Eva Montanari’nin “İkimiz de Seni Çok Seviyoruz” adlı kitabını “Nasıl anlatayım, nasıl anlatayım?” diye çok düşündüm doğrusu. Ele aldığı kavramlar mı ön plana çıkmalıydı? Güçlü bir sembolizme sahip oluşu mu önemliydi? Muhteşem resimleri mi? Yoksa su gibi akan öyküsü mü?

Öykünün kahramanları minik bir yıldız, ay ve güneş… Üstelik bu kahramanlar, çekirdek bir ailenin bireyleri… Ne ilginç bir aile! Bugüne kadar karşılaştığım en astronomik çekirdek aile bu.

Öykünün anlatıcısı küçük bir yıldız. Annesi, elinde her zaman bir saç kurutma makinesi taşayan Bayan Ay… Babasıysa her zaman kravat takan ama ara sıra kravatını tutuşturan Bay Güneş… Yıldızın annesiyle babası zaman zaman tartışırlar. Bu da yıldızın kafasında soru işaretlerinin oluşmasına neden olur.

Annemle babamın tartıştığını görünce içimde, kafamın tam ucunda yüzlerce soru dolaşmaya başlar ve ben hemen anneme giderim.
Ona, “Babamla sen nasıl tanıştınız?” diye sorarım. Annem, “Hiç saçım yoktu. Buna rağmen elimde her zaman bir saç kurutma makinesi olurdu,” diye söze başlar.

Ay, bir berber salonunda çalışmaktadır. Görevi, dükkana gelen türlü türlü müşterilerin saçını kurutmaktır. Günün birinde Güneş, ışınlarını birazcık kestirmek için oraya gider. Dükkanda türlü türlü berber vardır.

Ay, farklı görünüşlü, yanık kravatlı müşteriyi; Güneş, farklı görünüşlü, yarımay gülümsemeli berberi fark eder. Diğer berberler Güneş’i çevreleyip onu iltifatlara boğarlar. Diğer müşteriler Ay’ı çevreleyip, onu şikayet ve dedikodulara boğarlar. Bütün o kalabalığa rağmen Güneş ile Ay birbirlerini bulur ve aşık olurlar.

Anne öyküyü farklı anlatır; baba farklı… Yıldız, her ikisi de kendi haklılığını savunan annesiyle babasından hangisine inanacağını bilemez. Annesiyle babası sürekli tartışırlar. Kavga değil, ama yanlış anlamayın. Sadece uzlaşamazlar. Biri bir şeyi beğenir; öbürü başka bir şeyi… Sadece ikisi de farklı kişiliklere, farklı zevklere sahiptir.

Babamla annem gerçekten farklılar, gece ve gündüz gibi, güneş ve ay gibi. Yıldızları izlerken bile uzlaşamıyorlar.
“Ben büyük yıldızları seviyorum!” diyor babam.
“Ben küçük olanları seviyorum!” diyor annem.

Ama Güneş ile Ay’ın her zaman uzlaştıkları biricik bir konu vardır: İkisi de küçük Yıldız’ı çok sever.

Kısacık cümleler, çarpıcı resimler ve toplamda şeker gibi bir kitap… Gök cisimlerinden oluşan sıra dışı bir aile… Ama insan onların öyküsünü nasıl da içselleştiriyor. Hepimiz biriciğiz. Hepimizin kendine özgü özellikleri, bizi başkalarından ayıran yanlarımız veya yeteneklerimiz olabilir. Karşımızdaki kişiyse bizim tam tersimiz olabilir. Önemli olan farklılıkları kabul etmek ve uzlaşılabilecek noktaları keşfetmek… “İkimiz de Seni Çok Seviyoruz” tüm bunları yumuşacık bir üslupla, usul usul anlatıyor. Sonunda da komik dudaklarıyla öpüşen Ay ile Güneş ve yüzünde koca bir gülümsemeyle onların ellerini tutan Yıldız’ın muhteşem resmine bakmak kalıyor.

İtalyan illüstratör ve yazar Eva Montanari, 33 yıllık ömrüne onlarca kitap, çok sayıda illüstrasyon ve heykel sığdırmış, yaratıcı bir sanatçı… Milano’da sanat eğitimi alan sanatçı, çocuklar için hazırladığı pek çok kitabı kendi resimlemiş. Montanari’nin bu konuda ilginç bir açıklaması var:

İnanması güç ama ben yazarken ya da çizerken çocukları ya da okurları düşünmem. Düşünseydim, yaratıcı işler çıkaramazdım bence. Ben, benim için önemli olan şeyleri yazıyorum ve görüntüler gözümün önüne geliyor. (…) Ve sanırım birşey hayal ettiğimde, bu daha çok ne tip bir resim yapacağıma dair oluyor…

Hamiş: “Bir Dolap Kitap” isimli radyo programımızda Eva Montanari kitapları ile ilgili bölümümüzü dinlemek için tıklayın.

İkimiz de Seni Çok Seviyoruz
Özgün Adı: Like the Sun and the Moon
Yazan ve Resimleyen: Eva Montanari
Çeviren: Esin Güngör
Redhouse Kidz,2006, 32 sayfa
ISBN: 975-8176-59-5