Hayır, hayır, başlığa bakıp, hata yaptığımı sanmayın. Sömestr tatilinin yeni başladığının ve daha ilk haftasının bile tamamlanmadığının farkındayım. Ah, ah, önce ağır ağır geçer o ilk günler; sonlara doğru yokuş aşağı inmeye başlar hızla! Kimbilir, şu “İstanbul’a kar geliyor, aman dikkat!” tantanası belki gerçek olur da tatil daha bile uzar. (1986′daki kar tatilini sevgiyle anıyorum.)
Dediğim gibi, tatil sona yaklaşırken, zaman nedense hızlı akmaya başlar. Bir de bakarsınız ki tatilin son günü gelip çatmış. O son gün ne değerlidir, değil mi? Henüz yapmadığınız, tamamlamadığınız onlarca işin tümünü birden o gün yapmak istersiniz. Daha okunacak birkaç kitap, edilecek bir iki telefon, görüşülecek birkaç arkadaş kalmıştır. Aksi gibi hiçbirini tamamlayamazsınız. Gece olup da yatağa girdiğinizde, ertesi günün ağırlığı üstünüze çöker. Gidilecek bir okul ya da iş vardır. Üfff, o son gece şunu dilemediniz mi hiç: “Oooof offf! Keşke bugün bitmese…keşke yarın tatilim devam ediyor olsa…keşke yarın olmasa!” Bana kalırsa, ne dilediğinize dikkat edin. Zira Freddy “Keşke bir daha asla Pazartesi olmasa!” diye düşünürken, bu cümlenin başına hayli iş açacağından haberi yoktu. DEVAMI BURADA
Yarıyıl tatili denince benim aklıma kar gelir nedense. Nedenini biliyorum aslında, biz küçükken yarıyıl tatili karlı geçerdi İstanbul’da. O günlerde de Dünya küresel boyutta ısınmaktaydı ama etkilerini bu kadar yoğun hissetmiyorduk henüz. Bugün sitelerle, uydu kentlerle dolu olan (ve yakında daha niceleriyle, onaylamadığım halde ödediğim vergilerle yapılacağı söylenen o adı batasıca, yapıcılarının başına yıkılasıca 3. Köprü musibetiyle katledilecek olan) arazileri bomboştu. O günlerde Balkanlar’dan yola çıkan soğuk hava dalgaları mahalle aralarına kadar süzülebilirdi. Dolayısıyla kar yere düştü mü, tutunabilirdi. Hatta hiç unutmam, sene 86, yarıyıl tatilinde hava soğuk yapmış ama kar düşmemiş. Biz mahallenin cüceleri, tatilin son gününe kadar umudumuzu yitirmemişiz ama artık dayanacak gücümüz kalmamış. Artık pencere kenarlarında kar beklemekten bile vazgeçmişiz. Arkadaş, derken bir kar yapmaya başladı! Peh! Al sana iki hafta daha okul tatili!
Ha, yarıyıl tatillerinin tadını kaçıran şeyler yok muydu? Vardı elbette. Mesela hava erken kararıyordu, dolayısıyla eve erken girmek zorunda kalıyorduk. Yağmur çamur olduğunda bir arkadaşın evine doluşup Galaktikacılık filan oynuyorduk ama sokakta olmanın
tadını bulamıyorduk. En fenasıysa tatil ödevleri ve ders tekrarlarıydı. Tatil biz dinlenelim diye değil miydi? O halde bu ödevler filan da ne oluyordu? “Yetişkinlerin sevimsizliği,” diye düşünüyordum. Ne yazık ki, o günlerde derslerde öğrendiklerimi pekiştirecek ve üstüne bilgi ekleyecek “Bilmeniz Gereken Her Şey” gibi kaynaklar yoktu. DEVAMI BURADA