Birkaç hafta önce bir e-posta aldık. Esra Kireçci, ilk kitabının yayımlandığını haber veriyor ve bize çalışmasını tanıtıp tanıtamayacağımızı soruyordu. Doğrusu, giriştiğimiz işin ciddiyetini ve aldığımız sorumluluğun ağırlığını bir kez daha kavradık.

Esra Hanım’a “okuduğumuz her kitap hakkında yazmadığımızı, hakkında yazdığımız kitabı da sadece tanıtmadığımızı, eleştirel bir yanımızın olduğunu, çalışmasını bize göndermeye kendisinin karar vermesi gerektiğini,” anlatan bir yanıt gönderdik. Esra Hanım da bize kitaplarını gönderdi.

Esra Kireçci’nin çalışması Grafiker Yayınları tarafından basılmış beş parçalık eğitici bir dizi. Dizinin üst başlığı “Pofidik”, alt başlıklar sırasıyla “Sayıları Öğreniyorum”, “Meyveleri Öğreniyorum”, “Renkleri Öğreniyorum”, “Hayvanları Öğreniyorum” ve “Şekilleri Öğreniyorum”. Kitapları elimize alıp da “Pofidik” adını görünce karşımıza bir “karakter” çıkacak sandık. Bazı tipler kullanılmışsa da, başlığın bize zannettirdiği gibi rehberlik eden bir “karakter” yoktu kitaplarda.

Künyede “… 0-5 yaş çocuklarımızı eğitmek, onlara kitabı sevdirmek, yarınlara hazırlamak amacıyla Esra Kireçci ve Erdoğan Yavuz tarafından kaynaklar araştırılarak hazırlanmıştır,” ifadesi yer alıyor. Amaçtan ve hazırlık çalışmalarından şüphe etmiyorum. Konunun uzmanı değilim ama incelediğim benzer çalışmalara bakarak, kitaplardaki yaklaşım ve yöntemlerin de doğru olduğunu düşünüyorum: Kısa ve basit cümleler ve onları destekleyen, kavramayı kolaylaştırıcı renkli çizimler.

Dizinin ilk kitabı “Sayıları Öğreniyorum” bir öyküye sahip: Güneşli “1” günde “3” küçük çocuk piknik yapıyorlar. Her sayfada iki sayı yer almış. Her sayı için bir cümle yazılmış. Bu ikişerli metin grupları kendi içlerinde kafiyeli kurulmuş. İlk iki metin parçası genel ortamı anlatıyor: Güneşli bir gün. İzleyen cümleler pikniği anlatıyor ve hep çocuklarla ilgili. Onuncu cümleye geldiğimizde metinde bir sıçrama oluyor ve birdenbire kırıntı toplayan karıncalarla karşılaşıyoruz. Belki de bu sıçrama kafiye için yapılan fedakârlıkların sonucudur: “Dokuz çiçek topladılar anneleri için / on çalışkan karınca, kırıntıları seçin”.

“Sayıları Öğreniyorum” kitabında dikkatimi çizimlerdeki tutarsızlık da çekti. Bazı sayıların insansı ifadeleri varken bazılarının yok. Bunun nedenini anlamış değilim. Kafama takılan bir mesele de “7” rakamının çiziminde: Çocuklar “yedi taşı dizip top oynadılar,” cümlesine ve kocaman 7 rakamına karşılık; dördü yerde yan yana dizili, biri ilk dördünün yanına düşmek üzere, ikisi 7 rakamının üstünde ve biri de çocuklardan birinin elinde olmak üzere, toplam sekiz taş var. Yanlış sayıyor olabilir miyim?

İkinci kitabın adı “Meyveleri Öğreniyorum”. Yine her sayfada iki farklı meyvenin resmi var. İlk kitaptan farklı olarak, her iki sayfadaki iki resim için birbiriyle kafiyeli iki cümle yerine, her resim (her meyve) için kendi içinde kafiyeli iki cümle kullanılmış. Yani ilk kitaptaki “bir parlak güneş gökyüzünde / iki beyaz bulut onun peşinde” düzeni “elma benim en sevdiğim, kırmızı-sarı-yeşil hepsini yerim / armudun renkleri sarı ve yeşil, armudun iyisini ayılar bilir” olmuş. Her metin parçası için “yeterli” bir kafiye tutturulamamış olabilir. Lakin muzu anlatan metin parçasında, kafiye olmaması bir yana, anlatım bozukluğu görmezden gelinir gibi değil: “muzun içi de, dışı da sarı çocukların en sevdiği”.

Bu kitabın çizimlerinde de tutarsızlık var. Bazı meyveler insansı ifadelere sahip, bazıları değil; bazı meyveleri bir çocuk (Pofidik?) sunuyor, bazıları bir başına. Resimlerdeki bazı unsurların ne olduğunu anlamakta zorlandım. Örneğin, elmanın bir tarafından girip diğer tarafından çıkanın bir şiş ya da çubuk değil de elma kurdu olduğunu hemen anlayamadım. Aynı biçimde, mandalina resminin önünde duranın mandalina dilimi olduğunu anlamam da zaman aldı.

“Renkleri Öğreniyorum” adlı üçüncü kitabın metinlerinde, ilk kitabın düzenine geri dönüyoruz. Yani her sayfada iki rengi anlatan resimler ve her resmin birbiriyle kafiyeli tek cümlelik birer metni var. Her metin parçası tek bir rengi ele alırken kitabın sonunda “siyah beyaz, pandaların penguenlerin rengi” cümlesiyle karşılaşıyoruz. Bir de, muhtemelen yine kafiye tutturmak adına, bana göre kitabın sonuna konması gereken “rengarenk çiçeklere ne demeli” cümlesi karşımıza erken çıkıyor.

Dördüncü kitap “Hayvanları Öğreniyorum” adını taşıyor. Bu kitabın düzeni ilk üçünden daha farklı: Her sayfada üç çizim ve üç metin parçası var; iki resimli son sayfa hariç. Metinlerde, hindinin “gulu gulu” diye ses çıkarması, tilkinin kurnaz olması, atın binek hayvanı olması, salyangozun geçtiği yerde iz bırakması gibi belirleyici özelliklerine vurgu yapılmış. Her metin parçasının kendi içinde kafiyeli olmasına çalışılmış.

Dördüncü kitabın resimlerinde de bir tutarsızlık var: Hayvanların bazıları doğal ortamlarını çağrıştıracak bir çerçeve içinde resmedilmiş, bazıları boşlukta duruyor. En tuhafıysa, tüm hayvanlar içinde bir tek kutup ayısının insansı özelliklere sahip olması: Kutup ayısı, tatilde olmalı ki, bir buz parçası üstündeki şezlonga uzanmış elindeki bardaktan kamışla içkisini yudumluyor.

Dizinin son kitabının adı “Şekilleri Öğreniyorum”. İlk sayfada, kitapta anlatılan tüm şekiller adlarıyla birlikte verilmiş. Her sayfada iki resim ve her resimle ilgili bir metin parçası yer almış. Metin parçalarının kendi içlerinde kafiyeli olmasına bu kitapta da çalışılmış. Benim ilk kafama takılan mesele hem “dörtgen” hem “altıgen” için uçurtma örneğinin kullanılmış olması. Bu şekiller için başka örnekler bulunabilirdi; mesela, dörtgen için “baklava” örnek verilebilirdi.  Aslında yazar başka örnek bulmamış değil; altıgen konusu uçurtmanın yanına bal peteği eklenerek ele alınmış. Petek tek başına yeterli olurdu. Kafama takılan bir mesele daha var: Kitapta “üçgen” için dondurma külahı ve ponponlu bere örnek verilmiş, oysa bunlar koni. “Daire” için top örnek verilmiş, oysa o bir küre. Evet, bazı pencereler ve resim çerçeveleri “kare” olabilir ama hediye paketi “kare prizma” değil midir? Keza buzdolabı “dikdörtgen” değil, “dikdörtgen prizma” değil midir? Çizgisel olarak topun daireyle, külahın üçgenle ifade edilebileceğini; buzdolabının dikdörtgen, hediye paketinin kare yüzeylere sahip olabileceğini ben de biliyorum. Yine de verilen örnekler içime sinmiyor. Eğer “İyi de, bunlar temel şekiller ve koninin içinde gerçekten de üçgen var,” diyecek olursanız; bu sefer de metinler içime sinmiyor. Zira elimizdeki örnekler ve metinler “top daire biçimindedir” sonucunu veriyor. “Top resmi yapmak için daire çizeriz,” demekle “top daire biçimindedir” demek aynı anlama gelmez.

Bu kitabın resimlerinde de diğerlerinde gördüğümüz tutarsızlık var: Bazı resimlerde gösterilen nesnelerin insansı ifadeleri varken bazılarının yok.

Genel olarak, Pofidik dizisinin çarpıcı metinlere sahip olduğunu söyleyemem. Yazarın bundan çok daha iyi örnekler bulabileceğine, çok daha iyi ifadeler üretebileceğine inanıyorum. Resimler de vurucu bir etkiye sahip değil. Yerli yayınların çoğunda olduğu gibi, bu çalışmada da resimlerin tek başına bir anlam ifade ettiğini, etkili olduğunu söylemek mümkün değil. Resimlerde, tombul çizgilerle ve yuvarlak hatlarla yakalanmaya çalışılan sevimliliğin ve parlak renklerin çocuk kitapları için yeterli olduğu kanaati hâkim. Sonuç olarak, harcanan emeğe göre, etkisi düşük bir iş çıkmış ortaya.

Pofidik Dizisi’nin Esra Kireçci’yi yazarlık yoluna çıkaracak bir basamak olmasını dilerim. Umarım çok daha iyi çalışmalar yapar ve bizi yine haberdar eder.

Pofidik
Yazan: Esra Kireçci
Resimleyen: Erdoğan Yavuz
Grafiker yayınları, 2009
ISBN: 978-975-6355-58-9