Her şey geçtiğimiz ay, kitapçının birinde, rafların önünde korkunç çelişkiler yaşamamla başladı. “Ne alsam, ne alsam?” diye bakınırken gördüm “Tılsım” kitaplarını… Önce kapakları seslendi bana “Buradayız, buradayız!” diye. Sonra ilk cildin arka kapağını gördüm ve o anda vuruldum. Ama diğer yanda, almak için ayırdığım başka kitaplar vardı. “Onlar mı, bunlar mı?” diye seçim yapmam gerekiyordu. Diğerlerini seçtim; daha sonraki keyifli bir vakte ertelediğim “Tılsım”ları boynu bükük bıraktım, çıktım kitapçıdan.
Sonra bir haber geldi: Kazu Kibuishi İstanbul’a geliyordu. Ne?!! Kibuishi mi? Hani şu Tılsım serisinin yaratıcısı mı? Ta kendisi! İstanbul’a gelecek, bir hafta kalacak ve okullarda çizgi roman ve çizim atölyeleri düzenleyecekti. Kazu Kibuishi’yi Türkiye’ye “Tılsım” dizisini Türkçe olarak yayımlayan Desen Yayınları davet etmiş (Bu arada Desen Yayınları’nın TUDEM’in alt markası olduğunu da öğrenmiş oldum). Böylece kendimi Pazartesi akşamı Pera Müzesi’ndeki toplantıda buldum. (Tabii almadığım o iki kitabı da aldım hemen.)
Kibushi doğruca şunu dedi: “Herkes resim çizebilir.” Peki ya doğal yetenek diye bir şey yok mu?” diye soruldu. “Hayır,” dedi, “asıl yetenek bir şeye tam anlamıyla odaklanmaktır.” Bize çok temel birkaç teknik gösterdi ve sonra en vurucu lafını etti: “Bir konuda uzmanlaşmak istiyorsanız 10.000 saat geçirmelisiniz.” O, üç yılda bir on bin saatini dolduruyormuş. Hepsi bu!
Kibushi, çok genç bir sanatçı. Henüz 32 yaşında… Ama büyük bir okur kitlesine sahip. Bunun nedenini çizimlerini gördüğünüz zaman anlıyorsunuz. Ben, özellikle mimari çizimlerine hayran kaldım.
Bir üçleme olan Tılsım’a gelince… Öykü tipik… Bir seçilmiş kişi, seçilmiş kişiyi bekleyen bir halk, iyilerle kötülerin mücadelesi… Bir kazada babasını kaybeden Emily, annesi ve kardeşi Navin ile yeni bir hayata başlar. Annesinin büyük büyükbabasından kalma, döküntü bir eve yerleşirler. Büyük büyükbaba yıllar önce sırra kadem basmış, tuhaf icatlar yapan bir tiptir. Daha eve geldikleri ilk gün Emily büyük büyükbabanın odasında bir kolye bulur ve boynuna takar. O andan itibaren de olan olur. Anneleri tuhaf bir yaratığın saldırısına uğrayıp kaçırılır. İki kardeş, annelerini kurtarmak için evin bodrumundan bambaşka bir dünyaya, Alledia’ya geçiş yaparlar. Orada büyük dedeleri ve kendileri hakkında bilmedikleri gerçeklerle karşılaşırlar. Dünyalar arası geçişle birlikte, çocuklar hiç bilmedikleri yeteneklerini keşfederler. Yeni dünyada onları pek çok zorlu görev bekler. Oraya sadece annesini kurtarmaya geldiğini söyleyen Emily, aslında büyük bir savaşı önleyecek, önemli bir görevi olduğunu öğrenir…
İlk kitabın adı “Taşmuhafızı”. Emily, boynuna geçirdiği kolyeyle birlikte “taşmuhafızı” oluyor. Tılsımlı kolye ile arasında güçlü bir bağ kuruluyor. Ancak kitabı okurken bu bağın iyi mi, kötü mü olduğu, Emily’nin gücü nasıl kullanacağı sorularını soruyorsunuz kendinize. İkinci kitap “Taşmuhafızı’nın Laneti”ndeyse taşla ilgili çok daha fazla bilgi ediniyorsunuz.
Öyküde tanıdık birçok şeye rastladım. Fonda sisli bir orman sahnesinin olduğu ve Emily’ye taşın tılsımını nasıl kullanacağının öğretildiği yer mesela… Emily bu işi asla yapamayacağını söyler. Gücü reddeder; ama sonunda ustasının diklerini yapar ve gücü kontrol altın alır. Star Wars serisinin beşinci filmi “Empire Strikes Back”te Yoda’nın Luke Skywalker’a “gücü” kullanmayı öğrettiği sahneler gibi…
Sonra Yüzüklerin Efendisi var… Frodo nasıl güç yüzüğünü taşıyorduysa, Emily de burada bir tılsım taşıyor. Frodo nasıl yüzüğü taktığında yüzüğün etkisine girip güçsüz düşüyorsa, Emily de kolyeyi kullandığında zaman zaman bunu yaşıyor. Yüzüklerin Efendisi demişken, Tılsım’da da elfler var. Ama bu sefer alışık olduğumuz gibi iyiliğin değil, kötülüğün sembolü olmuşlar.
Bir de görsel çağrışım yaşadım. Silas Charnon’un evinin ayaklanıp da yürümesi bana hemen Miyazaki’nin “Yürüyen Şatosu“nu hatırlattı. Kibushi’nin Miyazaki’den esinlendiğine eminim. İyi ki de esinlenmiş. Ortaya görsel olarak şahane bir eser çıkarmış.
Beni rahatsız eden tek şey çizgi romanda kullanılan dil oldu. Özgün dilinde sözcükler nasıl kullanılıyor bilemem; ama ben sürekli konuşma dili kullanılmasından çok rahatsız oldum. “Değil”in “diil”, “bir”in “bi” olması, “olucak, kalıcak, yapıcak….” diye devam eden örnekler Leman gibi dergilerde oluyor da, burada çok gözüme battı benim.
Tılsım üçlemesinin üçüncü kitabı da tamamlanmış durumda. Önümüzdeki aylarda basılacakmış. Kibuishi toplantıya taslakları getirmişti. Hayatımda ilk defa çizgi roman taslağı gördüm. Çok etkileyiciydi. Bunun ne kadar incelik gerektiren bir iş olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz. İlgilenenler için hatırlatayım; Kazu Kibuishi 20 Mart 2010 Cumartesi günü Santralistanbul’da bir atölye daha gerçekleştirecek. Saat 14.30’daki çalışma için önceden TUDEM Yayınları’na kayıt yaptırmak gerek…
Kazu Kibushi’nin web sayfası gayet doyurucu. Yazarı Twitter’dan da izleyebilirsiniz.
Tılsım – TaşmuhafızıÖzgün Adı: Amulet – The Stonekeeper
Yazan ve Çizen: Kazu Kibuishi
Çeviren: Elif Yalçın
TUDEM- Desen Yayınları, 2009, 188 sayfa
ISBN: 978-605-5678-01-2
Tılsım – Taşmuhafızı’nın LanetiÖzgün Adı Amulet – The Stonekeeper’s Curse
Yazan ve Çizen: Kazu Kibuishi
Çeviren: Elif Yalçın
TUDEM- Desen Yayınları, 2009, 220 sayfa
ISBN: 978-605-5678-07-4










