Böcek gördüğünüzde “İğğk, ne iğrenç!” diyorsanız bu yazıyı okumayın. Çünkü az sonra bir böceğin başrolde olduğu bir öyküden söz edeceğim. Ben böcekleri pek severim (Tamam, tamam, çıyan ve kulağakaçanı ayrı tutalım ama!). Böceklerin fiziksel özellikleri hep ilgimi çekmiş ve bende hayranlık uyandırmıştır. Hele bazıları vardır ki, gerçek birer tasarım harikasıdır. Uğur böceğinin benekleri, karıncanın ağır yükleri taşıma becerisi, ipek böceğinin kırt kırt kırt, bitmek bilmeyen oburluğu  ya da arıların muhteşem yetenekleri… Severim işte… Bir de ateşböcekleri vardır. 12-13 yaşlarındayken, oturduğumuz sitenin C Blok’unun arkası ateşböceği cennetiydi. Sevgili arkadaşım Başak’la gidip ateşböceklerini yakalamaya çalışır, ışığı avucumuzun içine hapseder, sonra da havaya küçük ışık noktaları atardık.

Gülçin Alpöge’nin “Işıkları Seven Böcek” öyküsü de bir küçük ateşböceğinin macerasını anlatıyor. Öykü, çeşit çeşit böceğin adıyla başlıyor. Sonra “esas böcek” çıkıyor karşımıza. Adı yok. Herkes ona “Böcek” diyor. Bizim bu Böcek, uçmayı, sallanmayı, tırmanmayı, yerde yuvarlanmayı seviyor. Ama gündüz çok sıcak olduğu, gece de karanlıkta yolunu bulamadığı için fazla gezemiyor. Bir akşam sivrisineğin peşine düşüyor ve hiç görmediği şeyler görüp öğreniyor. Neler mi? Mesela izci kampında mum ışığını tanıyor. Sivrisinek, Böcek’e ışıkla ilgili ilk bilgiyi burada veriyor: “Yanan her şeyin ışığı vardır.” Böcek, ışığın kibritten muma geçişine hayran oluyor.  Sonra sokak lambasını görüp elektrik ışığını tanıyor. Sivrisinek elektriğin aktığını ama aynı zamanda yaktığını, bu yüzden elektrikle oyun oynanmayacağını söylüyor Böcek’e. Biraz sonra deniz feneri yanıyor. Sinekle Böcek fenere kadar uçuyor. Yolda fırtına patlıyor. Böcek, şimşeğin bulutlardaki elektrik olduğunu öğreniyor. Böcek fenere vardığında fırtına diniyor; ama solgun ay ışığında ne sivrisineği, ne de geri dönüş yolunu görebiliyor. Ay ışığını, yıldızların soluk ışığını izliyor. Böcek, bir yıldız kayarken “Benim de pırıl pırıl bir ışığım olsa,” diyor ve o da ne? Böcek’in kuyruğunda birden bir ışık yanıveriyor. Artık kendi ışığı olan böcek, yolunu aydınlatabiliyor ve eve dönüyor. Kamptaki çocuklar o geçerken ona “Ateşböceği” diyorlar ve adsız böcek adına kavuşuyor.

Nasıl tırmanmış bilinmez, ama sonuna varmış ışığın yanına. Gözleri kamaşmış Böceğin.
“Yorulduğuma değdi,” demiş. Kanatlarını açmış.
Işık vurmuş, parıldamış kanatları. Sevinmiş Böcek, “Hep böyle parlasam,” demiş.”

Kitabın yazarı Gülçin Alpöge, usta bir çocuk yazarı. Psikoloji ve eğitim bilimleri konusunda uzmanlaşmış bir profesör. Uzun yıllar okul öncesi alanında çalışmış. Onlarca öyküye imza atmış. “Işıkları Seven Böcek”te tüm bu birikimi görmek mümkün. Öykü yalın bir dille anlatılmış. “-miş’li geçmiş zaman” kullanıldığı için, “Işıkları Seven Böcek”e öykü değil de masal demek belki daha yerinde olur. Çocukken okuduğum fablları anımsadım ateşböceğinin macerasını okurken. Kitapta iç içe pek çok katman var. Hem fiziksel bir yolculuk, hem de içsel bir yolculuk söz konusu. Ateşböceği, bir yandan kendi kimliğini arıyor. Bir yandan da bu yolculuk sırasında korkularını yeniyor. Yepyeni kavramlar öğreniyor. Fizik biliminin en temel konularından biri olan “ışık” da değişik örneklerle anlatılıyor.

Metnin yanı sıra, resimler de doyurucu. Burada da usta bir isim çıkıyor karşımıza: Mustafa Delioğlu. Delioğlu’nun resimlerinde sanki tarih öncesinden gelen bir hava var. Bunlar, çocuksu değil, acemice çizilmiş duvar resimleri gibiler ilk bakışta. Ama biraz inceleyince, resimlerin keskin bir gözleme dayanan eksiksiz tasvirler olduğunu görüyorsunuz. Öykünün zamanı gece olduğu için resimlerin göz alıcı renkleri yok. Delioğlu’nun çizgileri, tam anmalmıyla öyküye odaklanmış; resimlerde fazladan bir çizgi bile yok.

Kitabı bitirince öykünün açtığı kapılardan geçmek de eğlenceli olabilir. Örneğin, hava kararınca evinizin ışıklarını yakmayın ve çocuğunuzla birlikte karanlıkta yaşamayı deneyimleyin. Sonra mum, el feneri gibi araçlarla ortamınızı aydınlatmaya çalışın. Hazır mum ve fener ışığı varken ellerinizle ve parmaklarınızla duvara gölgeden şekiller yansıtarak eğlenin. Ardından evinizin lambalarını yakın ve önceki ışık kaynaklarıyla bunu kıyaslayın. Böylece çocuğunuzla elektriğin ne büyük bir nimet olduğunu konuşma fırsatını yakalamış olursunuz. Konu açılmışken, elektriğin nasıl elde edildiğini, neden israf edilmemesi gerektiğini, boşa yanan lambaları söndürerek dünyamızı nasıl koruyabileceğimizi anlatın. Sonra tüm bu ışık meselesini bir kenara bırakın ve dünyayı bir böceğin gözünden görmenin nasıl bir deneyim olacağı hakkında hayal kurun. Hatta karşınıza bir böcek çıkarsa peşine takılın. Çocuğunuzla birlikte küçük bir araştırma yapın ve böceklerin yaşama/ekosisteme nasıl katkıda bulunduğunu anlamaya çalışın. Böceklerle ilgili burada, burada ve burada çok güzel bilgiler ve keyifli etkinlik önerileri var.)

Çoğumuz evimizde dolaşan böcekler görünce bundan rahatsız oluruz. Ama günün birinde, koridorunuzda gezinen bir böcekle karşılaşırsanız, durun ve onun o sırada nasıl bir macera yaşadığını anlamaya çalışın.

Işıkları Seven Böcek
Yazan: Gülçin Alpöge
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Yaş grubu: 5+
Can Çocuk, 2009, 32 sayfa
ISBN: 978-975-07-0764-3