Canavarlarla tanışmam tamamen tesadüf… Hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ve internette gezinirken bir reklam kutucuğuna tıkladım. Böylece kendimi “Where the Wild Things are” adlı filmin sitesinde buluverdim.

Siteyi karıştırınca filmin bir kitaptan uyarlandığını gördüm. Maurice Sendak’ın yazıp resimlediği “Where the Wild Things are” meğer çocuk edebiyatının en tanınmış masallarından biriymiş. 1963 yılında yayımlanmış; hemen ertesi yıl, Amerika’da basılan resimli çocuk kitaplarına verilen “Caldecott Medal” ödülüne layık bulunmuş. İnternette yaptığım araştırmada, Amerika’da birkaç kuşağın bu kitapla büyüdüğünü ve herkesin benzer yorumlar yaptığını öğrendim: Okurların hepsinde güzel, değerli ve unutulmaz bir anı olarak yer etmiş bu kitap. Çoğu kişi çocuğuna da okutmuş kendi çocukluğunda okuduğu bu kitabı.

Eee meraklandım tabii. Kitabı acilen bulup edinmeli ve okumalıydım.

Hemen İyi Cüceler’e gidip Gönül’e sordum. Bir kopya varmış ellerinde ama satılmış. Tüh! Sonra “Acaba,” dedim, “Türkçe’ye çevrilmiş olabilir mi?” Ufak bir araştırma daha… Ve zamanında Redhouse Kitabevi tarafından basıldığını ama baskısının çoktan tükendiğini öğrendim. Tam o sırada ablam yetişti imdadıma. Meğer onda varmış bu kitap. Böylece canavarları gökte ararken yerde bulmuş oldum.

Türkçe’ye “Canavar Ülkesinin Kralı” olarak çevrilen kitabı aldığımdan beri birkaç defa okudum. Her okuyuşumda da ürperdim. Hayır, korkudan değil… Beni ürperten sözcüklerin gücü, resimlerin etkileyiciliği oldu.

Öykü şöyle: Çetin (özgün dilinde Max) kurt kostümünü giyip evde azmaktadır. Çetin yaramazlığın dozunu arttırır. Sonunda annesini çok kızdırır. Ama uslanmak yerine, kendisine kızan annesine onu yiyeceğini söyler. Böylece yemek yemeden odasına gönderilir. Çetin içeri girdikten sonra oda değişmeye başlar. İçinde bir orman büyür, büyür… Duvarlar yok olur gider. Çetin ormanın kıyısında bir sandal bulur ve sandala atlayarak yola çıkar. Sonunda kendini canavarlar ülkesinde bulur. Kendisine hırlayıp dişlerini gösteren canavarlara öyle bir bakar ki, tüm canavarlar Çetin’e itaat edip onu kralları yaparlar. Herkes başlar şenlik yapıp eğlenmeye; dans edip ağaçlarda sallanmaya. Sonunda Çetin onları durdurur ve yemek yemeden uyumaya gönderir.

Canavarlar uyuyunca kendini çok yalnız hisseden Çetin “onu çok seven birinin yanında olmayı” ister. Çok uzaktan burnuna güzel kokular gelince, canavarlar ülkesi kralı olmaktan vazgeçer. Onu çok sevdiklerini, onu yemek istediklerini söyleyip hırlayan canavarlara kulak asmaz ve tekrar kayığına atlayıp yola çıkar. Odasına vardığında masanın üzerinde yemeği durmaktadır; üstelik hâlâ sıcaktır.

Bu bir çocuk kitabından çok daha öte bir kitap olmalı! Maurice Sendak gereğinden çok sözcüğe yer vermemiş. Hatta bazı bölümlerde sözcüklere gerek bile olmadığına karar vermiş ve öyküyü anıtsal resimlerle anlatmış. Kitabı okuyunca ilk düşündüğüm şey  “Bu kadar az sözcükle bu kadar derin bir konu nasıl anlatılabilir?” oldu. Konusu gerçekten çok ama çok derin. İçinde iyi ile kötünün çatışması var. İçimizde saklı vahşi yanlar var. Öfke var. İyilik var. Korkular var. Bu, rüyasında öfkesiyle ve öfkesinin karanlık yanlarıyla yüzleşen bir çocuğun öyküsü… Yıldıray’ın deyişiyle “Öfkeye kapılıp gücün karanlık yanına geçse bile Darth Vader’ın tersine o tarafta kalmayan bir çocuğun; sevgiyi, şefkati hissedebilen, dolayısıyla anne elinden çıkmış güzel bir yemeğin kokusunu duyup geri dönebilen bir çocuğun öyküsü…”

Bunlar söylenmiyor; siz okurken hissediyorsunuz. Çetin’in (ya da Max’in) rüya gördüğünü söylemiyor. Öfkesi dile getirilmiyor. Anne figürü asla ama asla ortaya çıkmıyor. Ama Çetin kendi içindeki canavarı görüyor; davranışının hatalı olduğunu fark ediyor ve “onu çok seven birinin yanına” geri dönmek istiyor. Bu kişinin kim olduğu söylenmiyor, gösterilmiyor; ama biliyorsunuz ki o kişi Çetin’in annesinden başkası değil. Çetin, canavar ülkesinden döndüğünde, içsel yolculuğunu tamamladığında ya da uyandığında (artık nasıl yorumlanırsa) yaşadığı çatışma sona ermiş oluyor. Masasındaysa kimin bıraktığı “söylenmeyen” bir tas yemek, bir bardak süt ve bir dilim kek durduğunu görüyorsunuz.

Maurice Sendak

Maurice Sendak kitabın aynı zamanda çizeri… Çizimler bence müthiş… Çocuğun yüz ifadesindeki dönüşümleri izlemek keyifli. Başlangıçta tıpkı bir “canavar” gibi… Vahşi ve asık surat, geri dönüş yolunda yok oluyor. Yerini gülümseyen, masum bir yüze bırakıyor. Canavarlar deseniz ayrı bir alem. Korkunçlar mı, sevimliler mi bilemedim. Kocaman gözler, boynuzlar, keskin dişler, pençeler, farklı farklı hayvanlardan alınma uzuvlarıyla hayli groteskler. Çetin’in zihnindeki “kötü”nün imgeleri bunlar.

Kitap için çoğu kaynakta 4 yaş ve üzeri ibaresini gördüm. Bence üç yaş da okumak için gayet uygun… Kitabın resimleri çocuğunuzla birlikte bakıp, kendi öykünüzü de yaratmaya elverişli. Harper Collins’in istatistiklerine göre, 2008 yılı itibariyle kitap dünya çapında 19 milyondan fazla satmış. Acaba en çok hangi yaş grubu okudu? Bana kalırsa sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de değerli bir masal bu.  Kitap otizmli çocuklardan da tepki almış. Sendak, hiç konuşmayan otizmli bir çocuğun kitabı istediğine şahit olmuş. Bir de Sendak’ın sekiz yaşındaki bir çocuktan aldığı mektup var: “Canavarlar ülkesine gitmek ne kadar tutar? Pahalı değilse, kız kardeşimle yaz tatilini orada geçirmek istiyoruz.”

Kitabın Türkçe baskısının olmadığını söylemiştim. Benim elimdeki kopya taa 1985 yılında basılmış. Keşke o zaman okuyabilmiş olsaydım “Canavarlar Ülkesinin Kralı”nı… Kitabın filmi ülkemizde gösterime girmiş galiba. Ben hiç hatırlamıyorum. “Arkadaşım Canavar” adıyla gösterilmiş. Şimdi bir de DVD avına çıkmam gerekecek. Çünkü bu kadar yalın bir kitabın uzun metrajlı bir filme nasıl dönüştüğünü merak ediyorum. Sanırım kötü bir şey olmamıştır; çünkü yapımcılarından biri Maurice Sendak…

Umarım bu kitap yine birilerinin dikkatini çeker ve yeni baskısıyla raflardaki yerini alır.

Bu kitaplar da ilginizi çekebilir:

Canavarlar Ülkesinin Kralı
Özgün Adı: Where the Wild Things Are
Yazan: Maurice Sendak
Çeviren: Mehlika Yaylalı ve Fatih Erdoğan
Redhouse, 1985,  38 sayfa