Saldırganlığın, oyunbozanlığın bir iletişim aracı olması olasılığı beni her zaman şaşırtmıştır. Biraz tersten bakarsak, iletişim kurma, kendini ifade etme zorluğu çeken, özgüven sorunu yaşayan kişilerin bu zorluğu saldırgan tavırlarla aşmaya çalışmaları, mantıksız da olsa, aslında ne büyük bir çaresizliğin ifadesidir!
Eva Montanari’nin “Kalebozan Karlo” adlı kitabında, söz konusu dertten mustarip bir çocukla tanışıyoruz. Güzel bir yaz tatili sırasında, ince kumlu şahane bir plajda, Ziyad, Suzi ve Mei adlı üç çocuk her gün buluşup kumdan kaleler yapmaktadır. Karlo adlı dördüncü çocuksa her gün onları bir kenardan sessizce izlemekte, kumdan kaleler tamamlanır tamamlanmaz koşarak gelip kaleleri yerle bir etmektedir. Çocuklar ona tepkilerini gösterirken, Karlo kaçar gider. Günlerden bir gün, kumsala yeni bir çocuk gelir ve tek başına kumdan binalar yapmaya başlar. Ziyad, Suzi ve Mei gidip çocuğun ne yaptığına bakarlar. Karlo, yine bir kenara saklanmıştır. Fakat çocuğun yaptıkları o kadar ilgi çeker ki, etrafına toplanan turistler Karlo’nun olan biteni görmesini engeller. Karlo, turist bacakları arasında emekleyerek bu yeni çocuğun yaptıklarını görmeye çalışır. Bu arada, konuşmalardan yeni gelen çocuğun İspanya’dan gelen Sebastian olduğunu öğrenir. Çocuk, ülkesinin en tanınmış mimari yapılarından birinin kumdan replikasını yapmaktadır. Karlo, elbette,
çocuğa gösterilen bu ilgiye dayanamaz ve kalkıp koşmaya başlar. Ama kumdan kaleye ulaşamaz, çünkü yoluna babası çıkmıştır. Babası sakince onu elinden tutar ve oradan uzaklaştırır. Ertesi gün, Karlo, yine turistlerin toplaşmış olduğunu görür. Bir de bakar ki, Suzi, Ziyad, Mei ve Sebastian kendi ülkelerindeki tanınmış yapıların kumdan birer replikasını yapmaktadır. Karlo koşarak gelir ve tüm binaları yerle bir eder. Fakat bu sefer kimse ona tepki vermez. Çocuklar ve etrafa toplanmış turistler derin bir sessizlik içinde durup gözlerini ona dikerler. Karlo ne yapacağını şaşırır. Neden sonra, kendisini toplar ve koşarak kaçmaya başlar. Kaçışı babasına çarpmasıyla son bulur. Babası yumuşak bir sesle diğer çocukların kalelerini yıkarak arkadaş edinemeyeceğini söyler. Karlo yol boyunca düşünür. Ertesi gün, Ziyad, Suzi, Mei ve Sebastian kumsala geldiklerinde turistlerin toplanmış, bir şey izlediklerini görürler. Turist bacaklarının arasından emekleyerek geçince Kalebozan Karlo’nun yıktığı tüm binaları baştan yaptığını ve bunlara bir de Pisa Kulesi eklediğini görürler. Böylece Kalebozan Karlo, Kaleyapan Karlo olur.
Öykünün başkişisi Karlo, yakın çevremizde kolayca benzerini bulabileceğimiz bir tip. Hatta Karlo’nun yetişkin benzerlerine daha çok rastlamak mümkün. Buna karşılık, gerçek hayattaki Karlolar’ın, sonunda, öyküdeki Karlo kadar kolayca dönüşüm geçirdikleri pek görülmüyor. Öykü, bu bakımdan, fazlaca iyimser bulunabilir. Zaten kitabın yazarı ve çizeri Eva Montanari de, şu röportajında dediğine göre, iyimser bir kişi. Ayrıca, böyle olumlu bir dönüşümün gösterilmesinde ve övülmesinde bir sorun olmasa gerek. Bu iyimser tablo dünyanın farklı ülkelerinden gelen çocukların birlikteliğiyle pekiştiriliyor. Ardından, her bir çocuğun kendi ülkesine ait, muhtemelen çoklukla yetişkin okuyucuların tanıyacağı, ünlü bir yapının replikasını kumdan yapmasıyla, iyimserlik abartı sınırların
a taşınıyor. Öyküdeki kişilikler, örneğin Karlo’yu kibarca uyaran baba ya da kaleleri tekrar tekrar yıkıldığı halde sınırlı tepkileriyle çocuklar, ideal yapılarıyla biraz zorlama bulunabilir. Yine de, öykü çocukların dünyasına içerden bakmayı ve çok önemli bir sorunu ortaya koymayı başarıyor. Ayrıca, ideal ve iyimser olduğu için eleştirdiğim davranış örneklerinin çocuklardan çok yetişkinlere önerildiğini de düşünebiliriz. Çocuk Psikolojisi adlı bir sitede bulduğum yazıda, yaramaz, saldırgan çocuklara “sert” davranmanın, “ceza” vermenin yarardan çok zararı olduğu söyleniyor. Yazıda, çocuklarda görülen saldırganlığın nedenleri ve buna karşı yapılabilecekler konusunda öneriler bulunuyor.
Kitabın resimleri de Eva Montanari’ye ait. Perspektif oyunları ve açılarıyla, resimlerin, öyküye, sinemasal bir anlatım kattığını söyleyebilirim. Kullanılan renkler yaz sıcağını, kumsal keyfini insanın iştahını kabartacak biçimde yansıtıyor. Yüzlerdeki ifadeler ve etrafın sakinliğine karşın, saldırganlığı vurgulayacak biçimde yerine göre dizi halinde verilen, Karlo’nun hızlı hareketleri, öykünün anlatımını güçlendiriyor.
Beni en çok, Karlo son kez tüm kumdan kaleleri yıkınca etrafındaki kalabalığın sessizce ona baktığı sahne etkiledi. Beni etkileyen o bölümün metni değil; Karlo’yu tüm o yetişkin turistlerin ortasında, etrafında çocuklarla birlikte gösteren tepeden bakış açısıyla çizilmiş resim.
Kitap, Redhouse Kidz’in diğer kitapları gibi, Davranış Bilimleri Enstitüsü tarafından onaylanmış ve 4+ çocuklara önerilmiş.
Biz, Bir Dolap Kitap yazarları, Eva Montanari’yi pek sevmiş olmalıyız ki, aynı yazarın iki kitabını daha konu etmişiz: “İkimiz de Seni Çok Seviyoruz” ve “Dodo’nun Komik Karışımları”. Umarım, siz de sevmişsinizdir. İyi okumalar.
Hamiş: “Bir Dolap Kitap” isimli radyo programımızda Eva Montanari kitapları ile ilgili bölümümüzü dinlemek için tıklayın.
Kalebozan Karlo Özgün Adı: Carlo CastlecrusherYazan ve Resimleyen: Eva Montanari
Çeviren: Esin Güngör
Yaş grubu: 4+ Redhouse Kidz, 2006, 32 sayfa, ciltsiz
ISBN: 975-8176-58-7









{ 5 comments… read them below or add one }
Genellikle örnek olmasını istemediğim davranışları anlatan kitapları almak istemiyorum bu yaşta. Bu kitabı siz anlatınca çok beğendim, resimler muhteşem ama aşırı iyimser veya abartılı olmasına katılıyorum. Beklemediğim bir tepki aldım Ela’dan; yuvada “kötü çocuk olmak istiyorum” demiş öğretmenine, “bizde bir kitap var, oradaki gibi”. Bu kitap olduğunu düşünüyorum, son zamanlarda okumaya başladığımız için. İlginç oldu benim için, belki başka türlü olunabilirliği de denemek istiyor, izlemek gerekiyor.
Ben bant yayınlarını bu yüzden seviyorum işte! Atladığım bir yazı, bir kitap daha…
Radyo yayını nedeniyle bu yazınızı bir kez daha okudum. İki okumam arasında da bu kitabı çok kez okuduk Ela’yla. Önceki yorumumu unutmuşum, tekrar okuyunca hatırladım. Değindiğim konu herhangi bir çizgi filmden veya kitaptan özenme, değişikliği tecrübe etme olarak çabucak geçti.
Tekrar okuduğumda çok güzel olan yazınızın şu bölümü dikkatimi çekti. “Öykünün başkişisi Karlo, yakın çevremizde kolayca benzerini bulabileceğimiz bir tip. Hatta Karlo’nun yetişkin benzerlerine daha çok rastlamak mümkün. Buna karşılık, gerçek hayattaki Karlolar’ın, sonunda, öyküdeki Karlo kadar kolayca dönüşüm geçirdikleri pek görülmüyor.” Bulunduğumuz yerde sokakta çok çok farklı çocuklarla birlikteliğimiz oluyor. Bu kadar kolay dönüşümlerin olamamasının bu çocukların çevrelerinden hiç bir şekilde sevgi alamamasından olduğunu düşünüyorum. Zaten bu çocukların bu şekilde iletişim kurmalarına neden olan yakın çevreleri bunu değiştiremedikleri ve diğer etkileşimde bulundukları insanlar da onlara şimdilik ayıplama, ileride ceza verdikleri için dönüşemiyorlar.
Sevemiyorsunuz bu çocukları, çok zor geliyor. Çok zarar veriyorlar ve yitirdiğiniz şeyleri önemsiyorsunuz ama bu kitap bana zarar verdikleri şeyleri “kumdan kaleler” olarak görmeyi anlatıyor ve bu da işi kolaylaştırıyor. Gerçek ve içten ilgi gösterebilip, gözlerine bakıp onları dinlediğinizde masallarda bile olamayacak dönüşümleri gözlüyorsunuz. Kimse onlara bu “insanca yaklaşımı” gösteremediği için (bunun nedeni kendileri de olsa) bunu gösterenlere kapılıyorlar da, ve bu da çok tehlikeli sonuçlar doğuruyor(ilgi gördükleri yere bağlanma kapasiteleri yüksek olduğu için bir amaç için yönlendirilebiliyorlar). Onların eline kalmalarına izin vermeyelim.
İlgili bir masal geldi aklıma. YKY’nin Güz Masalları kitabındadaki ilk masal “Okşanmak İsteyen Kirpi” aynı konuda güzel bir Macar masalı.
Severek okuduğumuz bir kitap,resimlerinide anlatımınıda çok beğeniyorum
Kitaplar konusunda ufkumu genislettiginiz icin cok tesekkurler.