Bugün hayal kuracaktım…

by BANU on 12/04/2010

Önceki hafta, sevgili arkadaşımız Gökçe aradı. Müjdeyi telefonda verdi. Sonra dört gözle kargoyu beklemeye başladık. İki gün sonra müjdenin kendisi elimizdeydi. Kitabın üzerinde “Bugün Hayal Kuracaktım” yazıyordu ve hemen altında da Gökçe Ateş Aytuğ yazıyordu. Yaşasın! Arkadaşımın kitabını okumayı aceleye getirmek istemediğim için biraz bekledim. O sırada okuduğum kitapları bitirdim ve sıra Gökçe’nin kitabını okumaya geldi.

Bir sabah vapura bindim; yanımdaki sandviçi çıkardım; bir de çay söyledim ve “Bugün Hayal Kuracaktım”ın kapağını çevirdim, başladım okumaya. Bahar geldiği halde, bunu yalanlayan soğuk bir hava vardı. Yağmur bulutları her yeri (ve hatta herkesi) griye boyamıştı. Ama, ne şanslıyım ki, o bir vapur dolusu insan içinde kendimi pembeli morlu, sarılı yeşilli, ışıl ışıl hissettim. Gökçe’nin kaleminden çıkan sözcükler içime baharı getirdi adeta.

Öykü, bir cumartesi günü evde kalıp, şöyle güzel güzel, keyifli keyifli hayal kurmak isteyen Aslı’nın bir gününü anlatıyor. Aslı annesiyle misafirliğe gitmemek için bin bir bahane bulur ve annesini odasından bile çıkmayacağını ikna ederek evde kalmayı başarır. Annesi birkaç saate döneceğini söyler ve Aslı’yı apartmanın kapıcısı İsmail Bey’e emanet edip gider. Tam o sırada Aslı bir kedi miyavlaması duyar. Kısa bir araştırmadan sonra kednin evin önündeki ağaçta olduğunu keşfeder. “Kediyi nasıl kurtarayım?” diye düşünüp koştururken Aslı kendini sokakta yalın ayak, üstü çıplak ve en kötüsü eşofmanın üstü leke içinde bulur. Bu andan itibaren her şey Aslı için zincirleme felaketler şeklinde geçer. Rezil olmadığı mı kalır, mahalleyi ayağa kaldırmadığı mı? İstemediği ne kadar durum varsa o gün Aslı’nın başına geleceği tutar. (Tabii ki daha fazla ayrıntı yok!)

“Bugün Hayal Kuracaktım”, Gökçe Ateş Aytuğ’un ilk kitabı… Aytuğ, uzun zamandır çocuk kitapları editörlüğü ve çevirmenliği yapıyor. Çocukların algı biçimini fazlasıyla özümsemiş biri. Bunu kitabından hemen anlıyorsunuz zaten. Aslı gerçekten kanlı canlı bir kız çocuğu olarak karşımızda… O yaştaki bir kız çocuğunun zihninden, kalbinde neler geçer, nelerden mutlu olur, neler canını yakar, nelerden utanır? Hepsini Aslı’yla birlikte yaşıyorsunuz. Aslı’yla bunları yaşarken, bir anda kendi çocukluğunuza dönüyorsunuz. Aslı’nın dışında, diğer karakterler de aynı biçimde canlı ve yanı başımızdalar. Özellikle Nalbur Yakup Amca’ya bayıldım, bayıldım…

Uzun lafın kısası, bu kitap çocuk saflığını da barındırıyor içinde, mahalle dayanışmasını da, etnik kültürlerin iç içeliğini de… Öykünün duygusal yanları var, çok gülünç yanları da… Okurken kaç defa kendimi sırıtırken yakaladım. Aslı’nın başına aslında korkunç şeyler geliyor. Zavallı Aslı’nın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Küçücük detaylar, o minik kızın gözünde büyüyor da büyüyor. Üzüleyim mi, güleyim mi? (Ben genelde hınzır hınzır gülmekle yetindim.) “Bugün Hayal Kuracaktım”da bu aralar moda olan şiddet, adrenalini tavana zıplatan dozda macera, büyü ya da sihir bu kitapta yok. Gerçeküstü hiçbir şey yok. Tüm anlatılanlar tamamen gerçek. Her şey yaşamın içinden alınma… Belki de kitabı güzel kılan en temel özellik bu gerçekçilik anlayışı. Gerçeğin içine katılmış Aslı’nın düşleriyse ayrı bir dünya… Öyküye kıvraklık katan işte bu hayaller… Aslı hayal kurma konusunda bir sorunu olduğunu düşünüyor. Hayal kurmaya çalışınca aklının başka başka yerlere kaydığını söylüyor. Halbuki durum tam tersi… Aslı hayal kurma konusunda sandığından daha başarılı. Olay akışıyla Aslı’nın olaylara paralel gelişen hayalleri, çok güzel bir sarmal kurgu olmuş. Dediğim gibi, bu, öyküyü kıvraklaştırıp dinamikleştiriyor.

Son olarak şunu diyebilirim ki, Türk çocuk edebiyatı güzel bir kitap, başarılı bir yazar kazandı. Sevgili Gökçe, ikinci kitap için şimdiden sabırsızlanmaya başladım bile!

Bu kitap da ilginizi çekebilir:

Bugün Hayal Kuracaktım
Yazan:Gökçe Ateş Aytuğ
Resimleyen: Azime Önlü
Yaş grubu: 8+
Hayykitap, 2010, 104 sayfa
ISBN: 978-605-4325-11-5

Share

{ 3 comments… read them below or add one }

Başak April 12, 2010 at 12:51

Sevgili Banu (ve Yıldıray),

Yazılarınızı okudukça oğlum (18 aylık) hemen büyüsün de bu ktapları sıra sıra ona alayım istiyorum.

10 yaşlarında iki yeğenim var; ancak, ne yazık ki ikisi de kitapları eğlence/dinlenme/keyif aracı olarak değil, okullarında verilen derslerin bir kısmını tamamlamak için mecburen okumaları gereken sayfalar olarak görüyorlar. Hatta bir keresinde, bizimle kuaföre gelmek isteyen yeğenime “Gel, ama sıkılabilirsin. İstersen yanına bir kitap al, işimiz uzun sürerse okursun, hem de canın sıkılmaz.” dediğimde “İnsan canı sıkıldığı için kitap okumaz, kitap okuduğu zaman asıl canı sıkılır” diye yanıt vermişti…

Sizin, “kitap okumayı sevmeyen çocuğu anlama rehberi”nizi ikisinin de annesine gönderdim ama sonuç pek değişmedi. Şimdi buradan, sizin yazdığınız kitaplardan bir derleme yapacağım; belki bir kısmı hoşlarına gider de “can sıkıntısı”larına gerçekten iyi gelecek bir şey bulmuş olurlar.

Olmazsa da, artık bizim minik büyüsü diye bekleyeceğim :)

Sevgiler! Başak

Reply

BANU April 13, 2010 at 08:40

Sevgili Başak,
Bazen ne yazık ki, ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın olmuyor. Umarım olur, umarım senin yeğenlerin şeytanın bacağını kırar.
Okullar tarafında “mecburiyetten” okutulan kitapların olması ne acı. Öyle bir dayatılıyor ki çocuklara kitaplar, sonucu işte bu oluyor. Dayatmadan başka yöntem yok mu bu ülkede? Yazık ki ne yazık. Sonra “bu ülkede okuma oranı çok düşük, kimse kitap okumuyor,” diyorlar. Dönüp “Nerede yanlış yaptık?” diye soran yok.

Reply

Yıldıray April 21, 2010 at 18:09

Gökçe’nin kitabını az önce bitirdim ve bitirir bitirmez arayıp az sonra yazacaklarımı söyledim: Ellerine sağlık Gökçe, çok güzel bir kitap yazmışsın. Aslı’nın dağınık dikkatiyle savrulan o yüksek enerjisi, yaş olup gözlerinden damlayan duygusallığı olduğu gibi geçiyor okuyucuya. Mahalleliler ayrıca güzel. Yakup Amca’ya bayıldım.
Öyküde takıldığm iki nokta oldu. İlki, “ben” dilinin zorluğundan kaynaklanan ritim bozukluğu. Şimdi adını böyle koyunca baya bir mesele varmış gibi anlaşılmasın; ilk birkaç sayfada var bu durum, sonra güzel bir ritme kavuşuyor metin. İkinci mesele, Aslı’nın bazı ifadelerinin yaşına göre büyük olması. Örnek vermek gerekirse, 27. sayfada Aslı şöyle diyor: “‘Biraz’ çok iyimser bir tanımlama oldu.”
Bence Banu haklı: Çocuk edebiyatı yeni bir yazar kazandı.

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

Previous post:

Next post: