Kitaplarla çok erken yaşta tanıştım. Annemler gazete manşetlerini okuduğumu keşfettiklerinde yer cücesi kadar ya vardım, ya yoktum. O andan itibaren kitapların birini bitirip, diğerine başladım. Her zaman kitap seven ve kitaplarına iyi davranan bir çocuk oldum. Çizmedim, karalamadım, katlamadım, boyamadım. “Cincin Hanım” kitabım hariç!

Resimlerde de gördüğünüz gibi, az önce yapmadım dediğim her şeyi bu kitaba yapmışım. Cildi dağılmasın diye yapıştırılmış bantlar,  kıvrılmış sayfa kenarları, boyanmış resimler (hatta var olan resimleri boyamanın yanı sıra, sıfırdan yapılmış portre çalışmaları), lekeler (muhtemelen okurken yine bir şeyler yiyip içiyormuşum), kırışıklar… Evet, bunları yapmışım. Yalnız, dürüstlükle diyebilirim ki, bunların hepsini sevdiğimden yaptım, pişman değilim. Çay kaşığı Cincin Hanım, benim çocukken en sevdiğim kitaplarımdan biri oldu. Bu kadar yıpranmış olmasının başlıca sebebi bu. O kadar çok okudum ki bu kitabı, sonunda bana sabırla katlanan bir harabeye döndü. Cincin Hanım’ın ilk bölümünün ilk paragrafını ezbere bilmemin nedeni de bu:

Bir akşam Cincin adlı bir hanım bütün öteki hanımlar gibi yatağına yattı ve sabah uyandığında bütün öteki hanımlardan farklı olarak bir çay kaşığı büyüklüğünde buldu kendini.
“Madem ki,” dedi kendi kendine, “Bir çay kaşığı kadar küçük oldum, o halde yaşantım da buna uygun olmalı.”

Ne panik, ne dehşet, ne de çaresizlik… Durumu ne güzel kabullenmiş, değil mi?

Kitaptaki öykülerin her birinde Cincin Hanım beklenmedik zamanlarda bir çay kaşığı kadar küçülüveriyor. Cincin Hanım’ın küçülmek dışındaki en büyük özelliği, karşı karşıya kaldığı güç durumların üstesinden keskin zekasıyla gelmesi… Üstelik her seferinde durumdan kârlı çıkan da o oluyor. Sivri diliyle yağmuru, rüzgarı ve güneşi kışkırtıp çamaşırların kendi başlarına yıkanmasını sağlıyor. Kraliçelik yarışında giysilerine göz diken kargaları alt edip kargalar kraliçesi unvanını kazanıyor. Kermese götüreceği kurabiyeleri yanınca, yıkanıp süslenip oyuncak kurmalı bebek gibi kendi kendini kermes çekilişine sokuyor. Böğürtlen toplarken başına musallat olan Kara Kurt’u “İpliksiz Tek Gözlü” ile korkutarak kurtulmayı başarıyor.

“Çay Kaşığı Cincin Hanım”ı Norveçli yazar Alf Prøysen yazmış. Prøysen, aslında Cincin Hanım maceralarını ayrı ciltler olarak yazmış. Benim okuduğum kitaptaysa sekiz macera tek bir ciltte toplanmış ve resimlenmiş. Kitabı okuduğum 7-8 yaşlarımdayken bile bir şeyi garipsediğimi anımsıyorum: Madem bu kitabı bir Norveçli yazmıştı, resimlerdeki bu adam niye hiç Norveçliler’e benzemiyordu? Sorunun yanıtını ancak yıllar sonra verebildim. Yanıt gayet basitti: Çizeri (Şahin Erkoçak) bir Türk’müş  de ondan. Eee, insan küçükken henüz kitap künyelerine bakmayı akıl etmiyor galiba.

İngilizce’ye Mrs. Pepperpot (Bayan Biberlik) olarak çevrilen Cincin Hanım’ın aslında  ne çok macerası olduğunu bu listeden görebilirsiniz.

Cincin Hanım’ı araştırırken 80’li yıllarda Japonlar tarafından animesinin de yapıldığını öğrendim. Oradaki öyküye göre “Spoon Oba-san” yani “Kaşık Teyze” köyde ressam kocasıyla yaşayan yaşlıca bir bayanmış. Boynundaki kolyede sihirli bir çay kaşığı taşırmış ve küçüldüğü zaman işte bu kaşığın boyuna inermiş. Merak edenler için çizgi filmin açılış jeneriği burada

“Çay Kaşığı” Cincin Hanım
Özgün Adı: Kjerringa som ble sa lita som ei teskje (İng: Mrs. Pepperpot / Bayan Biberlik)
Yazan: Alf Prøysen
Resimleyen: Şahin Erkoçak
Çeviren: Kari Çağatay, Fatih Erdoğan
Mavibulut Yayınları, 1984, 72 sayfa