Yine kendimi İyi Cüceler’e attım. Kitap raflarında kendimi kaybetmiştim ki, yeni gelenlerin arasında duran bir kitap kapağı dikkatimi çekti: Neşeli bir mamut, koca bir turtanın üstünde zıplıyordu. Eğlenmeye başlamıştım bile!

Sebze ve meyveyle beslenmekten baygınlık geçirmekte olan mağara adamı Og, et yemesi gerektiğine karar verir. Bir dağın tepesinde yaşayan şişman bir mamutu gözüne kestirir. Dağın tepesinden Og’u izleyen mamutun kafası rahattır: Ne vurmak için mızrağı, ne düşürmek için tuzağı, ne taşımak için arabası, ne içine koymak için çömleği, ne de pişirmek için ateşi olan bu sıskacık mağara adamının kendisini avlayamayacağını düşünmektedir. Öyle de olur. Kendi başına başarısız olan Og, tek tek arkadaşlarına uğrar. Her birine bir dilim börek vermek karşılığında Ug’a mızrak, Bog’a araba, Nog’a çömlek yaptırır; Gog’a tuzak kazdırır; Mog’a ateş yaktırır. Böylece altı sıska mağara adamı gözlerini tombul mamuta dikerler. Hepsi de bir mağara adamının et yemesi gerektiğine yürekten inanmaktadır. Bu inançlı, hevesli ve aç altı sıska adam ve donanımları, tombul mamutun birazcık endişelenmesine bile neden olmaz. Çünkü dağın öteki tarafında altmış öfkeli mamut birikmiştir! Mamutlar dağdan aşağıya gümbür gümbür inmeye başlayınca mağara adamları kuyruğu kıstırıp kaçarlar. Çayın yanında sebze meyve yemekten başka seçenekleri yoktur.

Öykü çok eğlenceli! Bir kere başladınız mı su gibi akıp gidiyor. Tekrarlanan sözler, okumaya yeni başlayan çocukların kitabı sıkılmadan bitirmesini sağlayacaktır. Bir de, bir araya gelen altı sıskanın mamutu avlamaya giderken söyledikleri şarkıya bağıra bağıra eşlik ederseniz, değmeyin keyfimize!

Mağara adamı Og’un mamutu tek başına yakalayamayınca arkadaşlarından yardım istemesi çok hoş. “Birlikten kuvvet doğar,” demiş atalar. Bundan daha çok hoşuma giden, Og’un yardımını istediği her kişinin “Benim bu işten kazancım ne olacak?” diye sorması oldu. Biliyorum, genellikle yardımlaşmanın ne kutlu bir erdem olduğu, karşılık beklememek gerektiği gibi romantik kanaatlerimiz vardır ve bunları aynen böyle anlatmaya devam ederiz. Oysa hiç de öyle yaşamayız. Sözün burasında “iyilik yapmakla”, mesela ailesi tarafından okutulamayan bir çocuğu okutmakla bir işi kotarmak için becerileri, bilgileri, iş gücünü birleştirmeyi birbirinden ayırmak istiyorum. Ben, ikincisinden söz ediyorum. Og, üstesinden gelemediği bir iş için gereken araçları ve iş gücünü elde etmek üzere planlı bir çalışmaya girişiyor. Her gereksinimi için becerisine göre bir kişiyi seçiyor. O kişi de, kendisinden istenen işin karşılığını soruyor. İş ahlakı gereği, Og, işin sonucundan makul bir pay öneriyor. Böylece iki taraf da tatmin edici bir noktada uzlaşıyor. Alınacak verilecek belli, kimsenin hakkı yenmiyor, kırılma gücenme yok… Bana göre, referanslarını gerçek yaşamdan alan örnek bir organizasyon ve çalışma anlayışı… Ve elbette, bu işin olumlu sonuçlanacağının bir garantisi yok. Öykü bitmeye yaklaşırken, henüz sonucu kestiremiyoruz. Tombul mamutun sakin tavırlarından şüpheleniyoruz ama bu özgüvenin kaynağını bir sayfa daha çevirene kadar anlayamıyoruz. Ee, “El elden üstündür,” diyenler de aynı atalar, değil mi? İnsanlar uğraşırken mamutlar armut toplamıyormuş meğer. Onlar da güçlerini birleştiriyorlar ve “ezici” bir üstünlük sağlıyorlar.

Öykünün “Taş Devri” günlerinde geçmesi, çocuğunuza insanoğlunun hep bugünkü gibi yaşamadığını anlatmak için de iyi bir fırsat yaratıyor. Bugün herhangi bir markete gidip satın alabildiğimiz bir parça et için atalarımızın ne büyük zorluklarla karşılaştıkları ve bu zorlukları nasıl aştıkları hakkında konuşmak için harika bir fırsat!

Resimler öyküyü çok iyi besliyor. Mağara adamlarının ve mamutların ifadeleri ya da mızrakçıbaşı Ug’u işinin başında gördüğümüz sahnedeki bir dilim çilekli pasta ve kenarında kaşığıyla bir fincan çay gibi ayrıntılar kitabı daha da keyifli hale getiriyor. Özellikle ateşçi Mog’la tanıştığımız sahne ilgimi çekti: Yerler Mog’un küçük bir ateş yakabilmek için harcadığı kibritlerle dolu, arkada ateşle oynamanın en ağır bedellerinden biri olan yanmış ağaçlar var ve Mog bir testi suyla tutuşmuş poposunu söndürmeye çalışıyor. Çizer Tony Ross’u “Felaket Henry” dizisinden de tanıyoruz.

Bence, öykü bitince bu kitabı kapatmak olmaz. Önerilerim şunlar:

  • Çocuğunuzla yediğiniz sebzeleri, meyveleri ve etleri konuşun. Portakal market rafında mı yetişir, yoksa ağaçta mı? Yediğimiz kanatların bir bütün tavuktan geldiğini biliyor muyuz? Süt musluktan akmadığına göre nerden geliyor? Uzun zaman önce bir gazete haberinde okumuştum: ABD’de yapılan bir araştırma sonucunda, ilkokul öğrencilerinin ciddi bir kısmının yedikleri et parçalarının bütün bir hayvandan geldiğini bilmediği ortaya çıkmış.
  • Çocuğunuzla birlikte basit bir yemek yapın. Örneğin, salata yaparken kullandığınız yeşilliklerin, limonun, zeytinyağının nereden geldiği hakkında fikir yürütün. Yiyeceklerimiz soframıza nasıl geliyor? Bütün bu sebzeleri, meyveleri ve hayvanları kim yetiştiriyor? Nasıl oluyor da kendimiz yetiştirmediğimiz ya da avlamadığımız halde tüm bu yiyecekleri buzdolabımızda, soframızda buluyoruz? Tüm bunlar olurken diğer insanlarla nasıl bir işbirliği içine giriyoruz?
  • Eğer insanlar arasında bu işbirliği olmasaydı yiyeceklerimizi nasıl sağlardık? Kendi halinde yetişen meyveleri mi toplardık? Avlanır mıydık? Tarım yapmaya mı çalışırdık?
  • Tek başınıza üstesinden gelemediğiniz bir iş için çocuğunuzdan yardım isteyin. Örneğin, sağa sola yuvarlanıp kafanızı karıştıran elmaları bırakın sizin için çocuğunuz saysın. Eğer sayarken takılırsa siz de ona yardım edin. Elmaları ikiye ayırın, herkes kendi payını saysın, sonra sonuçları toplayın. Her aşamada çocuğunuzdan destek isteyin ve ona destek verin. Ama sakın çocuğunuzun kendi başına halledebileceği işleri onun yerine yapmayın.
  • “Mağara adamı” ne demek olabilir? Bir masanın etrafını örtülerle kapatın ve kendi mağaranızı yaratın. Çocuğunuzla birlikte mağarada yaşamın nasıl olabileceğini hayal edin. Mağaradaki yaşamınızı kolaylaştırmak için aletler üretmeye çalışın.
  • Sıkça kullandığınız bir aleti kısa süreliğine yaşamınızdan çıkarın; sanki o henüz icat edilmemiş gibi yapın. Örneğin, çorbanızı çatalla içmeye çalışın. Ortaya çıkan sorunu çocuğunuzla konuşarak belirleyin. Çözüm yolları üzerinde konuşun. Kaşık nasıl icat edilmiş olabilir?

Kitap İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmış. Kitabın arkasında, kullanılan boya ve kâğıdın AB standartlarına uygun olduğu, künye bölümündeyse asitsiz kağıda basıldığı yazılı. Kitap, 5-8 yaş çocuklarına önerilmiş. Kitabın beni ne kadar eğlendirdiğine bakarak okur yaşını sekizle sınırlandırmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

Bu kitabın Türkçe baskısıyla ilgili takıldığım bir nokta var, söylemeden edemeyeceğim: Kitabın özgün adı “Mammoth Pie”. Türkçe adıysa “Mamutlu Börek Taş Devri”. “Mamutlu Börek” yeterli, hatta bana göre özgün adından bile daha güzelken sonuna eklenen “Taş Devri” lafını anlamıyorum. Üstelik grafik tasarım öyle yapılmış ki “Mamutlu Börek” gözden saklanırken “Taş Devri” öne çıkarılmış. Acaba yayımcı bu yöntemle satışı artıracağını mı umuyor? Neyse, bu da bu güzel ve eğlenceli kitabın nazar boncuğu olsun…

Mamutlu Börek Taş Devri
Özgün Adı: Mammoth Pie
Yazan: Jeanne Willis
Resimleyen: Tony Ross
Çeviren: Nevin Avan Özdemir
Yaş grubu: 5+
İş Bankası Kültür Yayınları, 2008, 24 sayfa, sert kapak
ISBN: 978-9944-88-158-6