Çocukken, bir masa ayağının arkasına saklanılabildiğini zannederdim. Nasıl mı? Her kimden saklanıyorsam, onunla arama masanın bir ayağını alır, yüzümü yaklaştırır, bir gözümle dosdoğru masa ayağına bakarken diğerini kapardım. Kısa süre sonra bu tekniği geliştirdim. Artık, bir Ninja gibi, istediğim zaman görünmez olabiliyordum. Zira aynı anda iki gözümü de kapayabildiğimi keşfetmiştim. Ben onları görmediğime göre, onlar da beni göremezdi.

Yıllar sonra, bu ileri Ninja tekniklerinin aslında tüm yaşama uyarlanmış olduğunu fark ettim. Örneğin, otomobilimizle giderken içtiğimiz suyun pet şişesini camdan atarak “görmediğimiz çöp, çöp değildir” ilkesini benimsiyor, otomobilimizi “kirletmemenin” haklı kıvancı içinde yolumuza devam ediyorduk. Biz giderek büyüyen bir iştahla tüketirken, sanayi, ihtiyacımız olduğu şüpheli “şeyleri” üretmek için giderek büyüyen bir şevkle çalışıyordu. Ortaya korkunç bir kirlilik çıkıyor, biz de gözümüzü kapayıp onu görmüyorduk. Böylece, gömleğimizdeki lekeyi çıkardığı için temiz olduğunu varsaydığımız deterjanlar kadar temiz bir çevrede yaşayıp gidiyorduk.

Elbette, bu durumun farkında olan ve bizi uyandırmaya uğraşanlar da vardı. Bunlar çeşitli eylemler, etkinlikler düzenliyor, hatta konuyu çocuk kitaplarına bile taşıyorlardı. Nisan ayında, İyi Cüceler’in seçtikleri arasında da bu kitaplardan biri vardı: “Atık mı? Hiç Dert Değil!”

Mucit fare Albert yaşamı kolaylaştıran bir makine icat eder. Kendisiyle gurur duyar. Yapımı tamamlanmak üzereyken, Albert, makineden mor renkli bir sıvının sızdığını fark eder. “Atık mı? Hiç dert değil!” diye düşünen mucit fare, bu mor sıvıdan kurtulmak için çeşitli yollar dener. Önce, mor atığı bir el arabasına doldurur, götürüp ormanın uzak bir köşesine gömer. Hazır toprağı kazmışken (uydu kent, golf sahası, araba yarışı pisti, havaalanı, otoban, sahil yolu…) üstüne bir çiçek dikecek kadar da ince düşüncelidir. Gelin görün ki, çiçek kısa sürede solar. Atıktan kurtulamadığını anlayan mucit fare, hızla tekerlekli bir denizaltı yapar. Mor atığı doldurduğu gibi gidip okyanusun dibine (nükleer, kimyasal…) bırakır. Kafası rahatlayan Albert, deniz manzarasının tadını çıkararak ormana döner. Bir de ne görsün, mor atık ondan hızlı çıkmış, yer altı sularına karışarak gelmiş ve ormanı hasta etmiştir. Herkes ormanı terk ederken, sorumluluk sahibi mucit fare bir roket yapar. Mor atığı yüklediği gibi roketi ateşler ve Ay’a kadar gider. Atıktan kurtulduğundan şüphe etmeden Dünya’ya dönen fare bir de bakar ki gökyüzü mor bulutlarla kaplı. Bulutların yağmur olup yağmasıyla her yer yapış yapış mor atık olur. Derken, mucit fare Albert uyanır. Tüm bu felaketlerin bir rüya olduğunu anlar ve bir oh çeker. Rüya sayesinde hem makineden soğumuş, hem de şunu öğrenmiştir: Bir şeyi uzağa götürüp bırakmak o şeyden kurtulduğumuz anlamına gelmez. Albert, makineyi terk eder ve arkadaşlarıyla oynamaya gider.

Öyküde ele alınan konunun önemi son derece açık. Buna karşılık, bana göre öykünün bazı sorunları var. Bunlardan biri, Ay’a bırakılan mor atığın Dünya’ya yağmur olarak dönmesi. Ben bunun nasıl olabildiğini anlamış değilim. Diğeri, yazarın kolaya kaçarak, Dünya’yı tüm bu felaketlerden mucit farenin aslında rüya gördüğünü söyleyerek kurtarması. Gerçekçi bir yaklaşım ve çözüm olmadığı, üstelik ardında koca bir atık bıraktığı halde, rüyanın etkisiyle Albert’ın makineden vazgeçmesi hoşuma gitti. Bence de yaşamı insanlar için daha kolay hale getireceğiz diye böyle boş işlerle uğraşıp Dünya’daki diğer canlıların hakkını yemeye hakkımız yok.

Anlatılanın dışına taşmayan resimler, bana biraz uzun gelen metni karamsarlığa kapılmadan, keyifle okumayı sağlayacak kadar eğlenceli bir üslupla çizilmiş. Bunu sağlamak için, grafik tasarım da yardıma çağrılmış.

Bu kitabı okuyup bir kenara bırakmak olmaz. Birkaç etkinlik önermek istiyorum.

  • Çocuğunuzla birlikte, “Benim Çevre Kitabım” adlı çalışma hakkında yazdığımız yazıya göz atabilir, yazıya eklediğimiz videoları izleyebilir, kitabı edinip etkinlik önerilerimiz eşliğinde okuyabilirsiniz.
  • Evinizdeki ambalaj atıklarını çocuğunuzla birlikte oyuncağa dönüştürün. Plastik şişe, yumurta kabı, süt kutusu gibi ambalaj atıklarını biraz tutkal ve hayal gücü yardımıyla sevimli hayvanlara dönüştürebilirsiniz.
  • Bir parça pamuğu ıslatın ve arasına birkaç fasulye tanesi koyun. Çocuğunuzla birlikte fasulyelerin nasıl filizlendiğini izleyin. Sonra, fasulye filizlerinizi, içine çamaşır ya da bulaşık deterjanı karıştırılmış suyla sulayın. Süreci çocuğunuzla birlikte gözlemleyin ve sonuçları hakkında sohbet edin.
  • Çocuğunuzla birlikte bakkala gidin ve birer pet şişe su alın. Etkinliği daha da eğlenceli hale getirmek istiyorsanız kola ve cips de alabilirsiniz. Eve dönün. Evinizin en çok kullanılan alanına kurulun ve aldıklarınızı tüketin. Yeme içme faslı bitince, ambalajları bulunduğunuz mekânın en ortalık yerine atın ya da her akşam birlikte yemek yediğiniz masanın ortasına koyun. Evinizde bayram temizliği bile yapılsa o ambalaj atıklarını attığınız yerden kaldırmayın.  Bir yandan o atıklarla birlikte yaşamaya alışmaya çalışırken, diğer yandan çocuğunuzla birlikte atıkların yok olup gitmesini umun. Muhtemelen size evladiyelik bir etkinlik önermiş bulunuyorum. Artık o atıkların mürüvvetini muhtemelen torunlarınızın çocukları görür.

İyi eğlenceler…

Atık mı? Hiç Dert Değil!
Özgün adı: Pollution? No Problem!
Yazan ve Resimleyen: David Morichon
Çeviren: Pınar Dündar
Yaş grubu: 3+
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 2007, 24 sayfa
ISBN: 978-975-403-409-7