunda da kaygılanma; unut ve temize çık…
Çevre bilinci ile ilgili kendimi çelişkiler içinde sık sık yakalarken; yani bilinç ile bilinç kaybı arasında gidip gelirken (ki bu bilinç kayıpları, “işime gelmeyen durumlar” a karşı bir savunma gibi); istiyorum ki çocuklarda bu bilinci yaratmaya dönük çalışanlar, kendi ‘gel-git’ lerini biraz daha kontrol altına alsınlar.
Benim bugün yaşadığım ‘bilinç kaybı’ savunmam; bir çocuk için de ‘neyse ki bu bir rüyaymış, artık temiziz’ savunmasına dönüşmesin..!
Kanada, bu yıl avlanacak fok balığı kontenjanını artırıp; sonra da çevre dostu plastik banknot üretme kararı alıyor.Kanada’nın iki yanlış yapma hakkı daha var; ancak o zaman götürdüğü doğruyu farkedebiliyoruz.
Tübitak’tan çıkan bu kitap…
Kendi çelişkilerimizi, kaçar-göçer hallerimizi 3+,5+’lara yükleme lüksümüz yok bugün!
Bir Dolap Kitap’a teşekkür ediyorum.
Kolay gelsin.

Reply

Yıldıray April 16, 2010 at 11:58

Kanadalılar fokları öldürüyor, Danimarkalılar geleneksel bir eğlence olarak / Japonlar sofrada çeşit olsun diye yunusları katlediyor, dünyanın en büyük otomobil üreticileri sırf kullanıcının vicdanını rahatlatmak için elektrikli araba üretme yarışına girerek sanki daha temiz bir sanayiye dönüşmüşler izlenimi yaratmaya çalışıyor, Türkiye 2010 yılına geldiğimiz halde Yalova’ya hem de kömürlü bir termik santral yapmak istiyor, İstanbul kültür başkenti oluyor ama belediye otobüslerinin dumanı hiç azalmıyor, insanlar otomobillere tapıyor, insanlar feysbuktaki çevreci etkinlik duyurularına tıklayarak sorumluluğunun bilincindeymiş gibi davranıyor, insanlar AVM denince fiyakalı görünen tüketim tapınaklarında ibadet ediyor, insanlar yeni konut projeleri nedeniyle akan salyalarını ormanların arkasından döktükleri timsah gözyaşlarıyla kamufle ediyor, insanlar az çok paralarını çevreci geçinen garantiye kültürlü görünen akbanka yatırarak Ilısu barajının yapılmasına dolayısıyla doğal hayatın kültürel mirasın yok edilmesine ortak oluyor, insanlar Çernobil faciasından sonra yediğimiz fındıklar ve içtiğimiz çaylar nedeniyle aşılı olduğumuza inanarak nükleer santral projelerine ses çıkarmıyor, insanlar otomobille trafiğe çıkıyor ve trafik tıkanıklığından çevre kirliliğinden şkayet ediyor, insanlar…

Reply

Rayme May 26, 2010 at 11:07

Merhaba,
ben de tübitak yayınlarını çok beğeniyorum o kalitede ve fiyatta kitap bulmak pek mümkün olmadığından bizim kütüphanemizde 3-6 yaş olanların tamamı var.Ayrıca Meraklı Minik dergisini de takip ediyoruz. Bütün bunları neden yazdım??? 3-6 yaş serisine harika 4 yeni kitap daha eklenmiş.Özellikle 3-4 yaşlarında çocukların çok ilgisini çekececeğini düşündüğüm kitaplar. Nuria Roca-Rosa Maria Curto’dan-”Üzüntüden Mutluluğa Duygularınız”, “Tepeden TırnağVücudunuz”,”Korkmuyorum”, “Bir Uctan diğer Uca Dünya Çocukları.

Sevgiler

Reply

Yıldıray May 26, 2010 at 20:33

Evet evet gördüm kitapları! Ne yazık ki etraflıca inceleyecek fırsatım olmadı henüz. Ama en kısa zamanda en az biri hakkında bir yazı gelir bence. Rayme, teşekkürler haber için…

Reply

ÇiğdemleÇağla April 15, 2011 at 15:12

“Gerçekçi bir yaklaşım ve çözüm olmadığı, üstelik ardında koca bir atık bıraktığı halde, rüyanın etkisiyle Albert’ın makineden vazgeçmesi hoşuma gitti. ” Yanlış okudum diye birkaç kez tekrar baktım, hoşunuza mı gitti!! Keşke Albert makineden vazgeçmeseydi ve insanlığa hem çok faydalı hemde çevreye en zararsız şekilde nasıl yaşayabilirizin çaresini arasaydı. Çocuğun çevreye olan duyarlılığını artıracak ve bilinç kazandıracak derken makine yapmanın kötü birşey olduğu neticesi teknoloji daha doğrusu tüm bilimi öteleme girişimine dönüşmemeliydi bence… Çocuklarımıza makinelerin hayatımızın bir parçası olduğu ancak makinelerin hayatımıza kattığı kolaylığın yanı sıra zararları da olabileceği pek ala anlatılabilir…

Reply

ÇiğdemleÇağla April 15, 2011 at 15:20

Yıldıray; keşke Bir Dolap Kitap’a yaptığım ilk yorumda aynı fikirde olabilseydik:)) Çünkü ben Bir Dolap Kitap’a ba-yıl-dım, burası harika, kendimi kızım için bir hazine bulmuş gibi hissettim bir an…

Reply

Yıldıray April 15, 2011 at 17:41

ÇiğdemleÇağla, aynı fikirde olmamamız da harika bence:)
O cümle biraz karışık bir cümle ve tek başına ele alınınca (cümlenin kuruluşundaki boşluklar, yani yazarın kaleminin zayıflıkları nedeniyle), dediğin gibi “makine yapmaktan vargeçmek, bilim ve teknolojiyi reddetmek” olarak anlaşılabiliyor. Oysa paragrafın başından itibaren (ve cümlenin boşluklarını doldurarak, yazara biraz destek olarak) şöyle de okunabilir: “Öyküde ele alınan konunun önemi son derece açık. Buna karşılık, bana göre öykünün bazı sorunları var. Bunlardan biri, Ay’a bırakılan mor atığın Dünya’ya yağmur olarak dönmesi. Ben bunun nasıl olabildiğini anlamış değilim. Diğeri, yazarın kolaya kaçarak, Dünya’yı tüm bu felaketlerden mucit farenin aslında rüya gördüğünü söyleyerek kurtarması. (Tüm bu çevre felaketlerinin rüya olduğu vurgusu ve farenin gördüğü rüyanın etkisiyle makineden vazgeçmesi) Gerçekçi bir yaklaşım ve çözüm olmadığı, üstelik (makinenin vazgeçilmiş hali bile) ardında koca bir atık bıraktığı halde, rüyanın etkisiyle Albert’ın (doğaya zarar veren bu) makineden vazgeçmesi hoşuma gitti.”
ÇiğdemleÇağla, iyi ki aynı fikirde değilmişiz, yazdığım cümleye başka bir açıdan bakmamı sağladın, teşekkür ederim. Bir Dolap Kitap’a hoş geldin:)

Reply

Pınar Kılınc February 3, 2012 at 15:29

Bu kitaba biraz mesafeli yaklaştı oğlum, o yüzden kitapçılarda inceleyip inceleyip bıraktık.Bu aralar tekrar ele alma vaktidir, sağolun:)

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

{ 1 trackback }

Previous post:

Next post: