İlk süt dişim ne zaman düştü, anımsamıyorum. Ağzımda sallanan bir diş olduğunda yiyip içerken çok dikkatli davranırdım, onu biliyorum. Bazen aynanın karşısına geçer, parmağımı sallanan dişime dayar sınırlarını zorlardım. Aynaya bakmadığım zamanlarda, o dişi dilimle dürtüp dururdum. Ta ki, mahalleden biri dişimin sallandığını fark edene kadar… O zaman işler değişirdi. Çünkü iş gelip cesarete dayanırdı.
İzleyen günlerde yiyecekleri yandan ısırmalar, konuşurken ıslık sesleri çıkarmalar, dişten kalan boşluğu dille kurcalamalar… Eksilen ön dişlerden biriyse, çekirdeği yandan yandan çitlemek en zor olan şeydi. Bir süt dişinin sallanması ne macera dolu bir olaymış meğer!
Macera, Tony Ross’un gözünden de kaçmamış. Tony Ross’u “Felaket Henry” dizisinin ve “Mamutlu Börek” kitabının çizeri olarak tanıyoruz. Çalışmalarına bakarak, haylaz bir insan olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Tony Ross tarafından yaratılan “Küçük Prenses” dizisinin bir bölümü diş konusuna ayrılmış. “Küçük Prenses” deyince sakın aklınıza şeker pembesi kız kitaplarını getirmeyin. Bu ufaklığın “prenses” olmasının nedeni, bana sorarsanız, insanları etrafında pervane etmedeki başarısı. Küçük Prenses, şımarıklıkla haylazlık arasındaki ince çizginin üstünde sallanıp duran huysuzun teki.
Küçük Prenses dişlerini o kadar sevmektedir ki, onları günde iki kere fırçalar ve tek tek sayar. Günlerden bir gün, dişlerinden birinin sallandığını fark eder. Dişinin sallanması Küçük Prensesin hoşuna gider. Fakat bir gün, sallanan diş, Küçük Prenses’in gülümsemesinde koyu bir gedik bırakarak kaybolur. Diş doktoru kendi takma dişlerini teklif etse de Küçük Prenses kaybolan dişinden vazgeçmez. Dişi bulmak için saraydaki herkes seferber olur. Nihayet, diş, kimsenin aklına gelmeyecek bir yerde bulunur.
Öykü, çocuğunuzu, yakında sallanmaya başlayacak dişlere hazırlamak için biçilmiş kaftan. Dişlerini günde iki kere fırçalayan Küçük Prenses’in onları sayması, onlarla gurur duyması ve çevresindeki kişilere gösterip dişlerini övdürmesiyse minikleri diş bakımına özendirecektir.
Metin çok sade ve hedefe dönük tasarlanmış. Fazladan betimlemeler, geçiş cümleleri yok. Olaylar doğrudan gerçekleşiyor. Bu bakımdan, resimler olmasa, elimizdeki metnin kopuk parçalardan oluştuğunu sanabiliriz. Belki de, Tony Ross, metni resimlere göre yazmıştır.
Resimler, Tony Ross’un artık alıştığımız “haylaz” üslubunda çizilmiş. Renkler göz alıcı parlaklıkta değil ama doyurucu. Tony Ross, metinle verdiği öğütleri resimlerle pekiştirmeyi ihmal etmemiş. Belki de, ‘resimlerle verdiği öğütleri metinle pekiştirmiş,’ demek daha doğrudur.
Küçük Prenses’i iki ayrı sahnede dişlerini fırçalarken görüyoruz. Bunlardan ilkinde oyuncak ayının da elinde bir diş fırçası var ve ağzı köpük içinde. En didaktik resmi, aşçının Küçük Prenses’e “Dişlerin harika, çünkü doğru besleniyorsun,” dediği sahnede görüyoruz: Aşçı memnun bir ifadeyle arkada duruyor. Küçük Prenses, elinde çatal bıçakla masada oturuyor, önünde koca bir tabak bol yeşillikli yemek var. Prenses, öfkeli bir ifadeyle, sahnenin bize göre soluna bakıyor. Sahnenin solunda, masaya şekerleme bırakan bir el var.
Tony Ross, yetişkinler için bile sorun olabilen bir konuya da değinmiş. Küçük Prenses’i, sallanan dişi kaybolduktan sonraki bir sahnede, dişçi muayenehanesinde görüyoruz. Muayenehanede hiçbir korkutucu dişçi aleti görülmüyor. Hatta dişçi koltuğunun bile tamamını görmüyoruz. Etrafta meyveler görülüyor. Dişçi, kaybolan dişi için üzülen huysuz bir çocuğa kendi takma dişlerini ikram edecek kadar anlayışlı ve yardımsever bir kişi. Kim korkar dişçiden?
Öyküdeki en ilginç tiplerin General ve Amiral olduğunu düşünüyorum. İkisi de eski zamanların şatafatlı subay kostümlerini giymişler. General, tahta bir ata binmiş etrafta koşturuyor. Amiral, paçalarını sıvamış, bir su birikintisinde gemilerini yüzdürüyor. Her nedense, Amiral’in büyükbaba, General’in amca ya da dayı olduğunu zannediyorum.
Dizinin diğer kitaplarında Küçük Prenses ya hastaneye gitmek istemiyor, ya ellerini yıkamak istemiyor… Zaman içinde, o kitaplardan da söz etmeyi umuyorum.
Süt dişlerinin dökülmesi konusunu internetten biraz araştırdım. Birçok doktorun tavsiyelerine rastladım. Onları aktarmayacağım. Bu araştırma sırasında dökülen süt dişleriyle ilgili çok ilginç adetler olduğunu öğrendim. Örneğin, birçok halk, alt çeneden çıkan dişi çatıya, üst çeneden çıkan dişi yere atıyormuş. Üstelik bu atış düzgün yapılmazsa yeni dişin yamuk çıkacağına inanılıyormuş. Yine birçok kültürde, düşen süt dişini uykuya yatarken bir bardağın içine ya da yastığın altına koymak adettenmiş. Kültürden kültüre adı değişen bir farenin gelip o dişi aldığına ve yerine para bıraktığına inanılıyormuş. Nijerler, düşen dişi sekiz minik taşla birlikte avuçta tutar, gözlerini kapar, “dişimi geri istiyorum,” der ve avucundakileri fırlatıp hızla oradan kaçarlarmış.
Bir de şu videoyu buldum. Bir ufaklık sallanan dişine ip bağlamış…
I Want My Tooth!
Bendito | MySpace Video
Özgün Adı: I Want My Tooth
Yazan ve Resimleyen: Tony Ross Çeviren: İlke Aykanat Çam
Yaş grubu: 3+ TUDEM Yayınları, 2007, 28 sayfa, sert kapak ISBN: 978-9944-69-143-7









{ 5 comments… read them below or add one }
Aaa, biz bu seriye bayılıyoruz. Geçen gün blogumda kızımla sevdiğimiz bazı kitapları yazdım, küçük prensesin 4 kitabını (“uyumak istemiyorum”, “hastaneye gitmek istemiyorum”, “ellerimi yıkamak istemiyorum” ve “dişimi istiyorum”) da yazacaktım ama çok uzadı diye sonraya erteledim
Ekin bayılıyor küçük prensese ve diğer karakterlere. Tabi biz de 

“Uyumak istemiyorum” da yatağın altında canavar olduğunu düşünüyor küçük prenses, bir tek orasını sevmiyor Ekin
Kitap yorumlarınızı okumak çok eğlenceli, teşekkürler
Bu aralar bizim ihtiyacımız olan kitaplardan ilk dişimiz sallanmaya başladı gerçi su matarasını dişiyle açmaya çalışırken zorladığından kaynaklandı ama olsun, düşene kadar bekleyecekmişiz yapacak bir şey yok. ayrıca yorumda gördüğüm uyumak istemiyorum bölümü de bizim için çok iyi olabilir.
Berna, dizinin diğer kitapları hakkında da yazacağım zamanı geldikçe. Kitaplar sevilmeyecek gibi değil.
Çocuklaçocuk, umarım diş konusunda yardımcı oluyordur bu kitap. Ne yazık ki, su matarasını dişle açmaya dair bir kitap bilmiyorum:)
“Cücük piyenses”lere bayılıyor kızım. Haksız da değil. Verilmek istenen tema, bu seride olduğu gibi göze sokulmadan verilince ben de defalarca okumaktan ve dinlemekten (o da bana okuyor) sıkılmıyorum.
Türkçe çevirileri de oldukça iyi. Bulabildikçe diğer kitaplarını da aldık (I want my potty, I want my mum, gibi), Türkçe halleri çok daha sevimli gibi geldi bana.
Güzel bir kitaba benziyor