İtiraf ediyorum: “Montegue Amca’nın Dehşet Hikayeleri”ni alırken bu kadar dehşetli bir şey beklemiyordum. Daha önce de dediğim gibi, kitap alırken bazen sadece resimlere bakarım. Bu kitapta da öyle oldu. Çarpıcı bir kapakla karşılaştım. Gözleri faltaşı gibi açılmış bir oğlan çocuğu bana bakıyordu. İki yanındaki kuru ağaç dalları tıpkı birer pençe gibi uzanmıştı. Dalların arasındaysa tuhaf canlılar ve nesneler vardı: Uğursuz olarak nitelenen kargalar, bir kurukafa, bir makas ile cep saati, hayaletimsi figürler…
Kitabı alıp arkasını çevirince en az ön kapaktaki kadar çarpıcı bir sahneyle karşılaştım: Ağaçlarla çevrili, eski bir konak ve pencerelerden görünen belli belirsiz bir ışık… Resmin altında tek bir cümle vardı: “Karanlık bastırdığında, buralarda olmak istemezsin…” Nerelerde olmak istemezdim? Karanlık basınca ne oluyordu? Bu ağaçlardaki uğursuz görüntünün nedeni neydi? Montegue Amca kimdi ve neden dehşet hikâyeleri anlatıyordu? Fazlaca meraklı biri olduğum için, soruların kışkırtmasıyla kitabı alıverdim.
Edgar, ormanın içinden geçen ve pek de hoş olmayan patikayı sık sık kullanıyordu. Bunun nedeni ormanın sonunda büyük amcası Montegue’nün oturmasıydı. Montegue Amca tuhaf biriydi. Tuhaf bir evde yaşıyordu. Edgar, o güne kadar Montegue Amca’nn evinde sadece çalışma odasını görmüştü. Arada sırada tuvalete gitmesi gerekirse, amcası eline bir mum alarak tuvalete kadar Edgar’a refakat ediyordu. Evde Franz adında bir uşak vardı. Ama Edgar evin geri kalanı gibi, Franz’ı da hiç görmemişti. Tüm bu tuhaflıklara rağmen Edgar Montegue Amcasını ziyaret etmeyi seviyordu; çünkü yaşlı adam ona garip ve ürkütücü öyküler anlatıyordu. Edgar’ın gözü çalışma odasındaki bir nesneye mi takıldı? Amcası hemen o nesneyle ilgili bir öykü anlatıyordu. Bir bez bebek, gravür, duvarda asılı duran boş bir çerçeve…
Edgar amcasına gittiği o gün arka arkaya birçok öykü dinledi. Öykülerin her birinin ortak özelliği, başkahramanlarının birer çocuk olması ve sonlarının pek de hoş olmamasıydı. Her öyküyle gerilimin dozu biraz daha arttı. Edgar, amcasının bu öyküleri nasıl uydurabildiğini merak etmeye başladı. Montegue Amca gerçekten uyduruyor muydu? Yoksa… Edgar tüm parçaları ancak günün sonunda, amcasının hayat öyküsünü dinlediği zaman birleştirebildi.
Montegue Amca hikâyesini bitirince çalışma odası uzun bir sessizliğe gömüldü. Saatin tik takları hariç etrafta çıt çıkmıyordu. Ter içinde kalmış ellerimi çözüp pantolonuma sildim. Amcam gölgelerin arasından çıkıp bana doğru eğildi. Yüzü şöminenin aleviyle al al olmuştu. “Sanırım seni korkutmayı henüz başaramadım, Edgar,” dedi, tek kaşını havaya kaldırarak. “Hayır, amca,” dedim sesimin ne kadar cılız çıktığına kendim de şaşırarak. “Tabii ki başaramadınız.”
Hissim şudur: Edgar öyküleri dinlerken nasıl gerildiyse, ben de aynen öyle gerildim. Montegue Amca’nın odasının her köşesini gördüm. Kalın perdeleri, yerdeki İran halısını, şöminedeki ateşi, duvardaki resimleri… Sadece Montegue Amca’yı tam olarak göremedim. Odanın karanlık köşelerinden birine çekilmişti çünkü. Bu yüzden zihnimdeki Montegue imgesi daha da gizemli bir hal aldı. “Montegue Amca’nın Dehşet Hikayeleri”nin en başarılı yanı işte bu: Kitap kusursuz bir gizem yaratıyor. Bu duygu hem mekanların, hem de karakterlerin içine işlemiş. Daha ilk sayfadan itibaren çarpıcı bir gotik atmosfere adım atıyorsunuz. Edgar’ın ormana girdiği andan itibaren… Edgar akşam bastırırken tekrar ormana giriyor ve dehşeti geride bıraktığı halde, eve dönüş yolunda onunla birlikte ürperiyorsunuz.
Yazar Chris Pristley, “Montegue Amca’nın Dehşet Hikâyeleri”ni yazarken birçok kaynaktan beslenmiş. Örneğin başkahramanlarından birine, korku edebiyatının babası Edgar Allan Poe’nun adını vermiş. Çocukluğunda yaşadığı yerler, kendi korkuları, günün birinden ziyaret ettiği Gotik bir kilisenin mimari detayları ya da bir gezi sırasında gördüğü Harran evleri… Tüm bu izler birbirine bir zincirin halkaları gibi bağlanan öykülere dönüşmüş. Kitabın ritmi gerçekten çok etkileyici… Montegue Amca’nın her bölümün sonunda adeta bir yem gibi Edgar’a sunduğu detaylar, bir sonraki öyküde çarpıcı bir rol üstleniyor. Temalara gelince… Her öykünün kahramanı farklı bir insani zaafla boğuşuyor. Genelde de bu zaafların kurbanı oluyorlar. İtaatsizlik, yalan, hırs, merak, korku, saplantılar, kötülük… Ama en fazla öne çıkan temaysa “ölüm” ve varoluşun en temel çatışması olan “iyilik ile kötülüğün mücadelesi”… Hayaletler, gerçeküstü olaylar, doğaüstü güçler, karanlık yaratıklar, cinler, cadılar… Çocuklar korkuyu severler. Korkmaktan tuhaf bir zevk alırlar. Neden acaba? Yanıtını vermek için uzun uzun düşünmek lazım. “Montegue Amca’nın Dehşet Hikâyeleri” korkmayı sevenler için biçilmiş kaftan… Sadece çocuklar değil tabii. Korku edebiyatından hoşlanan yetişkinlerin de bu kitaptan zevk alacaklarına eminim.
Kitabı yazarı Chris Priestley uzun süre gazete ve dergilerde yazmış; illüstrasyonlar çizmiş. Bundan on yıl önce çocuklar için yazmaya karar vermiş. 2006 yılında “Lancashire Fantastik Kitap Ödülü”nü kazanmış. Çocukluğundan beri gerilim hikâyelerinden çok etkilendiğini söyleyen yazar “Montegue Amca’nın Dehşet Hikâyeleri” ile aynı etkiyi yaratmak istediğini söylemiş. Eh, bence bu konuda oldukça başarılı olmuş. Yazarın “dehşet serisi”ne ait iki kitap daha var. Bakalım onlar da dilimize çevrilecek mi? Bence dehşet serisi kitaplarının sitesine mutlaka bir göz atın.
Montegue Amca’ya ait bir blog bulunduğunu da eklemeden geçemeyeceğim. Burayı tıklamanız yeterli.
Yazının başında kitabın resimlerinden çok etkilendiğimi söylemiştim. Çizimler David Roberts’a ait. Priestley sözlerle nasıl bir gotik dünya yarattıysa, Roberts da fırçasıyla aynı etkiyi yaratmış. İllüstratörün renkli ve siyah-beyaz çizimlerinden örneklere buradan ulaşabilirsiniz.
Bu kitap da ilginizi çekebilir:
Montegue Amca’nın Dehşet Hikâyeleri
Özgün Adı: Uncle Montegue’s Tales of Terror
Yazan: Chris Priestley
Resimleyen: David Roberts
Çeviren: Zeynep Alpaslan
TUDEM, 2010, 224 sayfa, şömizli
ISBN: 978-9944-69-376-9










{ 15 comments… read them below or add one }
Bir gotik edebiyat tutkunu olarak hemen not aldım. Linkler de harika. Kucak dolusu sevgiler
bu kitabı kendime edinmeliyim, özellikle resimlerine bayıldım
Sevgili Umur ve Ayça,
Bakalım, siz okuyunca ne düşüneceksiniz?
Kitabın “dehşetli” yanı beni hâlâ biraz tedirgin ediyor. “Acaba çocuklara değil de büyüklere daha mı uygun?” diye sormadan edemiyorum. Ama bir yandan da “Çocukken böyle bir kitap elime geçse, bayıla bayıla okurdum,” diye düşünüyorum.
Okuduktan sonra, yorumlarınızı bekliyorum.
gercekten dehsete dusuren hikayeler, insan nasil bir çocuk kitabi diye düşünmeden edemiyor. Ama ben bayıldım resimlerine hikayelerine, normalde korku okumayı tercih etmesem de montegue amcanin dehset hikayeleri gercekten iyiydi.Çocuk olsam okur muydum evet okurdum gözlerimi aca aca okurdum aksam da yorganin altına girer uyurdum
Beğenmenize sevindim. Demek çocuk (!) kitabı olduğunda hemfikir olduk
biz bunu 5,5 yaşındaki cem’e okuyoruz. uyumadan önce istemiyor (nedeni belli
ama diğer zamanlarda memnuniyetle dinliyor. kitabın kapağını görür görmez vurulup aldım, cem’in seveceğini de ilk görüşte anlamıştım
Bak sen Cem’e! Hızlı çıktı
Bu ktaı alırken güzel ve korkunç olacağını düşünmüştüm ama bence hiç korkunç deildi bana daha korkuncu geekir…
Az önceki yorumum için özür dilerim, harflere tam basmadığım için tam çıkmamışlar. Monegue amcanın Dehşet hikayeleri bence çok güzel bir kitap ancak beklediğim kadar korkunç değildi. Ben gece rüyalarıma girecek kadarını bekliyordum ama yine de çok güzel bir kitaptı. İki günde bitirdim. Çok sürükleyici bir kitaptı. Ben 13 yaşındayım.
Kitabı okuyup beğenmeniz bizi çok sevindirdi. Montegue Amca’nın sizi yeterince korkutamamasıysa bizi düşündürdü. Şimdiden sizi iliklerinize kadar titretecek bir kitap aramaya başladık. Bulur bulmaz yazacağız. O zamana kadar belki siz bize bir kitap önerirsiniz.
Sabırsızlıkla bekliyorum, bir de Dan Brown ‘un Dijital Kale, Da Vinci Şifresi, Kayıp sembolü ve Melekler ve Şeytanları okumanızı tavsiye ederim. Aynı zamanda Alex Rider serisini ve Warcraft serisini tavsiye ederim. Çok beğendim.:)
Sevgili Sarp, Dan Brown kitaplarını biliyorum; gerçekten soluk soluğa okunuyorlar.
Alex Rider serisinden haberim yoktu. Sayende haberdar oldum. İnternette araştırınca izlediğim bir filmin bir Alex Rider macerası olduğunu fark ettim. Kitaplara da ilk fırsatta bakacağım. Önerilerin için teşekkürler.
Eğer bu kitabı beğendiyseniz ikinci kitabı da tavsiye ederim: Kara Gemi’den Dehşet Hikâyeler.
Korku etkisi hem hikâyelerle hem de çizimlerle gayet güzel veriliyor. Bu sefer deniz hikâyeleri, hayalet gemiler, denizci efsaneleri…
Yine çocuklar (!) için sürükleyici ve eğlenceli bir kitap.
Gökçe,
Dehşetli başka kitap önerin varsa lütfen onları da paylaşır mısın? Sevgiler (ve bu arada Dolap’a hoş geldin!)
Dün gece başladım ben de “Kara Gemi’den Dehşet Hikayeleri”ne. Daha ilk öyküyü okudum; ama ilk kitabı aratmayan bir gerilim başladı
ben 13 yaşındayımm bu kitap çok ama etkiliyici şuanda kış budamsına geçtim diyer bölümler harikaydı bu bittikten sonra kesinliklee ama kesinlikle kara gemiden dehşet hikayleri alcam. bayıldım son derece müthiş tavsiye ederim bu kitabı nasıl aldım arkadaşımla birlikte kitapçıya gitmiştik o çizgiromanlara bakıyordu. ben öyle güzel bi kitap olursa alırım diye bakınıyorudum bi baktım o kitap karşımda zaten ismine bayıldım nerde dehşet ben orda felan işte ilk sayfasını okudum sıkıcı geldi ama sonra içindekilere bakınca hadi alıyim dedim aldım ve müthişş