Herhalde parmağını burnuna sokup içinden bir şeyler (ki biz çocukken bulduğumuz defineye “tatak” derdik) çıkarmayan çocuk yoktur.
İnternette bulduğum bir yazıya göre, çocukların parmak emme, saç çekiştirme, burun karıştırma gibi yollara başvurmasının nedeni korkularını yenmek, can sıkıntısını gidermek ya da rahatlamakmış. Yazıda “iyi niyetli ve anlayışlı ailelerin bile” toplumda “kötü alışkanlık” olarak algılanan bu davranışlardan çocuklarını vazgeçirmek için sert tavırlar takınabildiklerini, fakat bu tavırların genelde ters teptiği belirtilmiş. Yazıda, burnunu karıştıran çocuğa yaptığının pis, iğrenç olduğunu söylemek, çocuğun üstüne gitmek yerine sabırla ona mendil kullanmayı önermek gibi sakin yollara başvurmak gerektiği belirtilmiş. Artık bir de Yekta Kopan’ın “Burun” kitabını okuyabilirsiniz.
Kahramanımız Ali, bir sabah uyandığında burnunu yerinde bulamıyor. Aramaya kendi odasından başlıyor. Bulamayınca annesine danışıyor. Annesi buzdolabına bakmasını öneriyor. Bazen kendi burnunu buzdolabında reçel koklarken buluyormuş çünkü. Ali buzdolabına koşuyor ama bir tek burnunu bulamıyor. Bu sefer babasına danışıyor. Babasının önerisi balkona bakmak oluyor. Ali burnunu orada da bulamayınca ablasına danışıyor. Ablası, yardım edemeyeceğini, çünkü kendi burnunun da kayıp olduğunu söylüyor. Ali soluğu anneannesinin yanında alıyor. Görmüş geçirmiş bir hanım olan anneanne Ali’ye banyoya bakmasını salık veriyor. Çünkü herkesin bildiği gibi burunlar bol suyla yıkanıp temizlenmek isterler. Banyoya gidince Ali anneannesinin ne kadar haklı olduğunu görüyor: Burnu lavabonun kenarında, temizlenmekten yorgun düşmüş Ali’yi bekliyormuş meğer. Ali seslenince, hop, atlıyor kendi yerine, yani Ali’nin yüzünün tam ortasına! Ali üstüne bir de dişlerini fırçalıyor ve güne, tertemiz, başlıyor.
Öykü, yüzümüzü tanımak, başımızdaki diğer organları fark etmek için iyi bir fırsat sunuyor. Çocuğumuzun burnunu merkeze alarak gözlerini, ağzını, kulaklarını keşfe çıkabilir, her birinin bakımı hakkında konuşabiliriz. Öyküye uyarak çocuğumuzla birlikte evimizi oluşturan mekânları gezebilir, aralarındaki farkları bulmaya çalışabiliriz.
Kitabın resimleri başlı başına bir konu aslında. Yekta Kopan’ın yalın ve net bir dille anlattığı öykü, çizer Alex Pelayo’nun çizimleriyle eğlenceli bir anıtsallık kazanmış. Pelayo işe perspektifi bozarak başlamış. Böylece daha ilk sayfada görsel algımız açılıyor. Çizer, parlak renklerle gözlerimizi kamaştırmak yerine doygun renklerle öyküye odaklanmamızı sağlıyor.
Resimlerdeki ayrıntılı karakter ve mekân tasvirleri öykünün yalınlığıyla hiç çatışmıyor. Her ortam, o ortama özgü nesnelerle dolup taşıyor. Sadece bu özelliği bile, çocuğunuzla birlikte kitabın başında uzun bir zaman geçirmenize yetebilir. Yetmezmiş gibi, her resim asıl öyküden bağımsız öykü parçacıklarıyla ve sürprizlerle dolu. Eğer dikkatli bakarsanız sokakta kaçan ya da buzdolabına saklanmış bir kulakla karşılaşabilirsiniz. Hatta Ali’nin ablasının burnunu bile bulabilirsiniz. Minik bir farenin nasıl yiyecek aşırdığını izleyebilir, okumaya düşkün bir salyangozla tanışabilirsiniz. Ütüye de ayrıca dikkat lütfen!
Pelayo’nun çizdiği karakterlerden Ali’nin ablası çok dikkatimi çekti: Kılık kıyafeti, müziğin yaşamındaki yeri, bir ısırık alınıp bırakılmış tostu, muhtemelen hoşlandığı çocuklar hakkındaki dedikodularla dolu günlüğü, postalları ve saçına taktığı kurukafa tokalarla tam bir ergen. En çok sevdiğim karakterse anneanne oldu: Pamuk gibi saçları olan tonton anneanne bilgisayar kasasını açmış, eline bir çivi ve çekiç almış tamir yapıyor.
Nedense, öykü bana Sadi Güran’ın “Şeytan Aldı Götürdü” adlı kitabını anımsattı. İki kitapta da, kahramanlarımız sabah bir kayıpla uyanıyorlar ve sonunda kayıplarına kavuşuyorlar. Aslında bundan başka benzerlikleri de yok ama… Belki kullanılan dil ve üslup, belki de özgün resimler yüzünden olmuştur bu çağrışım.
Öykünün bana anımsattığı bir başka kitapsa “Uykusuz Bir Gece” oldu. Bunun nedeni de, uyumaya çalışan Bay Ayı gibi, Ali’nin de burnun peşinden evin farklı mekânlarında dolaşıyor olması sanırım.
Kitap içeriği kadar tasarımı, kâğıt türü ve kalitesiyle de başarılı. Son zamanlarda elimizi attığımız birçok çocuk kitabının Çin’de basıldığını gördüğmüz için, Burun’un Türkiye’de basılmış olduğunu söylemeden geçmeyeceğim.
Bir de haber: 23 Nisan günü, İyi Cüceler’de Çocuk Bayramı Kutlaması düzenliyoruz. Kutlamaya Yekta Kopan da katılacak, saat 11:00’de Burun’u okumaya başlayacak. Ardından, saat 13:00’e kadar bizimle olacak ve kitaplarını imzalayacak. Bekleriz.
Öykü, çocuklarınızın üzerinde düşünmesine neden olur mu bilmem; ama öyküyü dinlemek ve resimlerine bakmak onlara muhtemelen burun karıştırmaktan daha keyifli gelecektir. Ya da, belki de… En az onun kadar keyifli gelecektir. Her neyse, ben ellerimi yıkayayım…

Hamiş: Bu habere göre burun karıştırmak oldukça yararlı bir işmiş.

Burun
Yazan: Yekta Kopan
Resimleyen: Alex Pelayo
Yaş grubu: 2+
Marsık Yayıncılık, 2009, 24 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-605-5674-09-0