Perşembe gününü İyi Cüceler’de geçirdim. O gün, aynı zamanda, polen alerjisi sezonunun da açılışını yaptım. Sabah hapşırarak uyandım. İyi Cüceler’de de tüm gün hapşırdım. Ağzım yüzüm birbirine girdi. Tuhaf bir döngü içindeydim: Hapşırıyorum, hapşırıyorum, hapşırıyorum. Tam hapşırık duruyor, İyi Cüceler’e birileri geliyor. Bu sefer, zaten nefes almama izin vermeyen burnum akmaya başlıyor. İnsanlarla kitaplar hakkında konuşmaya çalışırken hem burnumu silmeye, hem aynı anda çalmaya başlayan telefonlara bakmaya, hem de alışveriş edenlerin kasa işlemlerini yapmaya çalışıyorum. Derken herkes çekiliyor ve ben hapşırmaya başlıyorum. Zor bir gündü, keçileri kaçırmışım.
Hapşırıklara rağmen, kitap raflarını karıştırmayı ihmal etmedim elbette. Şişmiş ve sulu gözlerimle bazılarını okudum bile. Ve kaçırdığım keçilerden biriyle karşılaştım…
Artık rüyasında mı görmüş, nasıl olmuşsa, bir sabah Keçi kırlarda kamp tatili yapmaya karar vermiş olarak uyanıyor. Kararını hemen arkadaşı Eşek’e açıyor. Eşek “İyi,” diyor “sen yokken ben de kitabımı okurum.” Ama bu iş o kadar kolay olmuyor. Çünkü Keçi kırda kamp yapmaya karar vermiş vermesine ama nereye gideceğini bilmiyor. Eşek, ona yardımcı olmak için
birçok soru soruyor: Sıcak bir yer mi olsun, soğuk bir yer mi? Yüksek mi olsun, alçak mı? Sessiz sakin bir tatil mi olsun, heyecanlı ve gürültülü mü? Sonunda keçi tam da bulundukları yere benzeyen özel bir yere gitmek istediğini açıklıyor. Eşek, bulundukları yere benzeyen sadece bir tek özel yer olduğunu, oranın da bulundukları yer olduğunu söylüyor. Böylece Keçi çadırını bahçeye kuruyor. Eşek hamakta kitabını okurken, Keçi çadırında uyukluyor. Sonra canı sıkılınca Eşek’i çadırına davet ediyor. Eşek, bayıla bayıla katılıyor Keçi’ye. Derken çadırda saklambaç oynamaya kalkıyorlar, olmuyor. Masa tenisi ve futbol denemeleri de sonucu değişmiyor. Çareyi sakin sakin durup birbirlerine öykü anlatmakta buluyorlar.
Benim kabaca özetlediğim bu öykü çok eğlenceli. Her şeyden önce, birbirlerine “Eşekçiğim, Keçiciğim,” diye sesleniyorlar! Sonra, öykünün dili çok güzel. Elbette bu “Çevirinin tadı iyi,” anlamına da geliyor. Aslında dille ilgili takıldığım bir iki yer var ama…
Öykünün genel havasına dostluk hâkim. Belli ki, Eşekçiğim ve Keçiciğim, harcı anlayış ve sabırla karılmış bir ilişkiye sahipler. Bence bu özellik öyküyü değerli kılıyor. Keçi sayesinde kararsızlıkla; Eşek sayesinde kararsızlığı aşmak için soru sormak, araştırmak, düşünmek gerektiği bilgisiyle tanışıyoruz. Ayrıca, öykü içinde sıcak-soğuk, yüksek-alçak, ıslak-kuru gibi karşıt kavramlarla da tanışıyoruz. Benim takıldığım meseleler de öykünün burasında ortaya çıkıyor. Örneğin, Eşek “Yüzmek mi istersin, yoksa kuru kalmak mı?” diye soruyor. Metin şöyle devam ediyor: Keçi, bazen ıslak, bazen kuru olmayı seviyordu. “İkisini de severim,” dedi. Ben Eşek’in sorusuna takıldım. Yüzünce ıslandığımızı biliyorum, öte yandan ıslanmak için yüzmekten başka tatil etkinlikleri olduğunu da biliyorum. Yani, “kuru kalmanın” karşıtı “yüzmek” değildir. Eşek “Islanmak mı istersin, kuru kalmak mı?” diye sorsaydı da olurdu bence.
Kitabın resimleri ayrı hikâye… Biz metni okur ve Keçi’nin tatil meselesini çözmeye çalışırken, onlar bir yandan günlük yaşamlarını sürdürüyorlar. Onları evin mutfağında kek pişirir, buzdolabı karıştırırken ya da bahçedeki şişme havuzda çimerken görebiliyoruz.
Doğrusunu söylemek gerekirse, ben, ne resimlerde ne metinde büyük bir yaratıcılık, keskin bir zekâ, muazzam bir edebiyat görmüş değilim. Kitabın beni kavrayan tarafı samimiyeti ve eğlencesi oldu. Hoşça zaman geçirmek için okunacak hoş bir kitap…
Keçi ile Eşek KamptaÖzgün Adı: Goat and Donkey in the Great Outdoors
Yazan: Simon Puttock
Resimleyen: Russell Julian
Çeviren: Aslı Candaş
Yaş grubu: 3+
Formül yayınları, 2009, 28 sayfa, sert kapak ISBN: 978-605-4131-28-0









{ 1 comment… read it below or add one }
Biz de ayni elemanlarin cilekli gozlugu vardi. Bundan haberim yoktu. Alpi simdi gordu ve cildirdi:))